10.City of Angels

47 2 0
                                        

Eski sevgiliniz adına düzenlenmiş bir yemek partisinden-üstelik ev sahibiyken- nasıl sıvışırdınız?
Teoride, hatta pratikte bile basitti. Mesaj geldiği anda bahçe kapısından çıkıvermiştim ancak doğruca Peekshore bankasına giden sahil yolunda neredeyse koşar adımlarla yürürken, telefonum hala bahçedeki masada oturan dört kişi tarafından taciz ediliyordu.
Elbette beni merak etmişlerdi ancak her birinin otuz kere aramasına gerek yoktu, değil mi?

Üstümde incecik, bej renkli bir elbise vardı ve şehir rüzgarı benimle inatlaşırcasına delice esiyor, tenime Temmuz sonunda alışık olmadığım titreşimler yayıyordu.
Elimdeki telefon durmaksızın titrerken, gözlerim Peekshore bankasının parlak logosuyla kısıldı. Mesajda belirtildiği yerdeydim ancak Porta'dan bir iz yoktu.
Derin bir iç çektim. Bu kadar yolu koşarcasına gelmiş, üstelik evde bıraktığım insanları küçük çaplı bir krize sürüklemiştim. Porta burada olmadığına göre, herkese kaçırılmadığımı anlatmam gerekiyordu.
Aniden arkamdan omzuma dokunan eller, kanımın beynime hücum etmesine, sahilde uyuyan evsizleri uyandıracak bir çığlık atmama sebep oldu.
İçgüdüyle arkamı hızlıca dönüp, ellerin sahibine tahminimce sert bir yumruk geçirdim.
Ancak ben elimin acısıyla kıvranırken, karşımdaki yabancı tepki bile vermemişti. Sonunda acıyla kısılan gözlerim net görüşüne geri döndüğünde şaşkınlıkla iç çektim,
"Bay Porta! Tanrı aşkına bunu yapmamanız gerektiğini kaç kere söylemeliyim?" Elim acıyla hala yanıyordu.

Hafifçe kıkırdadı ancak soğuk ve sert duruşu bozulmamıştı,
"Benim de eğlenmem gerek, Willa."

Gözlerimi devirdim. Bu adamın eğlence anlayışı kesinlikle korkutucuydu.

"Beni neden buraya çağırdınız?" Sinirle ekledim, "Bu saatte!"

"Konuşmamız gerek. Ciddi bir konuşma."
Sert ve pürüzsüz sesi neredeyse objeleşmiş, aramıza girmişti.
"Curtis Brook vakasında size yardımcı olduk."

Yine aynı yerdeydik. Bir iyilik yapmışlardı ve karşılığını isteyeceklerdi. Cevap vermeden devam etmesini bekledim.

"Willa. Düşüncelerini biliyorum. Bunu yaptığımız şeylerin bir karşılığı gibi düşünme. Sadece..." Yüzünde samimi olmaya çalışan bir ifade vardı ancak pek işe yaradığı söylemezdi.
"Yardıma ihtiyacımız var diyelim. Yardım edecek misin?"

Gülmeden edemedim,
"Başka şansım var mı?"
Beni hiç tehdit etmemişti, evet. Ancak canımı yakabilecek her şeyi yapabilirmiş gibiydi.
"Yardım edeceğim, söyleyin yeter."

Aniden öten bir karga yerimden sıçramama sebep oldu. Karga arkamızdaki elektrik direğine kondu. Sanırım Joyce bizi bulmuştu. Bay Porta benim aksine umursamamış doğruca bana bakıyordu,
"Mitzi Los Angeles'da daha önce farkedilmemiş bir enerji algıladı. Aurasını belirleyemiyor. Ayrıca biliyorsun, sen olmadan gücünün ne olduğunu algılayamayız. Yardıma ihtiyacı olan bir özel güçlü olabilir."

Başımı salladım ancak anlayamamıştım,
"Tam olarak ne yapmamı istiyorsunuz?"

"İki gün sonra Los Angeles'a giden trende bize eşlik edeceksin."
Bu bir rica değildi. Porta'nın gözlerine bakarken bunun bir emir olduğunu biliyordum.

"Peki diğerleri? Ava, Joy-"

Elini kaldırıp beni susturdu,
"Mitzi, sen ve ben. Aradığımızı bulup döneceğiz, hepsi bu." Ne yapacağımız, kimi aradığımız konusunda hala yeterince bilgi vermemişti. Sorularıma devam edecekken konuştu,
"İki gün sonra, saat ikide, tren istasyonunda. Willa." Hafifçe eğilip selam verdi ve arkasını dönüp uzaklaştı.

Yine o hisle pençeleşiyordum. Porta ve Mitzi'nin hayatıma kattığı o tehlikeli ve güvensiz hisle...
Her şeyin o yeşil tılsımla başlaması, o küçük aksesuarla başlaması beni deli ediyordu. Şimdi tılsım masamın üzerinde unutulmuşken, Porta yaptığı iyilikleri unutmama izin vermiyordu.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jan 06, 2018 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

The ServiceBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin