Asistan çıkınca arkasından kapıyı kapattım. Yaklaşık bir dakika orada öylece durup ne yaşadığımı sorguladım. Ancak bu sorgularımın hiçbir işe yaramayacaktı. Bir an evvel işe başlamam gerekiyordu.
Dosyayı, bilgisayar çantasını ve çantamı toplantı masasının üstüne yerleştirdim. Saçlarım önüme gelmemesi için onları tepemde rastgele bir topuz yaptım. Önce dosyayı üstünkörü inceledim. Sonra bilgisayarı açtım ve detay detay incelemeye başladım.
Panik içinde bir yandan notlar alıyor, bir yandan şirket kütüphanesindeki verileri tanıyordum. Albert Luke Henderson'ın şu an benden ne istediğini anladığım için ona göre hareket ediyordum. O, benim ezber yapmamı istemiyordu. Zekamı ortaya koymamı istiyordu. Yorum yapmamı istiyordu. Kısacası kendim olmamı istiyordu. Tıpkı o konferansta yaptığım gibi. Ve bu da benim için çocuk oyuncağıydı.
On ikiye yarım saat kala sunumumu hazırlamıştım. Bilgisayarı arkamdaki büyük ekrana bağlayıp kendi kendime kısa bir prova yaptım. Kuracağım cümleleri kafamda oluşturdum. Belgelerle ilgili her şeyi kafamda iyice oturttum.
Saat tam on ikide kapı açıldı ve Luke yanında bir kadın, iki adamla birlikte toplantı salonuna girdi. Yanındakiler selamlaştıktan sonra bana kendilerini tanıttı. Kadın sabah bahsedilen Bayan Brown'dı. Uluslararası departmanının meşhur başkanı. Adamlardan biri ise Rich'ti. Albert'in kardeşi olan Rich. Diğer adam da şirketin genel müdürü Nathaniel.
Beni denemek için gerçek bir kurul toplanmıştı. İki tane Henderson'ın önünde sunum yapacaktım. Bu, yutkunmama sebep oldu.
Albert, masanın başındaki koltuğa oturdu. Kollarını bağlayıp gözlerini bana dikti. "Hazırsan başlayabilirsin." dedi soğuk sesiyle.
Diğerleri de yerlerine geçerken derin bir nefes aldım. Beklediğimden daha zor olacaktı ama altından kalkacaktım. "Henderson Holding'in Avrupa ve Asya'daki delegasyonlarla olan yatırım geçmişine dair bir analiz sunacağım." dedikten sonra sunumuma başladım.
İlk birkaç cümlede kekelesem de hemen toparladım. Albert Luke Henderson gibi bir deha sizi izlerken konuşmak mümkün değildi. Onu düşünmek bile kalbimin hızlanmasına yeterken burada beni izlemesi neredeyse kalp krizi geçirmeme sebep oluyordu.
Yine de sunum ilerledikçe ses tonum daha net ve daha özgüvenli bir hale gelmişti. Sanırım bunun sebebi onun gözlerindeki beğeni olmuştu. Çünkü ben her şeyi ona endekslemiştim. Slaytlar arasında geçerken sadece metni okumamam, aynı zamanda yorumlamam hoşuna gitmiş olmalıydı.
Diğerleri ise sürekli birbirlerine bakıp duruyorlardı. Onları umursamadım. Sonuçta önemli olan Bay Henderson'ın ne düşündüğü değil miydi ?
Sonunda sunum bittiğinde derin bir nefes aldım. "Sunumum bu kadardı. Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Sorularınız varsa memnuniyetle cevaplayabilirim." dedim.
Bir sessizlik oldu. Ardından bölüm başkanı gülümseyerek "Gayet yeterliydi. İyi hazırlanmışsın." dedi.
Ben de ona gülümseyip teşekkür ettim. Sonrasında gözlerim Albert'a döndü. Hala neden sessizdi ? Gözlerini bana dikti. "Siz benim odama geçip bekleyin. Beliz Hanımla konuşup geleceğim." dedi. Diğerleri odadan çıkana kadar da tek bir kelime dahi etmedi.
Oda boşalınca başımı dikleştirip ona baktım. Kendime de sunumuma da güvenim tamdı ve kuracağı her cümleye bir cevabım vardı.
"Bu sunumu tek başına mı hazırladın ?" diye sordu.
Başımı salladım. "Verdiğiniz belgeleri ve şirketin açık veri tabanını kullanarak ben hazırladım Bay Henderson." dedim.
"Yardım teklif eden oldu mu ?" diye sorunca bu kez başımı iki yana salladım. Hiç kimse kapıdan içeri dahi bakmamıştı. Her şeyle kendim ilgilenmiştim. Zaten bunu rahatlıkla kameradan da görebilirdi. "Sana bu sunumu neden verdim biliyor musun ?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AŞKIN TAHTI(+18)
Literatura FemininaGüç ve sırlarla inşa edilmiş bir imparatorluk... Ve o imparatorluğun en karanlık köşesine yanlışlıkla dokunan bir kadın. Albert Luke Henderson, sıradan bir zengin değil. O, dünyayı perde arkasında yöneten adam. Düşmanlarını tek bakışıyla yıkan, sırl...
