16. Bölüm

202 10 7
                                    

''İyiyim.'' 

Geldiğimde beri bana yöneltilmiş olan onlarca''Nasılsın?'' sorusundan birisini daha geriye püskürtebilmeyi başardım. Ya da öyle sandım çünkü yüzüm iyiyim sözüne ihanet edecek kadar yüksek bir sesle kötüyüm diyordu.

''Biz sadece-'' 

''Beni merak etmeyin.'' 

Banyodan yeni çıktığım için ıslak olan saçlarımı tarama gereği duymadan havluyla sarmalamıştım. Yengem bu görüntüme bir şeyler demek istese bile sadece başını sallayıp, benim için düzenlediği odanın kapısını kapayarak dışarı çıktı.

Dayım odamdan beş dakika önce çıkmıştı. O da aynı şeyleri gevelemişti. Ondan yarım saat önce de kızları odama küçük bir ziyarette bulunmuştu. Ama iyi olduğumla ilgili bir şeylerden çok, havadan sudan konuşmayı tercih etmişti. Buna kızdığımı söyleyemezdim. Bir ara cidden konuya dahil olmak istedim ama sonra her şey anlamsızlaştı. 

Adım Seher. Liseye yeni başlamıştım, her şey tıkırındaydı. Daha sonra babamın tayini buna el vermedi ve ben, kendimi daha önce hiç bulunmadığım bir yerde buldum. Tek varlığım ailemdi. Ben kendime yetemezdim, ailem hep vardı. Annesinin biriciği, babasının tek kızıydım. Ben tek çocuktum. Ailemi her şeyden çok önemserdim. 

Daha sonra, taşındığımız kentin başına daha önce orada hiç meydana gelmemiş bir şey geldi. Bir deprem. 

Bir deprem, hayatınızdaki çoğu şeyi silip atabilir, sahip olduklarınızı süpürebilir ve düzeninizi yerle bir edebilirdi. 

Ben o depremde yeni alışmaya çabaladığım bir yuvadan fazlasını kaybettim. Yeni bir okuldan, henüz benimseyemediğim arkadaşlardan daha fazlasını... 

Ben her şeyimi kaybetmiştim. Ailemi yitirmiştim. Benliğimi, umutlarımı ve korunağımı.

Yalnızdım ve insanların bana sorduğu  ''Nasılsın?'' sorusuyla baş edecek kadar güçlü değildim. 

Ben iyi değildim. En sevdiğim iki insanın toprağın altında olduğu gerçeğini her zihnimden geçirdiğimde boğulacak gibi bir hisle dolup taşıyordum.  

Ben, Seher Bodur. Artık hiçbir şeyim eskisi gibi olmayacaktı. Ben bir anne ve baba kaybetmiştim. Geride bir hayat bırakmıştım. 

Ben... Ben ölmek istiyordum. Çünkü anlamıştım ki, ölüm geride kalanlar için acı vericiydi ve ben acı çekmek istemiyordum. Annemin ve babamın benim yanımda olmadığı birkaç dakika daha geçirmek istemiyordum. Hiçbir şeyi istemiyordum. 

Onlarsız ne yapacaktım? 

Düşündüğüm her bencilce düşünce için kendimden tekrar uzaklaştım ama bunu yapmaktan vazgeçemiyordum. Ölümü istiyordum. Başıma gelen her şey için bir suçlu bulup, yaşadığım tüm acıları yok etmek ister gibi onu pataklamak istiyordum. Ölüm nefes alan bir varlıktı ama ona vuramıyordum. O'nu göremezdim, duyamazdım veya o'na dokunamazdım. O etrafımdaydı, ancak onu hissedebilirdim. O beynimdeydi, o kalbimdeydi tüm acısıyla birlikte. Ruh örtümde patlak veren her yamanın dikiş izindeydi. Evet, ölümü koklayamazdım ama ben neden onun pis kokusunu soluyormuşum gibi hissediyordum?

Bana ait olmayan yataktan kalkıp odanın içinde gezindim. Kendimi yere bırakırken gözüme üşüşen yaşlara yenilerinin eklendiğini ancak fark edebildim. Flu sessizlik beni tedirgin etmek için yeterliydi.. Yataktan çektiğim yastığın üstüne kapanıp, yumuşak kumaşı dişlerim gıcırdayana dek ısırdım. Parmaklarımı sinirle avucumun içinde sıkarken çığlıklarımı diğerlerine duyurmamak için kendimde savaştım. 

ÖLGÜNHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin