Multimedia
Fotoğraf:
Müzik: Andrew Belle- In My Veins. Anlamı güzel bir şarkı. Videoyu koyamadım, farklı bir müzik videosu var eğer telefonunuzda varsa dinleyebilirsiniz, yada isterseniz internetten açarsınız. İyi okumalar!
''Her şey karanlık. Bu kaldırabileceğinden fazla.''
Bölüm 4: Haykır Çağlayan!
Yaşamak zorundaydım. Nedenini bilmiyordum ama böyle hissediyordum. Yanan tüm anılarımın küllerinin beni yok edip bir toprak altına gömmesi yerine, küllerimden doğmak istiyordum. Güçlü olmak, tüm dünyaya iyi olduğumu, bu kadar kolay pes etmeyeceğimi göstermek istiyordum. Ama ne için? Bana yaşamanın ne kadar güzel bir sonsuzluk olduğunu yaşatacak insanlar olmadığı için mi? Yada en değer verdiklerimin beni bırakması yüzünden mi? Ne için çabalayacaktım ben? Beni acıların dokunulmazlığıyla harmanlanmış bir denizin ortasında teknesiz bırakan bir insan için mi çabalayacaktım? Yoksa kalbimi kırmak için ağzına geleni her defasında hiç çekinmeden dile getiren bir insan yüzünden mi çabalayacaktım?
Şu çıkarcı dünyada, o kadar kolaydı ki insanları kırmak.O kadar basitti ki kalpleri paramparça etmek. Hiç anlamadan etmeden, ağzında kilit vurduğun kelimelerin bir anda karşındakine ok misali saplanması, ne kadar kolaydı.
Fakat, her ne kadar insanların dünyasını tepe taklak etmek saniyeler sürse de, oluşan enkazı eski haline getirmek ayları, hatta yılları alabiliyordu belki de...
Korkuyordum bu yüzden. Söyleyeceğim herhangi bir şeyin bir insana neler yaptırabileceğinden korkuyordum. Bir insan evladının duyguları o kadar değişkendi ki, belki de hiç yapmam dediğin şeyi yaparken buluyorsun kendini. Belki zorunda olarak, belki çevrenin etkisinde kalarak, belki de öylesine. Bu söze alınmaz dediğin kişi bir bakıyorsun kafasında uzun bir senaryo yazmış ardından ertesi gün ölüm haberi gelmiş.Bu yüzden benim yüzümden bir insanın üzüldüğünü duymak bile olduğum yerde irkilmeme sebep olurken, nasıl bunu isteyerek yapan insanlar vardı? Ben mi çok iyi niyetliyim, yoksa insanların kalpleri mi taşlaşmış?
''İnsanların kalbi taşlaşmış, ya da sen çok safsın.''
Ayın karanlığına sığınmaya devam ederken cevap vermek yerine gözlerimi yumdum. Bilmiyorum bundan kaç saat önce bayılmıştım. Bilincim kendine geldiğin de ise, kendimi sıcak bir yatakta buldum. Tüm gökyüzü kalbime sığmış gibi hissetmiştim bir anlık. Diğer bayılmalarımın aksine bu sefer ki duygularım biraz farklıydı. Sancısının tüm vücuduma bir zehir gibi yayıldığı baş ağrısı yoktu.
''Seni tuttu çünkü.''
Gözlerimi açıp, kendimi ahşap pencereye az daha çektim. Pencerenin önünde ki mermer baya bir geniş olduğundan buraya oturup, dışarıyı izlemeye başlamıştım. Şeytan da hemen dibimde oturmuş, bir ayağını kendine çekmiş, diğer ayağını bana doğru uzatmıştı. Kalçama değen ayağını, bir kez daha ittiğim de söyledikleri karşısında sessiz kalmaya devam ettim.
''Kes şunu!'' Sitemli söylenişi ardından ayağı tekrar eski halini alırken dişlerimin arasından tısladım. ''Asıl sen kes şunu!''
Ayağını daha çok bana bastırdığında, kaşları çatıktı. ''Neden bu kadar asabisin?''
Sabır dilenircesine nefesimi dışarı verdiğim de, gözlerimin doluşuna engel olamadım. Neden insanlar sürekli bunu tekrarlıyordu? Neden takılmış bir plak gibi aynı şarkı çalıyordu insanların ağzında? Neden bu kadar asabisin? Neden bu kadar hırçınsın? Neden bu kadar bencilsin? Neden bu kadar nefret dolusun?
