Verem ettin be iç ses!

155 38 15
                                        

Alaçatı sokaklarında temiz havayla kendimi dinlendiriyorum.Buraya geleli 4 gün oldu ve İstanbul'daki yaşamın ,yaşam olmadığını tam bir zulüm olduğunu  buradaki huzurla pekiştirmiştim.

Evler öyle ahenkle dizilmişti ki ,renk renk çiçekler sarkan balkonları ve bu güzel sokaklara açılan ufak ama güzel pencereleri..... İçlerinde yaşayanların ne kadar şanslı olduğu göz ardı edilemezdi.

Deniz ,kum,güneş.

Bu üçlüye kolaylıkla herkes rastlayabilirdi.Fakat ,huzurun tam olarak buralara dağıtıldığını düşünüyorum.

Abimin geldiği akşam,sinirlerim bozulduğu için saatlerce Esin'le birlikte sahilde oturmuştuk.Yediğim yersiz hakaretler beni zıvanadan çıkarmıştı.Abim telefonunu şarja takınca aramalarımı gördüğünde telaşla,Esin'le kaldığımız odaya gelip bir sıkıntım olup olmadığını sormuştu.Suratsızlığımın payını,aramalarıma cevap alamadığım için sanıp kendini izah etmeye çalışmıştı.Evet ona da kızmıştım,yola çıkıyorsun ne bokuma telefonunu şarja takmazsın ki! İnsan idare edecek kadarda olsa bırakırdı.Kendim için değildi bu sinirim,bir şey olsa ne biz ona ulaşabilecektik ne de o bize. Ya da ''Demir benim!'' diye telefonda bana çemkiren o safoza!

Ertesi günler dedem ve babaannemin aşkları ,onları gıptayla izleyen çocukları ve torunlarıyla geçirdiği zamanlarla dolmuştu.

Şuanda babaannemlerin yan evdeki, yeni tanıştığım Ceyhun'u bekliyordum.Bizimkine göre daha sakin bir görüntüsü vardı evin ve ben güneşin kızıllığını es geçerek rüzgarla birlikte savrulan ağaçlarla bir aradayım.

Mal Esin hala hazırlanıyordu.Oysa ben 10 dk içinde koyu renk kotumu,üzerine salaş beyaz askılı bluzumu ve bilek boyunda olan converselerimi giymiş,kapıya inmiştim.Ceyhun ise evlerimizin olduğu sokağın biraz ilerisinde bulunan sahilde maç yapmıştı ve son anda hazırlanmak için yukarı çıkmıştı.

Ayaklarımda derman kalmazken kapının eşiğinde duran ceviz rengindeki masanın arkasındaki aynı renk olan tahta sandalyeyi alıp oturdum.Küçük mavi çantamın ön gözünden telefonumu alıp baktım,saat 19:05' di.

''Ben geldim.'' diyerek son kelimeleri uzatarak,tam bir tiki kız edasıyla ağzını yaya yaya konuşan tabi ki Esin'di.Ve tabikide amacı beni sinirlendirmekti.

''Neredesin kızım sen?Ağaç oldum burda,kök saldım.Yeter ya sanki görücüye çıkacaksın.Alt tarafı bilet almaya gideceğiz.Hoş kalmışsa!''diyerek peş peşe cümlelerimi sıraladıktan sonra derin bir nefes verdim.Esin ayağındaki siyah topuklunun ince bağcığını bağladıktan sonra bana 'bitti mi?' der gibi baktı.

''Kızım sen salak mısın? Tamam seni çok beklettim kabul,ama sen Soykıran' ların bilet bulamayacağına inanabiliyor musun?Hayır yani aklın alıyor mu?''

''Bak eğer soyadımızı kullanacak olsaydım, abime söylerdim bir telefonuna bakardı.O konsere gelmek isteyip bilet bulamayan kaç kişi var.Bu sinir bozucu.Eğer çok uğraştık olmadıysa,o zaman abim devreye girer ama ondan önce gidip kendimiz halledeceğiz 'herkes gibi'.''

Herkes derken vurgu yapmıştım.

''Tamam be tamam.Yüz bin kez bu lafları anlattın zaten.Ceyhun gelsin hemen gideceğiz sakin.''dediğinde omuz silktim.Tam o anda arkamdan ses geldi.

''Geldim bile ..''

***************************************************************************

Buradaki arkadaşlarım Ayçin ,Mete ve Ceyhun'dan sonra ,Ceyhun'un yakın arkadaşlarıyla da tanışmıştık.Hepsi sıcakkanlı insanlar gerçekten.Birbirimize hemen alıştık bile diyebiliriz.

KARANLIKBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin