3

2K 147 72
                                    

"lalisa? orada mısın?"

kapının arkasında durup kapıyı tıktıklayan taehyung'u duyunca gözyaşlarımı hemen sildim sanki hemen içeriye girecekmiş gibi.
"efendim?" diye yanıt verdim.

"iyi misin? neden çıkmadın hâlâ? endişelendim."

külliyen yalan.

çıkmıyordum çünkü ağlamam durmuyordu. ama 15 dakikanın sonunda azda olsa gözyaşlarım azalmıştı. göz makyajımı hafifçe elimin yanı ile düzeltiğimde kapıyı açtım. taehyung endişeli yüz ifadesi ile bana bakıyordu.

"özür dilerim, midem bulanıyordu sadece. üşütmüşüm." yalan söylemeyi çok iyi beceririm. yani bence.

"eve gitmek ister misin?"

evet isterdim ama daha yeni gelmiştik 1 saat bile olmamıştı. eğer bu kadar erken gidersem şüphelenirlerdi diye korkuyordum. hele ki rosé. yanlış anlardı. aslında yanlış anlamazdı, doğru anlardı ama anlardı işte neden gittiğimi.

"hayır, iyiyim ben merak etme." diye hafifçe güldüm. "içeri geçelim mi?"

"tabii," diyerek yana kaydı geçmem için ve ardımca salona gittik.

çocuklar hâlâ oturmuş oyun oynuyorlardı. onlara ayak uydurmam lazımdı. taehyung'un irene'yi oyun olsa da öpüşünü unutamıyordum. acıtmıştı.

ikimizde içeri geçerek eğlencemize devam ettik. film izledik, yemek yedik, eski hatıralardan konuştuk. aslında onlar konuşuyorlardı ben dinliyordum. midem bulanıyor yalanı ile susuyordum.

gece 11 olduğunda herkes ayağa kalkmış evine gidiyordu. jennie ve jisoo ev arkadaşı olduğu için birlikte gitti. jungkook rosé ve beni, taehyung ise irene'yi bıraktı evine.

yol boyunca jungkook ve rosé konuşmuş ben ise arkada onları dinliyordum. hoş, yeni bir flört daha.

iyi bir kıza benziyordu aslında irene. ama sevdiğim çocuk onu öpünce kıskançlık duygularım bir anda kalkmıştı. nefret etmiyordum ama hoşlanmıyordum da ondan.

şey düşündüm, acaba taehyung bunca yıl ona karşı olan duygularımı fark etmemiş miydi? 3 yıl. koskoca 3 yıl boyunca onu sevdim. acaba hiç mi farketmedi? tabi, farketmez ya. çünkü asla belli etmiyordum. çok iyi oyuncu olduğum söylenebilirdi.

oyuncu olmakta acıtıyor bir yandan.

eve ulaştığımda odama adımımı atar atmaz üzerimdekileri hemen çıkartıp yatağa attım kendimi. bu gece olanlar çok ağır geliyordu. bide öpüştükleri yetmezmiş gibi eski aşklarından bahsetti taehyung.
bana acı çektirdiği için ondan nefret ediyordum.


gözümü açtığımda saat 3'tü ve her yer karanlıktı. odamdakı lavabonun içerisinden duş sesi geliyordu. ne? bu saatte neden duş açık olsun ki? uyurgezerlik mi yaptım acaba?

hemen ayağa kalkarak lavaboya baktım.

bu taehyung'du.

yere uzanmış bir şekilde üzerinde sadece siyah pantolon vardı. üstü açıktı. dizlerini salaşça uzatmış, belini duvara yaslamıştı. kahverengi ve yumuşak saçları ıslak olmuştu. elinde sigara vardı. duşta sigara içmek mi? hah. o sigara çoktan su olmuştu bile.

şu an bunu düşünmeden hemen yanına koştum. "ne yapıyorsun burada?" sanırım ağlıyordu. neden ağladığı hakkında hiçbir fikrim yoktu. hızlıca odamın kapısının kilitli olup olmadığına baktım. annem görürse beni öldürürdü. kilitli olduğunu görünce rahatlayarak taehyung'un yanına geri gittim. dizlerinin yanına kendi dizlerimi koydum ve yere çöktüm. ellerimi yanaklarına koyarak, "hey neden ağlıyorsun?" diye sordum.

toi et moi ❦ taelice [düzenleniyor]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin