"Senin o adamın yanında ne işin var?... Siz sevgili misin?" diyen can' ın başı sarılıydı ve yüzünde bandajlar vardı.
Kalkmaya çalıştım ama beni bırakmıyordu. "Can, bunları sonra konuşuruz, ben seni ziyarete geleceğim," diyerek telefonu kapattım.
Yanımdaki adama baktım. "Sen mi dövdürdün?"
"Bizzat ben dövdüm," diye övünerek yanıtladı.
"Sen ne tür bir manyaksın? Az önce başkasını sevdiğini söyleseydin peşini bırakırdım diyorsun, sonra adamı dövüyorsun."
"Yalan söyledim, sen benden başka kimseyi sevemezsin"Elini kalbime koydu"Kalbin benim, benden başkası oraya giremez"
"Ahh, sıktın artık, bırak beni!" derken kollarından kurtulmaya çalışıyordum. İzin verdi ama bu sefer beni masanın arasına aldı.
Saçlarımın uçlarına dokunmaya başladı. "O çocuğu dövmem yanlıştı, biliyorum," dedi ama nedense bu söylediklerine hiç inanmadım. "Bana bir şans daha verirsen, bu sefer her şey farklı olacak."
"Hiçbir şey farklı olmayacak, sen aynı adamsın; kıskanç ve kaba, bunları değiştiremezsin," dedim ve onu ittim. "Bu yüzden bir kez daha denemeyeceğiz, bizden olmaz." Giderken,
"o iti ziyarete mi gidiyorsun?" dedi. Güldüm. Daha az önce söylediği şeyleri ne çabuk unuttu.
&&&&
Hastane de Can'ı ziyaret ettim. Eve gidip bellege bakmam gerekiyordu ama Can'ı öyle görünce vicdan azabı çektim.
"İyi misin?" beni görünce kalkmaya çalıştı, ben de yardım ettim ve oturur pozisyona geldi.
"Gördüğün gibiyim... Zahir amcaların Ahmet'le sevgili olduğundan haberi var mı?"
"Yok öyle bir şey, sen de babamlara saçma sapan şeyler söyleme," soylediklerimle Yüzü düştü.
Döv bir de istersen, adamı sevde!
Konuyu değiştirdim. "Yanında refakatçi var mı?"
"Annemlerin haberi yok, telaşlanmasınlar diye söylemedim."
"Peki, kim kalacak seninle?"
"Ben tek başıma hallederim, kimseye gerek yok," benim az önceki tavrıma karşı sert bir şekilde yanıt verdi.
Vicdanım el vermedi onu burda tek bırakmaya:"Tamam, ben kalırım seninle."
&&&&
Cana yemek yediriyordum kolları sargıda olduğu için mecburen ben yediriyordum. Kapı hışımla açıldığında çorbayı üzerine döktüm.
Can "Ah, yandım!" derken içeri giren Ahmet de "Sen bu ite çobamı içiriyordun," diyordu.
İkisi de aynı anda bağırırken yüksek sesle konuştum:
"SUSUNNN!" Aynı anda sustular.
"Ama canım yanıyor," diyen Can'ın yanına gittim; çorba çok yanlış bir yere dökülmüştü. Yeni önlük çıkarttım, yatagin yanindaki yardım düğmesine basmak için Cana doğru ilerledigimde Ahmet "İzin vermem," dedi.
Ne dediğini başta anlamasam da sonradan anladım; Can'ı benim giydireceğimi düşünmüştü.
Hiç bozmadım, "İzin vermiyorsan," dedim, kıyafetleri eline tutuşurdum, "Sen giydir." Ahmet yüzüme şaşkın ördek gibi bakıyordu. Ne kadar gülmek istesem de kendimi tuttum.
"Bu adama hayatta güvenemem, Sevde," Can'ın haklı isyanına katıldım ama Ahmet'i zorlamak istiyordum.
Cana döndüm, "Merak etme Can, Ahmet sana hiçbir şey yapmayacak." Ahmet'e baktım, "değil mi Ahmet?" Ahmet'i biraz tanıyorsam sesimdeki imayı anladı; şirkette konuştuğumuzda bir şans daha istediğinde değişeceğini söylemişti, şimdi hep beraber göreceğiz.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SOYKAN +18
RomanceGözlerim yavaşça dolarken, sesimdeki titremeyle "Ne istiyorsun?" dedim. Acımasızca "Benimle evleneceksin," diye yanıtladı.
