ÜÇ

105 23 9
                                    

Şimdi bu adam karşıma neden çıkardı ki ?
"Dağhan ! Beni mi takip ediyorsun."
Korkuyla sesim çatlamıştı.
Kendinden emin adımlarla bana yaklaşırken adımlarımı geri geri atıyordum.
"Diyelim ki buradan geçiyordum, seni gördüm."
Ellerim pantolonumun cebine gitti. panikle telefonumu arıyordum.
"Bunu mu ariyorsun ida." Elinde salladığı telefonumu bir hışımla çekip aldım.
"Bunun sende ne işi var ?" Belli ki benimle alay ediyordu.
"Düşürmüşsün." Yalancı.
"Sen aklını mı kaçırdın? Resmen beni takip etmişsin. Eğer bana zarar vermeye çalışacaksan bilmeni isterim karşıdaki tekel bayiinin bir güvenlik kamerası var . " Neler söylüyordum böyle ?!
"Belli ki seni biraz korkutuyorum."önce dudaklarının uçları kıvrıldı sonra karanlıkta beyaz dişleri ortaya çıkana kadar gülümsedi. bana iyiden iyiye yaklaşmışken kendimi panikle koşarken buldum.
"Yaklaşma!"
Onunda adımları hızlanınca kısa beyaz duvarı arkamda bırakıp bahçe kapısına doğru koşmaya başladım.
"İda ! Oyun mu oynamak istiyorsun ? " Arkamdan gelen sesle aklımı kaçıracaktım.
Bacaklarımı zorlayarak biraz daha hızlı koşmaya gayret ettim. Kendimi karanlık sokağın ortasında bulunca soluklanmak için durakladım.
Kafamı kaldırınca duvara çivili mavi tabela beni şaşkına çevirdi
214 sokak.
Burası kardeşim ve burağın bulunduğu sokaktı.
Neden kaçtığım hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Sadece korkuyordum. Çok !
Belimde hissettiğim ellerle kaskatı kesildim.
"Artık kaçma ida."
Çırpınırken bacaklarım sağa sola sallanıyor.
Korkuyla titriyordum.
"Bırak beni gideyim ,neden beni takip ettin ? Benden ne istiyorsun ?"
"Sakinleş. Sadece konuşacağız."
Sakinleşmek bir yana gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken konuştum.
"Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok.lütfen bırak gideyim."
"konuşmak zorundasın." Değildim .kardeşim ölmüştü ve benim için herkes potansiyel katildi.
"Tamam bırak beni ama lütfen."
Ayakkabılarımın nemli zeminde bıraktığı sesle beraber dengemi sağladım.
"İda bak ben... "
Harekete gectim. Burada kalamazdım. Kimseye güvenmemeliydim.
Gözyaşlarıma çarpan rüzgar yanaklarımı soğutuyor, dizlerimde hissettiğim yanma beni durmaya zorluyordu.
Sokağın başındaki lambanın altında arkama baktığımda benden çok geride kalmış. hareketsizce beni izleyen Dağhan'ı gördüm.
Bu mesafeden sadece silüeti seçiliyordu. Nefesimi düzenlemeyi beklemedim. Ayaklarım birbiriyle yarışırken kalbim ağzımda atıyordu...

Eve girer girmez kulaklarıma dolan uğultu sesiyle başım döndü. Salonu işgal eden Akrabalarım aralarında konuşuyor kahveleri kimin yapacağına karar vermeye çalışıyorlardı.
Çarpan kapının sesiyle suratları bana dönerken ayağa kalkacak gibi olanları elimi sallayarak geçistirdim. Zira ne konuşacak halim vardı ne sarılacak isteğim.
Anladığım kadarıyla otopsi sonuçlanana kadar durum buydu. Herkes burada olacaktı. Gitmek ayıp kabul ediliyordu.
Gözlerim annemi aradığında sesinden taniyamadiğım birinin "annen odasında." Dediğini duydum. Kime başımı salladığımı bilmeden merdivenleri tırmanmaya başladım.

Kapıyı araladığımda annemi yatağın üstünde oturmuş önünde duran kutulardan çıkardığı fotoğraflara bakarken bulmuştum.
"Anne , gelebilir miyim ? "
"Gel. Bak neler buldum yüklüğe kaldırmışız hepsini. Burada ikinizde akülü araba kullanacağız diye tutturmuştunuz. Babanız birinize siyah birinize pembe almıştı. Nida pembeyi istemişti tabi."
Fotoğrafta büyük güneş gözlükleri, kurdeleli hasır şapkasıyla pembe Cadillac kullanan nida vardı.
Onun hemen arkasında siyah Mercedes'imle ben ellerimi havaya kaldırmış kameraya poz veriyordum.
Elimde olmadan gülümsedim.
Anneme baktığımda gözleri dolmuştu. Gerçi ağlamayı hiç bırakmış mıydı emin değildim. O fotoğrafları sıra sıra çevirirken sessizce yanından ayrıldım. Artık günler böyle geçecek diye düşünüyordum. Annem için gerçek mutluluk asla var olamayacaktı.

Sigara içmek için odamın balkonuna çıktığımda ayaklarımı bastığım soğuk zeminden normalde gelmeyecek bir takırtı kulaklarımı doldurdu.
Dikdörtgen taşlardan birinin yanında olması gerekenden daha fazla boşluk vardı. Birkaç kez üzerine basıp boşluktan gelen sesi dinledim. Uzun tırnaklarımla taşı çıkaramayacağımı anlayınca Mutfaktan getirdigim bıçakla kenarından tutup kaldırdım. Taşın altından havaya karışan tozla beraber içinde duran işlemeli demir kutu kendini göstermişti. Üzerindeki asma kilit sessiz geceye yankı yapıyordu.
Kutunun sahibinin ben olmadığıma emindim.
Balkon kapısını kapatıp kutuyla beraber içeri girdim. nasıl açacağımı bilmediğimden sağını solunu inceliyor, taşı kaldırdığım bıçakla demiri yamultmaya çalışıyordum. Kutu ellerimde sallanırken içinden gelen tok ses merakımı körüklüyordu.Kutuyu birkez daha çevirmeye karar verince altına kazınan küçük yazı beni şaşkına çevirmeye yetmişti.
'boo'
Bu kardeşimin küçükken oynadığı ayısının adıydı. Sorun şuydu, bu ayıyı seneler önce kaybetmiştik.

Bir umutla girdiğim Nida'nın odasında yarım saat aramadan sonra yatağın dibine çökmüş, Umutsuzca kutuyu nasıl açacağımı düşünüyordum.
Aklıma gelen fikirle eski oyuncaklarımızı sakladığımız yüklüğe doğru adımladım.

Dar kapıdan içeri girerken bastığım düğmeyle tavandaki çıplak ampül ortamı aydınlattı. Tozlu raflara gelişi güzel bakarken iri gözleriyle bana bakan peluş ayıya ellerimi uzattım.

Bıçakla sırtını kesitigimde yumuşak elyafın içinde bir not kağıdı çıkmıştı.
Kağıtta bir adres ve bir telefon numarası vardı. 214 sokak Aksoy mahallesi.
Telefon numarasını tuşlarken titreyen ellerim ancak üçüncü demeden sonra ahize tuşuna basabilmişti.
Dııt... dııt
"Alo."
ses kulaklarımı doldururken ellerim ağzıma kapandı.

İDAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin