6.BÖLÜM -YEM-

209 29 11
                                    

Yaşamak ve ölmek; iki zıt kelime.

Birisi nefes almayı ifade ediyorken diğeri hayata son vermeyi simgeliyordu. Yaşamak neydi ki? Sadece nefes almak mıydı? Bir insan yaşarken de ölemez miydi? Ruhsal ya da bedensel yönden aldığı darbeler o insanı yavaş yavaş ölüme sürüklüyordu. Nefes alırken, ruhen biten insan daha toparlayamazdı. Ölü sayılırdı.

Belki tıp da geçmezdi bu olay; "Kalbi ve ruhuna yapılan ağır baskılardan dolayı yaşamını yitirdi." Bu cümle somut bir kanıt olarak geçmezdi kayıtlara ama bir insanın bitmişliği gömülüydü. Her bir darbenin teker teker öldürmesiydi kanıtı. En çok hayal kırıklıklarının toplanıp, bütün umutlarının ölmesi batardı insan kalbine.

Hayal kırıklığı; bir şeye güvenip ya da umut edip, hayallerinin bir an da parçalanması değil miydi? Bütün ümitlerinin birden yok olması... Zaten insan kalbi aldığı darbelere hazırlıksız yakalandığı için bu durumda oluyordu. Hayal kırıklığı ise en önemli etkendi. Seni yavaş yavaş öldürmek yerine bir an da parçalıyordu.

Ya ölmek neydi?

Kalbini durması veya nefes almamak ölüm sayılır mıydı? Bazı insanlar ölümü kurtuluş olarak kullanıyorlardı. Ağır gelen hayatın yüklerinin ruhlarına olan baskısıydı. Ölüm onların kurtuluşuydu. Kaybettiklerini kazanacakları yerdi belki.

Ama ölüm ona göre kurtuluştan çok kaçıştı. Zorluklardan, ruhunda biriken acıdan kaçışıydı. O hep yapmaz mıydı zaten? Kaçmak onun için en iyi yoldu. Ama şimdi ölümü kullanarak kaçmak istemiyordu. Ona iki seçenek verilmişti;

Ya yaşayacaksın ya da öleceksin.

Zorlukları sevmeyen biri olarak ölümü seçerdi ama kim ölmek isterdi ki? Bir umut doğmuştu içine. Bu iş bitince ölebilirdi ama bir ihtimal yaşayabilirdi de. Sadece o ihtimale tutunmuştu. O ihtimale bağlamıştı umudunu. O ihtimal de yaşamak istiyordu.

Karşısında ki lacivert gözler neyi seçtiğini anlamış olacak ki dudakları yukarı kıvrıldı. Bu yol tehlikeli tuzaklarla doluydu. Biliyordu. Sadece düşünmek istemiyordu.

Miraç, oturduğu yerden ayağa kalkıp, Alya'nın başında dikildi.

"Sana yapacaklarını anlatacağım," deyip salondan çıktı. Çok uzun bir süre geçmeden tekrar geldi. Kendinden emin adımları, kaslı vücut yapısı ve güçlü olduğunu iddaa eden bakışları Alya'yı korkutuyordu.

Elinde siyah kapaklı bir dosya ile gelmişti ve sehpanın üzerine fırlatmıştı. Genç kız ne yapacağını bilemez hâlde bir dosyaya bir de Miraç'a bakıyordu.

"İncele," Sesi her zaman olduğu gibi keskin, delici bir şekilde çıkmıştı. Alya siyah dosyanın kapağını açarak içide ki belgelere bakmaya başladı.

Bir adamın fotoğrafı vardı ve hemen yanın da bilgileri verilmişti.

Adı: Cahit Yüksel.

25 Nisan 1971 doğumlu; Yüksel Holding, İşitme Engellilerle Omuz Omuza derneğinin, bir çok bar ve şirketlerin sahibi.

Bunun gibi bir çok bilgi verilmişti. Ama Alya neden bunları ona gösterdiğini anlamadığı için kaşlarını çatmış, Miraç'a baktı.

"Bu adamı kafana iyi kazı. Cahit Yüksel; oynayacağımız oyunun başı." Alya bir şey anlamasa da kafa sallamakla yetindi. İçinde oluşan korku göğüs kafesinde oldukça büyümüştü. Avcının avı için kullanacağı bir yemdi o sadece. Oltanın ucuna takılan bir solucandan başkası değildi.

Saçları kırlaşmaya başlamış, elmacık kemikleri gözüken, büyük olmasa da büyük tabirini alan kestane gözlü, fotoğraftaki adam Miraç'a ne yapmış olabilirdi bilmiyordu ama yakında öğrenceği kesindi.

AHRAZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin