''Ben ağlamamak için sıktığım çenemin acısını, kalbimde hissetmiş bir kızım. Beni şu saatten sonra kırabilir misiniz?''
Birisiyle arkadaştan öte olmak farklı bir duygu olsa gerek. Fakat sevgiliden öte olmak ise bambaşka bir olay. Sorsalar sevgili değilsiniz, e o zaman arkadaş? Sanırım şu an Boramir ile olan ilişkimiz arkadaşlık kelimesinin yanına bile uğramıyordu.
Ortada bir ilişki var mıydı ben de bilmiyordum. Fakat her zaman ona sarılmaya ihtiyacım olduğu gerçeğini de daha fazla içimde tutmak istemiyordum.
İstediğim zaman sarılmak, sarıldığımda zamanı durdurmak istiyordum. Çünkü ne zaman ayrılsa kollarım boynundan, tekrar gerçek hayata dönüp acılarımla baş başa kalıyordum.
Her şeye gülüp geçiyorum, azıcık da komikliyim diye hayattan bir darbe bile yemediğimi zannedebilirsiniz. Tam tersine sanki hayat bütün uçan tekmelerini özenle bana ayırmış gibi yaşıyordum.
Gülüp eğlenmem ise bir nevi pes etmeme yöntemimdi. Ne kadar tekme yemiş olursam olayım ''acımadı ki'' diye alay eder gibi gülerek yerden kalkabiliyordum. Gözlerim dolmuş olsa bile. Acılarımı gülmelerimle gizliyordum. İyi de gizliyordum ama bir kişiye hariç... Boramir fark etmiş olacaktı ki gerçek beni, sarıldı bana. Sardı acılarımı.
Alarmın sesiyle yatağımdan uyuşuk bir biçimde kalktım. Herkes gibi ben de pazartesilere bayılırdım(!). Sabah yaptığım tüm rutin işlerimi halledip, okul formamı giydim. Saçlarımı da taramaya üşendiğim için tepeden fazla dağınık bir topuz yapmıştım. Hep dizilerdeki kızların böyle topuz yapıp muhteşem görünmelerine özenmişimdir. Fazla uğraşmadım ve saliseler içinde toplamış olmama rağmen hoş duruyordu. Hatta bozulmasın diye kafamı hareket ettirmeden yürümeyi planlıyordum.
Kahvaltıdan sonra abim;
''Okulda bir işim var, seni ben bırakacağım.'' dediği için kahvaltımı aceleyle edip, abimin sıkıştırması yüzünden diş fırçasını yutma tehlikesi geçirdikten sonra üzerine bir de merdivenden düştüm. Abimin kardeşi olmak bunu gerektirir.
Zar zor arabaya bindiğimde abimin söylenmelerine kulak asmayıp, son ses müzik açmıştım.
Gayet yüksek bir hızla arabayı sürmeye başladığında biraz neşelenmiştim. Arabayla kısa bile olsa gezmeyi çok severdim. Hızlı gitmeyi daha çok severdim. Ama araba sürebilir misin diye sorsalar cevabım ölsem bile süremeyeceğim olurdu. Panik yapardım ben. Günde sekizyüzbinonbeş kere kaza filan yapardım.
Okula girdiğimizde arabadan inip, abimi öpüp bahçeye doğru yürüdüm. Bu okuldan mezun olduğu için muhtemelen bu sene girmeyi düşündüğü sınavla ilgili bir şeylerdir diye ilgilenmedim.
Sınıfa gitmek yerine Güneş ile Çağay'ın oturduğu banka gidip yayıldım.
''Aybars abi neden geldi ki?'' diye Güneş sorduğunda, önemsemeden cevap verdim.
''İşi filan varmış, tam olarak umrumda sayılmaz.'' dediğimde, Çağay başka bir konuya atladı.
''Arya evden çıkarken saçını yapmayı unutmuşsun. Ya da kafan kendi kafasına göre takılıyor.'' dediğinde Güneş beni biraz daha kendine yaklaştırıp;
''Yine iş bana kaldı.'' diyerek sürekli yaptığı gibi, saçlarımı eliyle tarayıp örmüştü. Saçlarımla oynanmasını çok severdim. O yüzden hiç sesimi çıkarmadan, o anın tadını çıkarırdım.
''Şimdi biraz insana benzedin.'' diyen Çağay'a;
''En azından ben insana benzeyebiliyorum, sen onu da yapamıyorsun. Ama üzülme biz de seni böyle kabul ettik be kardeş.'' diyerek elimle kolunu sıvazladım.
Karşılık olarak hayvan gibi burnumu sıkmıştı. Tabi ben de kurtulmak için elini yaladım. Ne kadar yakın olursak olalım bundan huylanırdı. Elini yalarken başıma geleceklere hazır olarak yalamıştım fakat Allah beni çok seviyor olmalı ki, yanımıza gelen Emir ve Doğukan sayesinde konu dağılmıştı. Doğukan her zamanki cıvıklığıyla;
''Günaydın yenge.'' dediğinde -yenge- dediği için yüzümü buruşturdum. Sonra Çağay'a bu konudan bahsetmemiş olduğum gerçeği aklıma gelince gözlerim kocaman açıldı ve Doğukan'a daha fazla devam etmemesi için kaş göz yaptım. Emir bir sorun olduğunu anlamış olacak ki Doğukan'ın ensesinden tutup;
''Gel kardeşim bak şuradaki kızlar seni kesiyor.'' diyerek yanımızdan uzaklaştırdı. Emir'e daha sonra teşekkür edecektim. Çünkü şu an karşımda bana dik dik bakan bir Çağay vardı. Gözlerini kısarak;
''Yenge mi dedi o?''
''Yo ne yengesi ya, o nerden çıktı.''
''Sen sus Arya. Güneş cevap ver. Aryaya yenge mi dedi?''
''Aryaya demedi ki. Sana bakarak söyledi, bence şu an bizim seni sorgulamamız lazım.'' dediğinde Çağay inanmış olacak ki ''He tamam o zaman.'' diyerek önüne döndü. Saf mıdır nedir.
Emirlerin yanında Boramir'i görememiş olmanın verdiği huzursuzlukla, oturduğum yerden oldukça yavaş bir şekilde kalkarak esnedim.
''Sınıfa gidiyorum, gelin.'' diye emir verdim. Ne güzel bir hismiş emir vermek, sanırım bundan sonra sık sık emir vericem.
Çağay bir koluma, Güneş bir koluma girdi. Sınıfa girdiğimizde Çağay sınıftaki erkek topluluğunun yanına gitti. Muhtemelen oyun hakkında filan konuşuyorlardı. Ben de sırama çantamı koyup Güneş'in yanına oturdum. Geçen gün Boramir'le ayrıldıktan sonra, Güneş'i arayıp her şeyi anlatmıştım. Benden daha çok sevinmişti.
''Boramir bu gün gelmeyecek mi?''
''Bilmem ki belki işi filan vardır. Arasam mı?''
''Yok hemen öyle arama, çok şeyolmasın. Anla işte.''
''Götü kalkmasın?''
''Terbiyesiz, git burdan.'' diye gülerek beni iteklemişti sıradan. Zaten hoca gelmişti. O itmeseydi ben kalkacaktım....
İlk dersin ortalarına doğru birinin saçıma dokunmasıyla uyandım. Zaten tam uyuyor sayılmazdım, gözlerim kapalıydı sadece. Gözlerimi dinlendiriyordum. Boramir aptalı saçıma düğüm atmıştı. Bir insan bunu nasıl yapabilir, açıklayın bana. Çünkü dersin sonuna kadar saçımı açmakla uğraşmıştım.
''Hayvansın var ya tam bir öküzsün sen.''
''İltifat olarak mı kabul etmeliyim, yoksa diğer ders tüm saçına düğüm mü atmalıyım?''
''Şey yani hayvansın derken, böyle yakışıklı, kaslı, muhteşem gülen...'' bi an durdum, Boramir'in pis pis sırıtmasından ne dediğim farkına vardım. Sıçmıştım bi kere, sıvamak farzdı arkdşlr.
''Kantine gidiyorum ben, kantinden su alcam. Yani su susayınca içilir değil mi? Ben öyle yaparım.'' diye saçmaladığımda, gülüp;
''Bende su var, al ve otur şuraya.'' dedi. Resmen içtiği şişeden su içecektim. Teknik olarak öpüşmüş olacaktık. Tvbe tvbe.
Verdiği şişeden suyu içerken, Boramir elimden şişeyi alıp saçımı karıştırdı. Sinirle dönüp;
''Saçıma bir daha dokunursan, sana vururum.'' diye çemkirdim.
''Sorun olmaz.'' diyerek göz kırpıp arkasına yaslanmıştı. Ben de umursamayıp uyumaya devam ettim. Yani gözlerimi kapalı tutmaya.
O gün ne Çağay'la ne Güneş'le konuşmuştum. Zaten Güneş çoğunlukla telefonla oynamıştı, Çağay ise Doğukanla birlikte kızları rahatsız etmişlerdi. Ara sıra Boramir'in saçıma dokunmasıyla uyanıp, iki üç kere küfür etmiş ve geri uyumuştum. Sanırım beşinci dersin sonuydu. Abimin dersin ortasında bi an sınıfa girip;
''Arya çantanı topla, gidiyoruz.'' diye bağırmasıyla yerimden sıçramıştım. Sınıftaki öğretmen de dahil herkes şok olmuş bir biçimde abime bakıyordu. Abimi sinirlendirecek ne yaptım diye düşünürken Boramir ''Yardıma ihtiyacın var mı?'' diye sessizce sormuştu. Kafamı olumsuz anlamda sallayıp hızla yerimden kalkıp abimle birlikte sınıftan çıktık. Ne olduğunu soracak cesaretim yoktu. Daha fazla sinirlenmemesi için de hızlı hızlı yürüyordum ki bu da benim tökezlememe neden oluyordu.
Okuldan çıkıp arabaya doğru ilerlerken daha çok korkmaya başlamıştım. Arabaya bindiğimizde, direksiyona öyle sert bi yumruk atmıştı ki bir an arabanın korkudan canlanıp kaçacağını zannettim.
Ne olduğunu sorduğumda cevap vermemişti susmuştu sadece ama beni dövse daha iyiydi. Böyle olduğu zamanlar bilin ki ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız ve celladınız sizi gülerek bekliyor demektir. Abimin ettiği, benim hayatta ilk defa duyduğum değişik küfürlerle birlikte eve gelmiştik. O sinirle arabayı o kadar hızlı sürmüştü ki korkudan kızarmıştım.
Evde annemin olması için içimden bildiğim bütün duaları ediyordum, abimden beni bir tek annem kurtarırdı bu durumda.
Şansım bugünde bana ağzıyla gülmüyor olacaktı ki, annem evde yoktu. Biraz daha sormasam patlayacaktım. Abimin de hızlı hızlı nefes alması daha çok gerilmeme neden olduğu için dayanamadım, korka korka;
''Ne olduğunu söylemeyecek misin, bak cidden gidicem şimdi kalpten abi ya.'' dediğimde, başını yerden kaldırıp bana baktı. Ama bir şey demedi. Ben de sinirlenmeye başlıyordum.
''Kötü bir şey mi yaptım? Söyle de bileyim. Ona göre davranayım.''
''Sen bir şey yapmadın.'' dedi. Sesi sinirden hırıltılı çıkıyordu.
''Neye sinirlendin o zaman söyle, birlikte sinirlenelim.'' dedim. Oturduğu koltuğun yanına, yere çöktüm. Elini tutup sakinleşmesi için destek verirmiş gibi sıktım. O bana hep bunu yapardı ve kendimi daha iyi hissetmemi sağlardı. Derin bir nefes aldı.
''Seni Emir'in eve bıraktığı günü hatırlıyor musun?'' dedi ve sıkıntılı bir nefes daha aldı.''Annesi ile beraber olduğu gün mü?''
''Onun dışında da mı bıraktı?'' dedi gözlerime ayrı bir sinirle bakarak.
''Yok yani, ne bileyim öyle dedim birden. Bırakmadı da konumuz o mu şuan ne oldu?''
Yutkundu. Bir kaç saniye başını yumruk yaptığı ellerine yaslayarak gözlerini kapattı. Daha çok merak ediyordum ama bu durumda da hemen anlatması için zorlayamazdım. Başını kaldırdı ve bana çevirdi. Yine o içimi huzursuz eden sesli nefesinden aldıktan sonra konuşmaya başladı.
''İşte o an annesini gördüğümde, garip bir şekilde tanıdık gelmişti. Bir kaç defa karşılaştık. Bana bakışları çok farklıydı. Düşman gibi, sanki her hareketimi inceliyormuş gibi. Hoş benim bakışlarım da pek farklı değildi. Merak ettim, araştırmak istedim. Kimse tanımadığı bir insana o şekilde bakmazdı.''
''Bir insanın bakışından ne çıkabilir ki en fazla? Arkadaşımın annesi o benim. Ayrıca çok iyi bir kadın, kesinlikle yanlış anlamışsındır. Bu kadar sinirlenmeni gerektirecek şey ne?''
''Bir susarsan anlatacağım Arya.'' dedi dişlerini sıkarak.
''Dinliyorum.''
''Bulduğumuz fotoğrafı hatırlıyor musun?''
Konu nereye gidiyordu, neden gidiyordu bilmiyordum. Umarım tahmin ettiğim şeylere varmazdı, ciddi anlamda kaldıramazdım bunu. Abimi ilk defa böyle görüyordum burnundan soluyordu resmen, gözleri kızarmıştı. İçten içe, içi acıyordu sanki. Neydi onu bu hale getiren?
''Evet, hatırlıyorum.''
Sadece bunu diyebilmiştim ne diyeceğimi bilmiyordum , sebebini sormaya korkuyordum.
''O fotoğraftaki kadın Emirin Annesiymiş Arya.''

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gözüme Kedi Kaçtı
Humor''Kızım manyak mısın, kedinin kafasına niye ekmek fırlatıyorsun?'' ''Yesin diye'' ''Aa olur mu öyle kuru kuru ekmek, al şu ocaktaki tencereyi de fırlat ayıp olmasın hayvana''