O günden beri neredeyse 2 gün geçmişti ama Barıştan hala ses seda yoktu.Tüm arkadaşlarım bana Barışı sorarken onun ortalıklarda olmaması işleri iyice çıkmaza sürüklüyordu. Birkaç kere aramıştım ama açan olmamıştı. Evine gidip bu oyunu bitirmek istediğimi söylemek en iyisiydi. Hızla hazırlandım ve evden çıktım. Evine vardığımda hala soğuk ve ürkütücü gözüküyordu, her ne kadar büyük olsa da. Zile bastığımda kapı kendiliğinden açıldı. Kapı bile otomatikti. Kapıyı ittirdim ve içeriye doğru yürüdüm. Çok sessizdi. Salondaki masanın üstünde kırılmış bira şişeleri ve birde telefon vardı. Barışa seslendiğimde bir yanıt gelmedi. İçeriden hafif öksürme sesi gelince oraya doğru yöneldim. Kapıyı hafifçe araladığımda gördüğüm şeyle küçük bir çığlık attım. Barış bir sandalyeye bağlı şekilde kanlar içinde duruyordu. Koşarak yanına gittim.
"Barış aç gözlerini kim yaptı bunu böyle." hızla ipleri çözdüm ve zorda olsa onu kaldırdım. Çok ağırdı ve ezilecektim resmen. Onu yatağa yatırdım ve bir ilk yardım çantası bulmaya gittim. Banyoda bulabilmiştim. Hala daha öylece yatıyordu. Elimdeki bezle yüzündeki kanları silerken aniden inledi. Sağlam dövmüşlerdi anlaşılan. Yavaşça gözlerini araladığında beni görmeyi beklemediği kesindi. Zar zor konuşarak "Su" dedi. "Hemen getiriyorum." mutfaktan sürahiyle suyu alıp geldikten sonra doğrulmasına yardım ettim. Suyu içtiğinde artık daha rahat konuşabiliyordu.
"Neden geldin?"
"Şuan bunun zamanı değil Barış üstünü çıkar yaran var mı diye bakacağım." hafifçe başını salladı. Üstünü çıkardığında küçük çaplı bir şok geçirdim çünkü vücudu tamamen morluklarla kaplıydı. Morluklar için bir krem çıkardığımda bana doğru bakıyordu. Çok yorgun olduğu belliydi.
"Hadi yat uyu ben yaralarını temizleyeceğim." yavaşça uzandı. Onu rahatsız etmemek için kremi yavaşça sürdüm ve yüzünü de temizledikten sonra küçük bantlar yapıştırdım. Hiç bir şey hissetmemişti. İşimin bittiğini anlayınca çantama doğru uzandım sonra aklıma evde tek başına yaşadığı geldi. Bu haldeyken yataktan bile kalkamazdı. Anlaşılan bugün burada kalacaktım. Ceketimi çıkardım ve köşedeki koltuğa uzandım. Uyuyamıyordum çünkü arada bir öksürerek uyanıyordu ve su istiyordu. Tekrar uykuya daldığından beri hiç uyanmamıştı. Havada iyice kararmıştı ve uyku iyice bastırıyordu. Sonunda direnmeyerek uykuya daldım.
Yüzüme vuran güneşle gözlerimi araladığımda uyanmış olduğunu gördüm. Durmadan bana bakıyor ve bundan hiç çekinmiyordu. Olduğum yerde doğruldum.
"Nasılsın?"
"İyi." ben teşekkür etmesini beklerken sadece 'iyi' demesi beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Üstümü düzelttikten sonra ayağa kalktım ve çantamı aldım.
"İyi olduğuna göre ben artık gideyim." arkamı dönmüş gidecekken seslendi
"Hey, onu öylesine söyledim şu morlukları görmüyor musun?" dedi vücudunu göstererek.
"O zaman yiyecek bir şeyler getireyim. Sen yedikten sonra bende giderim." sadece kafasını salladı. Mutfağa gittiğimde bir omlet yaptım ve kahvaltılık şeyleri de tepsiye koyup odaya geri çıktım. Birine mesaj yazıyordu. Beni görünce doğrulmaya çalıştı. Kalkamadığını görünce tepsiyi kenara koyup doğrulmasına yardım ettim. Tam geri çekilecekken yanağımdan öpünce az kalsın yere düşüyordum.
"Bu neydi şimdi?"
"Teşekkür."
"Sadece teşekkür etsen de yeterdi Barış." alaycı bir şekilde kafasını salladığında tepsiyi kucağına koydum.
"Elimde tutmuyor lal sen yedirsene."
"Yersin yersin. Sen onu boşver de nasıl oldu bu?" birden yüzü sert bir hal aldı. Bu sorudan hoşlanmadığı belliydi. Zaten cevap da vermemişti. Yemeğini yemeye devam etti. Telefonuma baktığımda annemin aramış olduğunu gördüm. Onu geri ararken odadan çıkmıştım. İlk çalışta açtı.
"Kızım nerdesin sen ne diye açmıyorsun telefonunu?"
"Anne bir arkadaşım rahatsızlandı da onun yanında kaldım. Görmemişim." kendine dikkat et faslını da geçtikten sonra telefonu kapattım. Odaya döndüğümde Barışta telefonla konuşuyordu. Beni görünce telefonu kapattı ve yerine koydu. Bir şeyler döndüğü halde anlatmaması canımı sıkıyordu.
"Bir şey anlatmadığına göre gidiyorum ben artık." sanki bir şey söylemek istiyor da çekiniyor gibiydi.
"Bir şey mi diyeceksin?"
"Acaba bir kaç gün senin evinde kalabilir miyim diye soracaktım." bu sorusu beni şaşırtmıştı. Onu evime almak ne kadar güvenli olacaktı ki? Hem o zengindi benim evime kalmamıştı.
"Sen zenginsin Barış başka kalacak yerin mi yok?" biraz durdu ve cevap verdi.
"Beni tekrar bulmaları an meselesi lal. Bunu göze alamam."
"Sadece bir kaç gün kalabilirsin, sonrasında yeni bir yer bulman gerekecek ve neler olduğunu anlatmadan seni evime almam." yüzü ilk başta sıkıntılı bir hal alsa da kabul etti. Anlaşılan bir süre yanımda yaşayacaktı. Barış hafifçe doğruldu. Bu bakışlarımın ona dönmesine sebep olmuştu, düşünür gibi bir hali vardı.
"Lal sen eve nasıl girdin?"
"Kapın bile otomatik Barış pek de zor olmadı."
"Evet kapım otomatik ama daha zihin gücüyle açamıyorum Lal." O anda her şeyi anlamıştım. Ben eve girdiğimde Barışı döven adamlar hala buradaydı. Bu tüylerimi ürpertti. Barış gayet rahattı.
"İşe bak artık sende tehlikedesin sevgilim."
-Oylarınız benim için çok önemli. Lütfen oy vermeden geçmeyin. Teşekkürler.-

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BAKIŞLAR
General FictionYollarımızın o gün kesiştiğini sanmıştım. Meğerse bu ilk tanışmamız değilmiş.