Bana kimin verdiğini hatırlamadığım hastahane terliklerimin ucuna bakmaya devam ettim. Burası o kadar kalabalıktı ki dayımın yanımda olup olmadığını kontrol etmek için yirmi saniyede bir başımı kaldırıp etrafıma bakıyordum. Tıpkı şimdi bakışlarımı ayaklarımın ucundan çekip, ona birkaç saniyeliğine sabitleyeceğim gibi. Yorgun ve yıpranmış görünüyordu. Onu hiç böyle görmemiştim. Hep sakin ve gerektiğinde espri yapıp ailemizi güldüren bir insandı. Ben bir anne kaybetmiştim, o da bir kız kardeş kaybetmişti. Acı içimizi kavursa da sessizce koridorda beklemeye devam ettik.
Bakışlarımı ondan çekip koridorda ardı sıra sedyelerle taşınan depremzedelere çevirdim. Ses eksik olmuyordu. Enkazdan çıkarılan bedenler ölümle sınandığından gürültü daha da katlanılmaz noktaya ulaşıyordu. Bense ağlamak istemiyordum. Çünkü bir faydası olmayacaktı. Bağırıp çağırmak annemi geri getirecek miydi?
Getirmeyecekti.
Göğsümün tam ortasında büyümekte olan bir şey vardı. Acı ve korku karşısında savunmasızdım ama iyi olmam gerekiyordu. Dayım bile bu haldeyken ben iyi olmalıydım. Güçlü durmalıydım.
Tekrar geriye gömülmek için yerin altından çıkarılan annemin bedenini teşhis etmek için buradaydık. Sesler kesilmiyordu. Bir zaman sonra bakıcı bizi çağırdı. Peşinden giderken ayaklarım bunun tam tersi için sözleşmiş gibi uyuşuk ve sarsakça davranıyordu.
Koridor boyu ilerlerken duvarlarda oluşan yer yer çatlaklara baktım. Burada durmak bile tehlikeliydi. Acaba babam ne yapmıştı? Dayım da neler olduğunu bilmiyordu.
Çift kapılı morgun önünde durduğumuzda derin bir nefes aldım. Bunu yapabilecek miydim? Dayıma baktım. Dayım, eski çaresiz bakışlarını kendinden emin, kararlı bakışlarla gölgeleyerek kadından sonra içeri girdi.
Yutkundum. Adımlarım beni içeriye götürmüştü. Tenime çarpan buz gibi hava canlı bedenimi rafa kaldıracak kadar içime işlemişti. Ölümün soluk nefesi etrafımızı sarmıştı. Diğerlerini takip edip kadının rafa benzer bir şeyi duvarın içinden çekmesini saniye saniye seyrettim. Annemle ilgili son hatıramın böyle bir şey olması hayal ettiğim şey değildi ama artık şımarıklığı bırakıp elimdekilerle yetinmeyi öğrenmem gerekiyordu.
Çekmece bölmeye benzer şey açılınca ilk annemin yüzünü görebildim. Ondan aldığım mavi gözlerini morarmaya başlayan göz kapakları örtmüştü. Titreyen elimi kaldırıp izlerle bezeli boynuna dokundum. Ona sarılmayı o kadar çok istiyordum ki.
İlk hissettiğim saf soğukluk ve hareketsizlikti. Genelde evde hep döküntülerimi toplarken nefessiz kalırdı. Babamla bir olup onu gıdıkladığımızda kulağımızın pasını silen kahkahaları eşliğinde aldığı sayısız nefeslerle minyon bedeni kasılırdı. Ama artık öyle değildi.
Her şey onun istemeyeceği kadar soğuk, sakin ve neşesiz kalmıştı.
Bir damla gözyaşı milim milim göz çukurumdan inip burnumun kıvrımının altında durdu. Annemin saçlarını okşadım. Onu son kez görüyordum. Artık bedenine toprak karışacaktı. Bu onu zihnime kazımam için son fırsattı.
Dayım yere çöküp boş bakışlarla ileriye bakıyordu. İkimiz de güçsüzlüğümüzü sessizliğimizle örtmeye çalışıyorduk. Ağızlarımızı açsak tutmaya çalıştığımız hıçkırıklar bizden izinsiz kaçacaktı. Gözlerimizi kırpsak dolan yaşlar yanaklarımızdan aşağı hücum edecekti.
''Tamam.'' diyebildim. Kadın bize boş bakışlarla baktı. Kim bilir bununla bugün kaç kez karşılaşmıştı.
Kadın yan taraftaki çekmeceyi açarken anlamaz bakışlarla ona baktım. Raf dışarı doğru açılırken gözlerim büyümüştü. Rafın içinde yatan adam nutkumun tutulması için geçerli bir sebepti.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÖLGÜN
General Fiction''Her şeyimi kaybettim.'' Sesim o kadar durgun çıkmıştı ki ölü bir beden dile gelse benden daha canlı hissederdi. ''Tek başıma kaldım.'' ''Na-nasıl?'' Batu burnunu çekerken titreyen sesiyle beni böldü. ''Bu kadar.'' dedim sert bir şekilde. ''Hayat...