"neden yanlarına gitmiyorsun?"
rosé ile ben üniversite'nin en köşe bankında oturmuş hem gelen geçenleri izliyor, hem sohbet ediyorduk.
taehyung ve jimin bahçenin ortasında sınıflarından iki kız ve bir çocuk ile konuşuyorlardı.
onları kast etdiyini biliyordum. "neden gideyim ki? hem görmüyor musun sınıf arkadaşları ile konuşuyor."
sol kolumu bankın başına koymuş ve sol ayağımıda diğer ayağımın altında koymuştum. rosé de öyle. üzerimde kot pantolon ve pembe kazak olduğu için böyle oturmamda sorun yoktu.
"onu sevdiğini biliyorum,"
ona gözlerimi kaçırarak bakarak ve yapmacık olmamaya çalışarak güldüm. "n-ne? k-kimi?"
gözleri ile bir kızla samimice konuşan taehyung'u gösterdi.
"taehyung'u kastettiğimi biliyorsun,"dalga ile güldüm. "n-ne alaka? o benim en yakın arkadaşım. 3 yıldır."
bir süre sessizlik oldu. rosé ile bu yıl karşılaşmıştık. üniversiteye ilk geldiğimde onun da ilk yılı olduğu halde bana yardımda bulunmuştu. güzeldi, samimi ve eğlenceliydi. tanışıklığımızdan beri her şeyimizi bölüşüyorduk. 2 aydır arkadaşız ama çok samimi olmuştuk. aynı bölümde -sanat bölümünde- okuyor oluşumuz bizi daha yakın ediyordu. her zaman birlikte takılırdık.
bana bakmaya devam etti. heyecanlı hâlimi görmemesini umuyordum, çünkü bu okuldan kimsenin taehyung'u sevdiğimi bilmesini istemiyordum. bu en yakın arkadaşım olsa bile.
"ne? sevmiyorum diyorum işte," diyerek geri itiraz etmemesi için içimden dua ettim. "iyi peki öyle olsun," hafifçe gülümsedi.
taehyung'lara baktığımda yanlarına jennie ve jisoo'da gelmişti. aynı zamanda jungkook'ta. samimice konuşuyorlardı.
zilin çalmasına 5 dakika kalmıştı. elimdeki kitaplarımı ve çantamı götürerek "hadi sınıfa gidelim," dedim ve ikimizde ayağa kalkarak üniversiteye doğru gittik.
tam gidiyorduk ki, jennie ve taehyung bizi durdurdu. "hey lisa! rosé!"
arkamıza dönerek onlara baktık. "efendim," dedi rosé. yanlarımıza geldiler. "akşam bizim evde buluşacağız, sizde gelsenize. oyun oynarız, eğleniriz falan." dedi jimin.
rosé bana baktı. bende ona. "tamam geliyoruz!" dedim heyecanlı bir şekilde. naz yapıp, itiraz etseydim rosé daha da şüphelenirdi. geniş bir gülümüseme yerleştirdim yüzüme.
"YES!" diyerek yerindece zıpladı jennie. onun neşesine hayrandım.
"o zaman.. 7:00'de jiminlerdeyiz! tamam mı?" dedi taehyung.
herkes "tamam," dedi ve 7'imiz birlikte kendi sınıflarımıza doğru gittik.rosé ile sınıfımıza doğru ilerlerken aniden durdum. "lan!"
"lan mı?" dedi rosé yabancı bir kelime ile karşılaşmış gibi yaparak. "çizimim!" diye bağırdım aniden. dünkü çizimim çizim odasında kalmıştı. götürecektim ama unutmuştum. rosé, "çizimin mi?" dedi. onu umursamadan hemen çizim odasına koştum. ders başlamıştı ama umrumda değildi. o çizimi birisinin görmemesi gerekiyordu. çünkü.. görmemesi gerekiyordu işte.
rosé'de arkamca geliyordu. çizim odasın ulaştığımda kapısı açıktı ama içeride kimse yoktu. hemen içeriye girip kendi alanıma gittim. tablonun üzerindeki örtüyü açtığımda çizimim yoktu.
birisi almıştı. "hassiktir!" dedim elimdeki örtüyü sıkarak. "noldu?" diye sordu rosé.
"dün çizim yapmıştım ve sanırım çalınmış," dedim oflayarak. "altı üstü bir çizim ya, hem sen yeteneklisin yeniden çizersen takma kafana bu kadar." diyerek beni sakinleştirmeye çalışıyordu rosé. tabii taehyung'u çizdiğimi bilseydi benim gibi o da telaşlanırdı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
toi et moi ❦ taelice [düzenleniyor]
Fanfiction❝Beni hiç sevmedin mi, Taehyung?❞ [ Kim Taehyung x Lalisa Manoban ] toi et moi, fransızca 'sen ve ben' demek.