Kemal Atatürk

23 0 2
                                        

Medya; Kemal Atatürk Gazi

''Daha iyi misin?''

''Sen de iyice abarttın Selim. Alt tarafı kafama saksı düştü.''

''Kafana düşen saksının altındaki şeyi söylemek bile istemiyorum. Böğğkk'' dedi kusuyormuş gibi yaparak.

''Ne varmış ki altında?'' dedim tedirginlikle.

''Yok ya sadece dışkı vardı.'' diyip kahkaha attı.  Olduğum yerde uzandığım için yan dönüp uyuyormuş gibi yaptım. Saksının altında dışkı olamazdı dimi?

''Uyuyan güzel demek isterdim ama çarpılmaktan korkuyorum. Bilirsin ben yalan söylemem.''

''Hıı bilmez olur muyum?'' diyip ona döndüm. Sırıtıyordu. Sonra yine dönüp gözlerimi kapattım. Başım çok ağırıyordu ve uyumak istiyordum. O gelen sesler de başka bir saksının başka bir çocuğun kafasına düşme ve çığlık seslerinin karışımıydı. Uğultu bile yoktu. Çığlık hiç dinmedi. Haklı. Küçücük bedeni o saksı yüzünden hasar görmüştü. Canı yanıyordu. Bedenindeki hasar geçse de canının acıdığını hissedecekti. Ve hatta canının acısı dindiğinde de canının acıdığı aklına geldikçe o gözyaşları kurumayacak. Sonra gözlerimi açıp, karşıya baktım. Kimse yoktu. Belli ki başkasının gözyaşları akmasın diye uzaklaşmışlardı olay mahalinden. En doğrusu da buydu zaten. Ama Selim Beyimiz bizim kalkmamıza müsaade etmiyor. 

''Başının ağrısı için çözüm yolu buldum!'' Onu göremesem de sesindeki heyecanı sezmiştim. Başımın ağrısını dindirmenin onda bu kadar heyecan yapmasını beklemezdim doğrusu. 

''Kafanı bu havuza soksam?'' diye saçma sapan bir öneride bulundu. Demek ki bu yüzden heyecan yapmıştı. Amacı başımın ağrısını dindirmek değil, kafamı suya sokup zevk almaktı belli ki. Ben ona bu zevki veremem. Ama ben zevk alabilirim. 

Yavaş yavaş kalkıp onu arkasından yakalamayı çok isterdim ama tam arkamda bana tip tip sırıttığı için kalkamadım bile. Yalnızca kafamı çevirebildim. Çevirdiğim gibi kendimi onun kollarında buldum zaten. Bir eli dizimi, diğer eli ise sırtımı kavramıştı. Büyük bir titizlikle kaldırmıştı bedenimi o soğuk zeminden. Birden beni hoplattı ve tekrardan aynı pozisyonda tutabildi. 

''Başım zonkluyor.'' dedim masum ve sakin bir ses tonuyla. Başım zonkluyordu gerçekten. 
Cevap vermeden geri bıraktı beni soğuk zemine. Baygın gibi bir halim vardı. Ya da bana öyle geliyordu. Beni yine sırtımdan kavradı ve öylece kaldı. Kim olduğunu göremesem de elindeki sıcaklığı giysilerime rağmen hissettirmişti bana. O sıcaklığı yalnızca bedenimde hissetmemiştim. O sıcaklık içimi yakıyordu. Ne oluyordu bana böyle? 

Sonra o sıcak elin sahibi yüzümü okşadı.

''Selin, iyi misin?''

Bu ses tanıdıktı. 

''Kemal Atatürk sen misin?'' dedim başımı o tarafa çevirirken. Selim şaşkın şaşkın yüzüme ve beni kollarının arasına almış olan Kemal Atatürk'e bakıyordu. Kafasındaki soru işaretleri dört dönüyordu belli ki. Onun bu haline gülmemek elde değil. Ama ben bu halde gülemiyordum çünkü başımın ağrısı hala dinmemişti. 

''Sana hastaneye gidelim, demiştim.'' dedi Selim.

''Ne ara dedin? Benim niye haberim yok?'' dedim dalga geçermiş gibi. Bu baş ağrıma iyi geliyordu. 

''Aramıza hoşgeldin'' 

''Hoşbulmadım. Beni karşılamalıydınız.''  İkisi de aynı anda pöflediler. Şu ana kadar birbirlerinden de haberleri yoktu yavrucakların. 

''Adın güzelmiş, Kemal Atatürk..'' diye tanışma merasiminin açılışını başlattı Selim. 

''Sağol kardeşim. Seninki de güzeldir belki.'' diye her zamanki kabadayı maskesini taktı Kemal Atatürk. Adı çok güzel ve hep yazasım geliyor. Soyadı da adı kadar güzel. Onu değil de adını ve soyadını tanıdığım için memnun oldum. Keşke Atatürk'ü de tanıyabilseydim.. Keşke şu anda Atatürk yaşıyor olsaydı. Bence memleketimiz bu halde olmazdı. Ölen binlerce kişi de aramızda olurdu. Suriyeliler bizim memleketimizde bizden üstün olmazlardı. Atatürk milleti için canını feda eden bir liderdi, milletinin canını feda eden değil..


Arkadaşlar yanlış anlamayın. Benim amacım birilerini kötülemek ve kitabımda siyasetten bahsetmek değil. Sadece Atatürk'ün gerekliliğini ve Atatürk'e ihtiyacımız olduğunu belirtmek istemiştim. Ata'mızı unutmayalım. Onu özel günler olmasa da analım. Çünkü o bize onu anabilme fırsatını verdi. Belki de biz şu an Allah'a da şükredemeyecektik. Köle olacaktık, ölecektik. Kadın olduğumuza binlerce kez lanet edecektik. Her zaman aşağılanacaktık, hor görülecektik. Laflarımı klişe bulabilirsiniz ama gerçekler klişe olmaz bana göre. Bu lafları her daim hatırlayalım. Ve Allah'a bize Atatürk'ü gönderdiği için yüzbinlerce kez şükredelim. Atatürk bize, Türk milletine en büyük armağandır!

Benim bazı laflarım vardır. Sizinle paylaşmak isterim:

Atatürk milleti için canını feda eden bir liderdi, milletinin canını feda eden değil.

Türkiye'ye armağan Ata'm, sonrasında Türkiye'ye düşman adam... 

Aklınıza lütfen siyaset gelmesin. Kötü niyetli sözler değil bunlar. İçimden gelenleri sizinle paylaşıyorum.. 

HEPİNİZE İYİ GÜNLER, ATATÜRK'ÜN ÖĞRENCİLERİ..!!

AŞK DİYEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin