Oturduğum apartmanın önüne gelince gözüm onu aradı ve bulması çok geç olması. Oradaydı, yine. Dik dik bakmaktan çekinmiyordum çünkü zaten o hep parka bakıyordu. Her gün aynı saatte oraya gelip aynı banka oturuyordu ve parka bakıyordu. Eğer dikkatsiz biriyseniz gözü dalmış der ve geçerdiniz ama ben dikkatliydim. Orada saatlerce oturup parka bakıyordu. İki aydır bu böyleydi. Yani en azından ben o zaman fark etmiştim. Dış kapıyı açıp içeri girdim. Onu önemsemedim nasıl olsa daha gitmesine çok vardı. 3. Katta olan evime çıktım ve anahtarı yuvasına soktum. Küçük bir tıkırtıdan sonra kapı açıldı. Bu eve üç buçuk sene önce taşınmıştım. İstanbul da üniversite kazandığımdan beri yalnız yaşıyordum. Yılda bir ya da iki kez Manavgat da yaşayan ailemi görmeye gidiyordum. Üzerime bir şort ve tişört geçirirken aç olduğumu fark ettim. Dünden kalmış yemekler olmalıydı. Yemek derken öğrenci evi klasiği olan makarnadan bahsediyordum. Buzdolabından makarnayı çıkarttım ve ocağı yakıp üzerine koydum. İçecek bir şey alsam iyi olacaktı. Elime gelen ilk hırkayı üzerime geçirdim ve evin hemen aşağısında olan bakkala indim. Mehmet amcanın dükkanıydı ve çok şirin bir yerdi. Mehmet amca beni gördüğü gibi selam verdi.
"Hoş geldin Lal kızım."
"Hoş buldum Mehmet amca oradan bir kola versene." Kolayı aldım ve koşar adımlarla eve çıktım. Makarna biraz yanmış olmalıydı. Ocağı kapatıp makarnayı bir tabağa aldıktan sonra yemeye başladım. İster istemez aklım o adama kayıyordu. Hala orada mı diye merak ediyordum ve tabi ki de merakıma yenik düşüp yatak odamdaki camın önüne gittim. Parkta yoktu. Bu çok garipti çünkü çok az orada kalmıştı. Biraz daha dikkatli bakınca parkın köşesinde bir karaltı gördüm ve görmemle donup kalmam bir oldu. Çünkü o adam bana bakıyordu. Neler olduğunu anlayamamıştım. Çok uzun süre bakmamıştı ama onu ilk defa bana bakarken görüyordum. Bakışlarında ne olduğunu pek anlamamıştım. Sanki özlemle bakıyordu bana. Bir insan tanımadığı birine neden özlemle bakardı ki? Bunu düşünmek başımı ağrıtmıştı. En iyisi uyumaktı. Kendimi yatağa bıraktım ve gözlerimi kapattım.
----
Sabah kalktığımda kendimi halsiz hissediyordum. Sanırım grip olmuştum ve öğlen dersim vardı. Ne güzel bir gündü ama! Üstüme kot ve kazak geçirdikten sonra montumu alıp çıktım. Her ne kadar hava soğuk ve ben grip olsam da o gün yürümek istiyordum. Hatta deli gibi yürümek istiyordum. Köşedeki kafeden bir kahve aldım ve yürümeye devam ettim. Şuan kendimi öyle halsiz hissediyordum ki her an yere düşebilirdim. Dün akşamdan belliydi böyle olacağı. Bugün okula gitmemeliydim. Elimde güç kalmadığını hissedince bir apartmanın duvarına tutundum. Artık kendimi tamamen hissetmiyordum ve gözlerim kapandı. Sanırım bayılıyordum.Son hatırladığım şey birisinin kollarında olduğumdu.
-------
Gözlerimi aralamaya çalıştığımda başımda müthiş bir ağrı vardı. İlk gördüğüm şey sarımsı bir ışık olmuştu. Benim evimde hiç sarı ışık yoktu. Burası neresiydi? Odaya bir baktığımda nostaljik döşenmiş olduğunu gördüm. Hep böyle bir odam olsun istemişimdir. Yatakta oturur bir pozisyona geçtim. Burası bir hastane olamazdı. Benim evim hiç olamazdı. Bu içime bir korku salmıştı. Yavaşça ayağa kalktım. Bu evin kime ait olduğunu öğrenmek istiyorsam bu odadan çıkmalıydım. Kapıyı açtığımda bir koridor vardı. Açık kahve bir şifonyer ve üstünde biblolar. Koridorun ucunda bir oda daha vardı ama kapısı kapalıydı. Oraya gidecekken hemen yanında aşağı inen bir merdiven olduğunu fark ettim. Bu evde beni çeken bir şey vardı. Sanki buraya aitmişim gibi hissettiren bir şey. Bir babanın şefkatli kolları gibi... Saçmalamayı bırakıp aşağı inmek üzere bir adım attım. Duvarda tablolar vardı ve sözler. Oğuz Atay ve Özdemir Asaf sözleriydi bunlar. Yerde ahşap parkeler vardı. Aşağı tamamen indiğimde koyu gri L bir koltuk gördüm. Tam önünde duran sehpa ile uyum içerisindeydi. Mutfağa giderken bir platforma çıkıyordunuz. Bu ev çok güzeldi. Ben eve hayran hayran bakarken mutfaktan elinde kahve kupasıyla biri çıktı. Bu oydu. Koyu kahve dalgalı saçları, açık kahve gözleri ve esmer teniyle bu tamamen oydu. Bakışları değişik duygular barındırıyordu. Özlem? Sevgi? Neydi bu? Ne olduğuna karar verememişken kendini toparladı ve ifadesiz bir şekilde bakmaya başladı.
"Dün yolda bayıldın ve bende seni evime getirdim. Tansiyonun düşmüş bir sorun yok."
"Sen..."
"Ben ne?"
"Yok bir şey. Teşekkür ederim. Size de zahmet verdim, hiç gerek yoktu." Gülümsemekle yetindi.
"Mutfağa geç yiyecek bir şeyler hazırladım. Yani kendime hazırladım sende yiyebilirsin." Bunları söylerken fazlasıyla umursamazdı. Bu sinirimi bozmuştu.
"Teşekkürler ama yemeyeceğim. Eve gitmem lazım merak etmişlerdir."
"Keyfin bilir, seni eve bırakayım."
"Teşekkür ederim ama çok zahmet verdim kendim gidebilirim. Eşyalarım nerede acaba?"
"Kapının orada. Sana bir taksi çağırırım." iyi birisine benziyordu ama biraz sertti. Daha doğrusu kaba. Tekrar teşekkür etmenin artık sıkıcı olacağının farkına vararak gülümsemekle yetindim. Dediği gibi eşyalarım oradaydı ve sanırım evde başka birisi daha yaşıyordu. Bir kadın şalı vardı. Benimde bu şaldan vardı ve evde bir türlü bulamıyordum. Eve gidince o şala tekrar bakmayı aklıma not ederek evden çıktım. Taksi gelmişti. Ne gündü ama! Ceyda beni merak etmiş olmalıydı. Zaten 19 aramasından sonra bunu tahmin etmek pek de zor değildi. Ona iyi olduğuma dair bir mesaj attıktan sonra aklım başıma daha yeni yeni geliyordu. Tamam bayılmış olabilirdim. Peki o adamın orada ne işi vardı? Düşüncelerim beni takip ettiği yönüne olsa da bu fazla paranoyakça olurdu. Bu fikirler o gün o parkta bana baktı diyeydi, ama saçmaydı. Sonuçta herkesin gözü herhangi bir yere takılabilirdi. Evime çoktan varmış olduğumu fark edince parasını uzatmak için cüzdanımı çıkarmaya yeltendim. Çantanın içinde cüzdan falan yoktu. Acaba bayılınca mı düşmüştü? o zaman düşmüş olsa dahi o adam almış olmalıydı. Bu da demek oluyordu ki yarın tekrar görüşecektik.
Bu ilk hikayem umarım beğenirsiniz. Eğer beğenirseniz desteklerinizi bekliyorum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BAKIŞLAR
General FictionYollarımızın o gün kesiştiğini sanmıştım. Meğerse bu ilk tanışmamız değilmiş.