17 Temmuz 2015 - Kayseri
Herşeyin sıradan gittiği günlerden biriydi, ta ki kahramanımız Nurullah; Şeyma ile tanışana kadar… O güne kadar hayatında pek bi değişim olmamıştı. Normal bir insan gibi sıradan, basit ve renksiz bir hayat sürüyordu ancak o gün başına geleceklerden haberi yoktu.
Anneannesi hasta olan Nurullah, tatilden istifade edip eğitimini ve yaşamını sürdürdüğü Ankara’dan Kayseri’ye gelmişti. Aslında hiç istememişti Kayseri’ye gelmeyi. Kayseri onun için arkadaşlarının olmadığı, farklı bir şehirdi. Kayseri’de doğmuştu, bütün akrabaları Kayserideydi. Aslında çok insan vardı Kayseri’de Nurullah için ama Nurullah onlara yıllardır ısınamamıştı. Herşey böyle basit giderken Kayseri’ye gelmişti. Anneannesi bir ocak ayında felç geçirmiş ve yatalak olmuştu. Bütün teyzeleri ve annesi bu duruma çok üzülmüş, annelerine kol kanat germişlerdi. İşte Nurullah anneannesini ilk kez bu kadar kötü bir durumda görecekti.
Kayseri’de ilk durak anneannesinin yanı olmuştu. Anneannesi hiç bu kadar güçsüz değildi. Onu böyle görmek Nurullah’ın içini parçalamıştı. Sanki o köyün güçlü kadını Güldane gitmişte yerine bambaşka bir kadın gelmişti. Kınalı, kızıl saçları hafiften dökülmüş; yaşıtlarına nazaran güçlü bedeni çökmüş kalmıştı. İşte hayat bundan ibaretti bazen. Annesi de binbir türlü hastalıkla boğuşan Nurullah anneannesini öyle bitkin vaziyette görünce annesi için şükretmişti. O akşamı, anneannesinin felç geçirdiği akşamı hiç ama hiç unutamıyordu Nurullah.
Bir haftaiçi akşamı sınav haftasının olduğu çarşamba günü babası eve gelmiş, sofra kurulmuş ve yemekler yenmeye başlanmıştı. İşte tam bu sırada bir telefon geldi. Annesi Sonay Hanım, telefonu açtığında yüzü bembeyaz olmuştu; büyük bir şok ve tramva geçiriyordu Sonay Hanım. Telefonun diğer ucunda teyzesi ve acı bir haber vardı: “Sonay bak sakın üzülme kardeşim, annemiz felç geçirdi.” Boğazına dizilmişti lokmalar. Nurullah annesini hiç böyle görmemişti. Henüz 16 yaşındaydı ama annesini hiç böyle görmemişti. Dizlerini döven, hıçkırıklarını saklayamayan bir Sonay… Nurullah için şimdi herşey daha zordu. Annesinin hastalığı üstüne bir de bu acı ile yıkılmıştı. O gece geçmek bilmemiş ve sabah olup okulda sınava girildiğinde Nurullah koca bir hiç vermişti not olarak.
Eve geldiğinde annesi ve babası hazırlanmış Kayseri’ye biletler alınmıştı. Nurullah, kardeşi ile evde kalacaktı. Sonay Hanım bir yanda meraklı olacak ama bir yanda da üzgün olacaktı çünkü arkasında iki tane evladı önünde bir kış günü Kayseri’ye 319 kilometre mesafe vardı. Neyse ki evlatları emin ellerde olacaktı. Bütün bina halkı Nurullah ve kardeşi Bünyamin’e bakmak için kapılarını açmışlardı. Hatta Bünyamin’in arkadaşı Umut “Bünyamin bizde kalsın” diye ağlamıştı. Bünyamin arkadaşı Umutların evine gitmiş, Nurullah ise bütün ısrarlara rağmen ne arkadaşı Onur’da kalmayı ne de bir başkasına gitmeyi kabul etmişti. O evde kalmak istiyordu ve öyle de olmuştu. Evde kalmış ve abdest alıp anneannesinin şifa bulması için Yasin-i Şerif okumuştu. Unutmamıştı Kuran’ı Kerim'i okumayı. Her ne kadar zorlanarak okusa da okumuştu, dualar etmişti anneanesi ve annesi için. Sonra kendine kızmıştı namaz kılmayı bıraktığı için. Oysa ki namaz kılmak ona çok huzur veriyordu. Mahallesindeki ufak mescidin müezzinliğini yapıyordu bir zamanlar. Cami cemaati Nurullah’ı çok seviyordu. Bir de Nuri Amca vardı o cemaat arasında. Sürekli Nurullah’ı namaz çıkışı bırakmıyor ve ona müezzinliğinin en güzel noktalarını öğretiyordu. Bi an Nuri Amca aklına geldi ve ufak bir tebessüm etti. Her ne kadar aklına o güzel anılar gelse de bir haber bekliyordu ailesinden, Kayseri’den; sadece bir haber. Telefonu açıktı ve yanından bi an olsun ayırmıyordu. Bir süre sonra telefon çaldı, arayan babasıydı:
“Oğlum nasılsın?” demişti tok sesi ile babası.
Nurullah telaşlı bir sesle:
“Beni boşverin baba siz ne yaptınız bir haber var mı?” demişti.
Babası Remzi Bey:
“Biz dinlenme tesislerine geldik oğlum Kırşehirdeyiz daha ama merak etme sorun yok.”
Nurullah:
“Baba annem iyi mi, ne olursun bir şey söyle.” demişti. Telaşlıydı. Her ne kadar yanında babası olsa da annesini öylece yolcu etmek acıydı.
Babası:
“Oğlum annen iyi yanımda selamı var sen dikkat et şimdi otobüs kalkıyor ben yine ararım seni.” demiş ve telefon kapanmıştı.Nurullah, o acı dolu iki günün ardından şimdi Kayserideydi. Anneannesi karşısında sadece tavana bakıyordu. Annesi içeri girdiğinde gözyaşlarını tutamamıştı.
“Ben geldim ana.” demişti. Sadece bunu söylemiş ve dizlerine kapanıp ağlamaya başlamıştı.
“Sonay’ım sen mi geldin?” diye cevap vermişti anneannesi. Sesi titriyordu, kızını öyle gören Güldane Hanım’ın sesi titriyordu. Bir kaç dakika ağladıktan sonra biraz dertleştiler ve anneannesi kafasını çevirip baktığında Nurullah karşısında öylece duruyordu. Hemen koşup ellerini öptü
“Anneanne iyi misin?” dedi.
Anneannesi onu tanımadı bile. Unutmuştu bazı şeyleri. Sadece uzun süre görüp konuştuğu kimseleri hatırlıyordu, acıydı hemde çok acı! Nurullah bu zamana kadar ki soğuk davranışının bedelini unutulmakla ödüyordu.Bayram günüydü o gün. Güldane Hanım’ın tek isteği bir günlük olsun köyüne gidebilmekti. Herşey hazırdı köye gitmek için. Güldane Hanım’ın kızlarından Nuray, Sonay, Hanım ve Döndü ona eşlik edeceklerdi. Döndü Hanım’ın çocukları Şuayip ve Hasanali, Hanım Hanım’ın çocukları Mehmet ve Hatun, Sonay Hanım’ın çocukları Nurullah ve Bünyamin, Nuray Hanım’ın çocukları Hatice ve Efe Kaan bu yolculukta bulunacak diğer aile fertleriydi.
O yolculuk aslında Nurullah için bambaşka olacaktı. Hayatının anlamını orada bulacaktı. Bütün bir hayatını değiştirecek o yolculuğa olacaklarda habersizce çıkmıştı. Bir buçuk saatlik yorucu bir yolculuğun ardından köye gelinmişti fakat yolda olan birisi daha vardı. O, Nurullah’ın hayatına anlam katmaya geliyordu…
Köyde ziyaretçi çoktu. Güldane Hanım’ı köyde tanımayan yoktu. Gelen ziyaretçi ağlıyor, üzülüyordu. Nurullah, kuzeni Şuayip ile otururken bir anda evin önünde bir araba durdu. Arabadan kuzenleri Seçil ve Nejla bir de onların kocaları ile çocukları inmişti. Bunlar normaldi ama arabadan inen biri daha vardı. Kırmızı pantolonlu, düğmeli beyaz tişörtü olan güzel ve ılımlı biri. Nurullah neye uğradığını şaşırmış vaziyette “Bu kim?” diye soruyordu kendine. Göklerden bir ses gelse “O senin hayatının anlamı!” dese gidip sarılacaktı.
Gelen kuzenler karşılandı ve içeri alındı ancak kuzeni Tuğçe ile gelen davetsiz misafir aşağıdaydı. Üç kuzen Nurullah, Şuayip ve Sedanur aşağı inip onlara hoşgeldin dediler. Bütün bunlardan sonra davetsiz misafirin kim olduğu anlaşıldı: “Tuğçe’nin kuzeni Şevval veya Şeyma!”
Nurullah aşık olmuştu ve o heyecanla aşık olduğu kişinin adını bile doğru düzgün anlayamamıştı. Şevval miydi yoksa Şeyma mı? Bi önemi yoktu çünkü o karşısında duruyordu. Gözlerini ondan alamıyordu Nurullah. Onunla göz göze gelmişler ama bir şey söyleyemişlerdi birbirlerine. Hikaye işte burada başlıyordu. İlk görüşte aşk mı derler yoksa aşık olmak mı bilinmez ama herşey burada başlamıştı. Susuyordu sadece Nurullah. Sadece ona bakabilmek için susuyordu. Konuşsa tutamayacaktı kendini söyleyecekti aşık olduğunu ama susmak istemiyor söylemek istiyordu. Bir yandan da söyeleymiyordu. O Ankara'da, Şeyma Kayseri'de… Olacak iş miydi? Umutları kırılmıştı ama tutamıyordu kendini, aşıktı…
Kuzenler daha da konuşmak için köyün etrafında dolaşmaya karar verdiler. İşte o an Nurullah ile Şeyma yan yanaydı. Nurullah sussa da Şeyma:
“Sen neden susuyorsun?” diyip Nurullah’ın konuşmasını istiyordu. O da aşık olmuştu. Her ne kadar uzaklarda olsalar da sevmişlerdi birbirlerini. O gezilen yerler hiç bitmesin o saatler hiç geçmesin de konuşalım diye dualar ediyordu Nurullah. Ne yazık ki gezilecek yerler bitmiş, zaman geçmişti. Ayrılık vakti gelmişti ve Nurullah’ın yüzünde buruk bir ifade vardı Şeyma’ya bakarken.
“Gitme! Herkes gitsin ama sen kal, kal ki gönlümüzde çiçekler açsın. Kal ki söyleyeyim sana sevdiğimi. Kal ki bakayım gözlerinin içine sonsuza dek!” diyordu o bakışlar. Ama nafileydi. Dünya başına yıkılmıştı o an Nurullah’ın…Kader ya neler getirir bilinmezdi. Gitmişti, Şeyma başka bir yolda Nurullah başka bir yoldaydı…
İşte her şey böyle başladı sevgilim… Sen bir cuma günü bir Ramazan Bayramı’nda gelip kalbime bir girdin sonra hiç çıkmadın. Aslında buraya kadar gelir miyiz bilmiyordum ama öyle bir geldik ki hepsini yazmaya karar verdim… Hemde hepsini…

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bizim Hikâyemiz
Romance"Bizim bir hikayemiz var. 21 Temmuz 2015'ten beri süregelen bir hikaye. Kimi zaman hüzünlü kimi zaman mutlu bir hikaye. Hüzünlü de olsa sıcacık bir hikaye... Hikâyemiz hikayeniz olsun!" Bir insanın sevgilisine vereceği en güzel hediye ona açtığı kal...