5

1.8K 163 179
                                        

Beliz Altınay'dan 

Konferans bitiminde bahçeye doğru ilerlerken arkamdan birinin bana seslendiğini duyunca durdum. Arkamı döndüğümde bir kadının hızlı bir şekilde bana doğru yürüdüğünü gördüm. 

"Merhaba." deyip elini uzattı. Elini sıkarken onun kim olduğunu anlamaya çalışıyordum. "Merhaba." dedim ben de sorgular bir şekilde. 

"Ben Samantha. Albert Luke Henderson'ın asistanının asistanıyım. Bay Henderson yarın üçte sizi şirkete bekliyor." dedikten sonra elime bir kart tutuşturdu. Tam nedenini soracakken "Hoşça kalın." deyip yine hızlı adımlarla geri döndü. Bense elimdeki kartla orada öylece kalakalmıştım. 

"Bu da neydi şimdi ?" dedim kendi kendime. 

Bay Henderson beni neden görmek istemişti ki ? Acaba konferansta yanlış bir şey mi söylemiştim ? Yoksa sorularımdan biri mi aşırı kaçmıştı ? Kesin öyle olmuştu. 

Bir anda çok gerildim. Kim bilir beni yarın neler bekliyordu. Banka oturmuş bir kez daha başından sonuna bugün olanları düşünürken telefonum çaldı. Annem arıyordu. 

"Efendim anneciğim." 

"Güzel kızım, nasılsın anneciğim ? Nasıl geçiyor ilk gün ?" 

Ona olanları anlattım. Farklı birinden daha görüş almam gerekiyordu yoksa her an kalp krizi geçirebilirdim. "Yani sizin konularınızdan pek anlamam ama bence sorularında bir problem yok. Seni başka bir şey için çağırıyor." 

"Öyle mi dersin ? Kafam çok karıştı anne. Çok gerildim bir anda." 

"Gerilme boşuna Beliz. Eminim ki gerilecek hiçbir şey yoktur. Bak ne diyeceğim, istersen biraz Damla'ya geç. Hem kafan da dağılmış olur." 

Damla ablaya gitmek mantıklı bir seçenek gibi duruyordu. Gerçekten kafam dağılabilirdi. "Tamam o zaman geçeyim ben biraz. Bana onun numarasını gönderebilir misin adresi alayım." 

Annemle vedalaşıp telefonu kapattıktan hemen sonra numara geldi. Damla ablayı arayıp müsaitlerse gelmek istediğimi söyledim. Buna çok sevindi ve hemen konum göndermemi istedi. Ben henüz Amerika'ya alışamadığım için o gelip beni alacaktı. 

Yaklaşık yirmi dakika sonra beni okulun giriş kapısından aldı. Sarılıp selamlaştıktan sonra yeniden yola odaklandı. Aramızda kısa bir sohbet başlamışken bir yandan da göz ucuyla onu süzüyordum. 

Koyu kumral ve tam anlamıyla beline kadar uzanan saçları vardı. Yüzü ise gerçekten de çok güzeldi. 

Aramızdaki ufak muhabbete araba durunca ara verip indik. "Arlington'a hoş geldin." dedi ben etrafıma bakarken. 

Arlington, geniş caddeleri, göğe uzanan cam cepheli binaları ve arada kalmış kırmızı tuğlalı evleriyle garip bir uyum içindeydi. Amerika'nın geri kalanında olduğu gibi burada da her şey fazla düzenli, fazla tertipliydi. 

Damla ablaların evi ise üç katlı, beyaz boyalı ve geniş pencereli bir evdi. Bahçeyi sardunya saksılarıyla, kısa çitlerle çevrelemişlerdi. Filmlerdeki Amerikan evlerine benziyordu. 

Birlikte eve doğru ilerledik. Biz daha zili çalmadan kucağında bebekle birlikte bir kadın kapıyı açtı. "Hoş geldiniz." dedi gülümseyerek. 

"Hoş bulduk." dedikten kısa bir süre sonra ne dediğimi fark edip "Siz Türkçe biliyorsunuz." dedim. 

"Kızım Sophie'nin köklerini unutmaması benim için çok önemli. Bu yüzden bakıcımız bir Türk." 

Anlayışla başımı salladım. "Canım sen şöyle ileriden salona geç. Ben de Sophie'yi yatırıp geleyim." 

AŞKIN TAHTI(+18)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin