41

1.1K 59 424
                                        

Mert anahtarı kilide taktığında yorgun ama huzurluydu. Günün tüm gerginliği, ofisteki o sert yüzleşme ve flaşların patlayışı kapının eşiğinde kalmıştı. Kapıyı açtığı an, burnuna dolan o tanıdık vanilya ve bebek kokusuyla gülümsedi.

​Ancak ayakkabılarını çıkarmaya fırsat bulamadan, antrede bir hareketlilik oldu.

​"Mert! Geldin mi sevgilim?"

​Afra, sanki kapının arkasında pusuda beklemiş gibi neşeyle fırladı. Mert daha ne olduğunu anlamadan Afra üzerine atıldı. Mert refleksle karısını belinden kavrayıp kucağına alırken, Afra bacaklarını Mert'in beline doladı ve boynuna sıkıca sarıldı.

​"Hoş geldin aslan kocam! Hoş geldin benim kahramanım!"

​Mert, karısının bu bıcır bıcır haline ve enerjisine kahkaha atarak karşılık verdi. Afra, Mert'in yüzünün her yerini öpücüklere boğuyordu; alnını, yanaklarını, burnunun ucunu...

​"Hop, yavaş güzelim! Düşeceğiz şimdi," dedi Mert gülmekten konuşamayarak.

​"Düşmeyiz, sen beni tutarsın ki! Hep tuttun.  Videoyu izledim Mert... O nasıl güzel bir röportajdı öyle? 'Karıma olan aşkımı haber yapın' demeler falan... Bittim sana, bir kez daha aşık oldum!"

​Mert, Afra'yı yere indirdi ama kollarını belinden çekmedi. Alınlarını birbirine yasladılar.

​"Az bile söyledim. Kimsenin bizi üzmesine, senin o güzel gözlerini doldurmasına izin vermeyeceğim artık. Bitti o devir ." Mert’in sesi sevgi dolu ve kararlıydı.

​"Seni yerim! Hadi, gel hemen. İçeride birisi seni çok özledi, meyvesini yedi enerjisini topladı, babasını bekliyor!"

​Salona geçtiklerinde Atlas Mert, oyun halısının üzerinde kendi kendine dönmeye çalışıyordu. Babasının sesini duyunca hemen başını kaldırdı ve o dişsiz, kocaman gülücüklerinden birini sundu.

​"Aaaa!!"

​Mert, ceketini koltuğa fırlatıp hemen oğlunun yanına, halıya uzandı.

"Gel bakalım küçük adam! Kimmiş babasını özleyen?"

​Afra da yanlarına çöktü. Mert, Atlas' Mert’in  karnına minik öpücükler kondurdukça, küçük adam ellerini ayaklarını çırparak sesli kahkahalar atıyordu. Afra bir yandan onların bu halini videoya çekiyor, bir yandan da Mert'e gün içinde Atlas'ın yaptığı komiklikleri anlatıyordu.

​"Mert, inanabiliyor musun, az önce meyve yerken bana da yedirmeye çalıştı! Resmen paylaşmayı öğreniyor benim minik kalbim."

​Mert, Atlas'ı göğsünün üzerine yatırıp burnunu burnuna sürttü.

"Öğrenecek tabii, annesi gibi koca yürekli olacak benim oğlum."

​Bir süre üçü beraber halıda yuvarlandılar, peluş oyuncaklarla birbirlerine şakalar yaptılar. Mert, salonun ortasındaki halıya sırt üstü uzanmıştı. Günün tüm yorgunluğu, dışarıdaki magazin gürültüsü ve ofisteki gerginlik, Atlas Mert’in çıkardığı o neşeli çığlıklarla uçup gitmişti. Afra, koltuğa ilişmiş, elinde telefonuyla bu paha biçilemez anları kaydediyordu.

​“Hadi bakalım aslan parçası,” dedi Mert, oğlunu halının üzerinde kendisinden biraz uzağa bırakarak.

“Hedef baban! Göreyim seni, komando gibi ilerle!”

​Atlas Mert, önce şaşkınlıkla babasına baktı. Sonra küçük ellerini halıya bastırıp poposunu havaya kaldırdı. İleri gitmek istiyor ama enerjisini sadece olduğu yerde zıplamaya harcıyordu.

AŞK YAĞMURU Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin