Chapter Fifty Six - ❝Black Notebook❞

217 10 8
                                        

: Love Me Tender - Stereo Jane

Son birkaç gündür Matthew pek yanıma gelmiyor. Sebebini çok iyi biliyorum elbette ama kabullenmek istemiyorum. Çünkü ne kadar aptal olduğum tekrar aklıma geliyor.

Tabii ki Draco'yu unutamadığım ve Matthew'i resmen Draco'yu unutmak için bir ilaç gibi gördüğüm -ama bunu fark etmediğim- için ayrıca Matthew de bunu fark ettiği için birkaç gündür aşırı yakın değiliz. Yemeklerde elini elimin üstüne koyması dışında.

Hermione ve diğerleri bunu fark etti mi bilmiyorum, fark etseler bile bir şey demiyorlar çünkü zaten bir ayrılığın üstüne bir daha ayrılık yaşarsam, onlar da bunu dile getirirse daha çok üzüleceğim.

Draco'yu hala seviyorum, evet. Bunu yüzlerce kez söyledim. Sanırım gerçekten aptalım. Onu unutamadım ve yeni bir sevgilim olmasına rağmen hala kalbimde onu taşıyor ve ne zaman görsem gözlerinin içine bakıyorum. Hayatımda hiç bu kadar iğrenç hissetmemiştim.

Abim giderek karanlıklaşmaya başladı. Artık Draco'nun Ölüm Yiyen olduğu konusunda emindi. Sanırım bizi de ikna etmişti çünkü Draco'nun birden ortadan kaybolmalarına, Klara ile gizli ve telaşlı bir şekilde konuşmalarına, bazı derslere gelmemesine başka bir açıklama bulamıyorum. Zaten kolunu da saklamaya çalışıyor. Sanırım kolunda Ölüm Yiyen işareti olduğu için.

Abim bir yandan sürekli Dumbledore'la konuşuyor, ne konuştuğunu bize anlatmıyor ama epey önemli olduğu belli. Ayrıca Dumbledore bu konuşmalarda abime birkaç görev de veriyor sanırım. Dedim ya, abim gerçekten garip bir ruh haline büründü. Gülümsemiyor da.

Tüm bunların arasında, ben hala derslerle uğraşıyorum tabii. Ama alışkınım...

Adel ve Cedric o kadar tatlı ki, şu sıralar tek mutluluğum onlar. 2. Yıldönümlerine az kalmış. Daha dün oldukları için çıldırmıyor muydum ben? Her neyse, şu hayatta olmasını en çok istediğim shipim şu an çok mutlu, hatta tek mutlu olan onlar -ve Romione elbette- bu yüzden zamanın nasıl geçtiğini pek sorgulamayacağım.

Sihir Tarihi sınavı için çalışırken, bir kitaba oldukça odaklanmışken biri bana seslenince irkildim.

Alice: Ha!

Matthew: Üzgünüm, korkuttum mu?

Alice: Ay, Matthew, sen miydin? Kitaba dalmışım da, ondan irkildim, sorun yok. Ne oldu?

Matthew biraz gergin duruyordu. Birkaç saniye durup sonra konuştu:

Matthew: Senle bir şey konuşmam gerek. Bahçeye gidebilir miyiz?

Alice: Tabii, konu nedir?

Neden bu kadar resmi konuşuyoruz? Çıkıyoruz biz.

Matthew: Biz.

Sadece bunu dedi. "Biz."?

Ben bir şey demeden yürümeye başladı bu yüzden bende kitabımı orada bırakıp yanında yürüdüm.

Bahçeye kadar konuşmadık. Aramızda mesafe de vardı. Sanarsın sevgili değil de iki yabancı gibiyiz...

Bahçede bir köşede durduk. Matthew arkasını döndü ve bana baktı bir süre. Sonra gülümsedi. Benimde dudaklarımın kenarı biraz kıvrıldı.

Matthew direkt konuya girdi:

Matthew: Birlikte iyi vakit geçiriyoruz, Alice. Birbirimize gerçekten değer veriyoruz. Fakat sanırım, "sevgili" olabilecek durumda değiliz, bilirsin... Daha çok, iki yakın arkadaş gibiyiz. Senden hoşlansam da, çıkmak bir hataydı sanırım. Arkadaş olarak çok daha iyiyiz.

𝐅𝐨𝐫 𝐚 𝐏𝐨𝐭𝐭𝐞𝐫 𝐆𝐢𝐫𝐥 | 𝐃𝐫𝐚𝐜𝐨 𝐌𝐚𝐥𝐟𝐨𝐲Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin