629 61 55
                                        

İkimiz de yolda yürürken aramızda derin bir sessizlik oluşmaya başlamıştı bile. Konuşmuyor, bunun yerine ikimiz de yüzlerimizdeki gülümseme ile beraber yan yana yürümeye devam ediyorduk.

Bu ise, kendimizi tuhaf hissettirmekten başka bir işe yaramıyordu.

Yola çıktığımızdan beri bakışlarını üzerimde hissederken, ben de arada ona bakıyordum. Onu, ikinci kere izleme şansını kendimde bulmuş iken, yüzümdeki gülümseme giderek büyümüştü.

Değişmemişti. Bir aydan beri aynıydı. Sadece benden biraz uzun duruyordu ve saçlarını boyatmıştı. Bu ise şaşırmama sebep oluyordu.

Bu kadar yakışıklı olması suçtu. Kalbimi hızlı attırmaya yetecek bir suç.

Gülümserken yanaklarında oluşan çukurlara baktığımda, sessiz bir şekilde kıkırdamış, bir elimi yanağına götürecekken durdurmaya çalışmıştım. Durduğum vakit sesimi duymuş olacaktı ki, başını bana doğru çevirmiş ve gözlerime bakarak gülümsemeye başlamıştı.

Bunu yapmamalıydı. Özellikle gözlerime bakarken yumuşak bir ses tonu ile konuşmayı, hiçbir şekilde yapmamalıydı.

"Ne oldu da güldün öyle?"

Gülümseyerek sorduğu soru karşısında sadece gülümsemiş, başımı iki yana sallayarak hiçbir şey olmadığını dile getirmiştim. O da kıkırdayıp başını öne çevirdiğinde sessiz bir şekilde derin nefes alıp vermiştim.

Sakin, bu saatlerde kimsenin bulunmadığı bir yere geldiğimizde bakışlarım direk onu bulmuştu. O ise bunu umursamamış, içeri doğru adımlamaya başlamıştı. Onun peşinden giderken, oturacak bir yer bakınmaya başlamıştım.

Durması ile beraber ona çarpmam dışında her şey iyiydi.

Telaş ile bana döndüğünde yüzümdeki ifadeyi görmüş, kahkaha atmaya başlamıştı. Ben ise çarptığım yeri tutarak yüzümü acıdan dolayı buruşturmuş, acı geçtikten sonra karşımda gülen bedene bakarak gülümsemeye başlamıştı.

"Sevimliydi," demişti gülmeyi bırakıp gülümsemeye başlarken. "Her zamanki gibi."

Kalbimin giderek hızlandığını hissederken tekrar ilerlemeye başlaması ile beraber onu takip etmiş, dışarıda en uç köşede bulunan masaya geçmiştik. İkimiz de yerlerimize geçtikten sonra sipariş vermiş, bir süre birbirimiz dışında her yere bakınmaya başlamıştık.

Hadi ama, kendimi açıldığımız zamandaki gibi hissetmekten almalı ve ciddi bir ifade ile karşısında durmam gerekiyordu, aptal aptal gülümseyerek değil.

Siparişler geldikten sonra ikimiz de garsona teşekkür etmiş, o gittikten sonra ise tekrar birbirimizin gözlerine bakmaya başlamıştık. Ortam en sonunda ciddi bir hale büründüğünde, ismimi duymam ile beraber ciddi olmaya çalışmıştım.

"Doyoung."

"Seni dinliyorum."

Dediğim ile beraber başta şaşırsa bile buna aldırış etmemiş, başını sallayarak derin olacak bir şekilde nefes alıp vermeye başlamıştı. Gözlerimi bir an olsun ondan ayırmazken, diyeceklerini beklemeye başlamıştım.

Sesi en sonunda kulaklarıma geldiğinde, tüm ciddiyetimi ona vermiştim.

"Ben üzgünüm."

Dudaklarından dökülen iki kelimeden sonra yutkunmuş, gözleri hafif olacak bir şekilde dolmaya başlamıştı. Boğazında bir yumru oluşmuş olmalıydı ki, sipariş ettiği içeceğinden birkaç yudum almış, ondan sonra konuşmaya devam etmişti.

"Ama olay düşündüğün gibi değil. Seni hiçbir şekilde aldatmadım, aldatamam da. Hayatımı, özellikle de kalbimi adadığım birine bunu yaşatacak isem, senden önce ben kendimi mahvetmiş olurdum."

Duyduklarım ile beraber ciddi kalmaya çalışırken, içimde oluşan hissi bastırmak için çabalıyor ve gözlerimin dolmasını engellemek için kendim ile savaş veriyordum. Olaylar, film şeridi gibi gözümün önünden geçerken, sesini duymam ile beraber tekrar ona bakmıştım.

Gözlerindeki yaşların daha çok biriktiğini, kendisini tutamayıp yanaklarından süzülüşünü izledim cümlesi bitene kadar.

"O gün, aramızda hiçbir şey olmadı. Olamazdı da zaten. Taeyong da biliyordu, seni ne kadar çok sevdiğim konusunda. Belki o gün elbet yanlış kişiyle, yanlış şeye bakıyorduk, ama tamamen farklıydı. Sadece, sürpriz yapmaya çalışıyordum."

"Jaehyun."

Konuşmam ile beraber dolu gözlerini gözlerime dikmişti. Bu sefer aynı yumru boğazıma tekrar yerleşirken, kelimeleri toparlayıp tekrar zar zor konuşmaya başlamıştım.

"O anlık sinirimi sizden çıkarmam gerekiyordu. Yüzük baktığınızı ve sürekli gülümseyerek ona gösterdiğini görünce bir an bunu düşündüm, daha çok sinirlenmiştim. Özür dilerim, buradaki özür dilemesi gereken kişi sanırım benim..."

Konuşmayı bitirdikten sonra, aramızda yine uzun bir sessizlik oluşmuştu. İkimiz de kendimiz ile savaş verirken, içeceklerden yudum alıyor ve ağlamamak için zor duruyorduk.

Elbet şu an saçma geliyordu ama, dediğim gibi anlık sinirimi ondan çıkarmış bulunarak onu kırmıştım. Hem de, bu yapmayı isteyeceğim son şey bile değildi.

Sandalye sesini duymam ile beraber başımı kaldırıp ona bakmıştım. Yanıma gelmiş, elimden tutarak beni de kaldırmıştı. Ben ne olduğunu anlamaz iken, kollarını belime dolamış ve başını boynuma koymuştu.

Kollarımı boynuna dolarken derin bir şekilde nefesler alıp veriyorduk. Ruhumuz ve kalbimiz tekrar bir olurken, gözlerimizde olan yaşlar bir kez daha bağımsızlığını ilan etmişti.

Uzun zamandır hasret kaldığım o kollara, bugün hiç çıkmamak üzere girmiştim.

---
Biliyorum sebebi biraz saçmaydı, özür dilerim :((

Ex Boyfriend •DoJaeHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin