04

118 13 1
                                    

⸝⸝

Çok Heyecanlıydım. Telefon görüşmemizden sonraki iki gün boyunca sürekli ne giyeceğimi düşünerek geçirdim.. O gün gelmişti bile.. Şimdi öğlendi ve ben odamı dağıtmış vaziyette ne giyeceğime bakıyordum.. Hava çok soğuktu yani mecburen kalın bir kazak giyinmeliydim. Aynanın karşısında çıplak bir şekilde kendime bakıyordum. 

Önce vücuduma baktım. Aslında biraz kilo vermiştim son zamanlarda, vücuduma biraz kiraz çiçekli nemlendirici sürdüm. İyice kuruduktan sonra üstüme beyaz tişört giyip onun üstüne de siyah kazağımı geçirdim. Zayıf olduğum için ve üstümdeki kazak bol olduğu için sürekli omuzlarım açılıyordu. Bunu dert etmeden saçımı düzeltmeye başladım, çok düzeltmeme gerek yoktu gerçi zaten bere takmam gerekirdi. Son olarak dudak nemlendirici sürüp dudaklarıma yanıma aldığım sırt çantama attım. 

Altıma siyah dar pantolonumu giydim ve sonra siyah bol kabanımı geçirdim üstüme. Hava gerçekten çok soğuktu ve ben gerçekten ölmek istemiyordum. Kırmızı atkımı doladım boynuma ve sonra yün beremi taktım kafama. Aynada kendime tekrar baktım ve biraz komik göründüğümü itiraf ettim kendime.. Sigaramı ve bir tane uzun zamandır sakladığım şarabımı çantama koydum ve evden çıkmak üzere postallarımı giymeye başladım. 

Kapıyı kilitleyip sokağa çıkınca bir taksi durdurdum ve bindim. Hayır hayır gitmiyordum daha.. Ona hediye almaya gidiyordum önce. 

Taksi beni ana caddeye bırakınca şöyle bir etrafıma bakıp nefesimi çektim içime. Çok soğuktu ve her yer bembeyazdı, biraz ileride kocaman bir Noel ağacı vardı ve önünde yüzlerce fotoğraf çektiren insanlar.

 Çok beklemeden yürümeye başladım, ne alacağımı bilmiyordum aslında sadece bildiğim bir antikacıya girdim ve etrafıma bakmaya başladım. Orada çalışan yaşlı adam bana yaklaşıp aradığım bir şey var mı diye sormuştu. Kibarca hediye aradığımı söylediğim de bana gel işareti yapıp eski bir dolaba yaklaştı. Dolaptan küçük bir kutu çıkarıp bana verdi. Kutuya açtığımda içinde eski bir madalyona benzer kolye vardı. Ona ne olduğunu sorduğum da çok eskiden sevgiyi ve doğayı bağlılığı temsil eden bir inanışa ait olduğun söyledi. Onu sevmiştim, bana tuhaf hissettirmişti. Parasını ödeyip hediyeyi çantama koydum ve Minho'nun bana yolladığı konuma bakıp yola koyuldum. 

Hava kararmıştı ve kar yağmaya başlamıştı. Kafamı kaldırıp tatlı camekan eve baktım. Burası olmalıydı, eve yanaşıp zile bastım hemen. Çok üşümüştüm, üstüm başım kar olmuştu. Kapı açıldı ve tam karşımda Minho'yu görünce gülümsedim. İçim bir anda yanmaya başlamıştı. ''Hoş geldin Jisung, hadi gel üşümüşsündür.'' İçeri davet etmişti beni, ben de hemen içeri geçtim ve atkımı çözmeye başladım, bir yandan da etrafımı izliyordum. 

Harika sıcacık bir evi vardı, salonun ortasında kocaman bir Noel ağacı, küçük bir şömine, kocaman L şeklinde bir koltuk ve etrafta duran kocaman piyano ona eşlik eden gitarlarla beraberdi. Çok sıcak hissettiriyordu. ''Jisung yemeği hazırlıyorum, eğer istersen biraz şöminenin yanında ısınabilirsin'' .

Şaşkınca Minho'ya bakıp gülümsedim. ''Hayır sana yardım etmek isterim.'' Onunla beraber mutfağa yöneldim ve yemeğe yardım etmeye başladım. Yemekleri pişirmeye alınca buz dolabına yöneldi ve içinden birer bira alıp birini bana uzattı ''Hadi gel yemekler olana kadar  biraz bira içelim, çok üşüyor musun sana ceket vermemi ister misin?'' Üşümüyordum aksine içim alev alev yanıyordu yanımda o varken.. gülümsedim ''Hayır iyiyim teşekkür ederim Minho'' Biralarımızı tokuşturduk ve içmeye başladık. Biraz ilerleyip ceketimden sigara paketimi alıp mutfağa geri yöneldim. İçinden iki dal sigara çıkarıp birini Minho'ya uzattım. Gülerek elimden aldı ve ağzına yerleştirip sigarayı yaktı. Daha sonra ağzındayken bir duman içine çekip verdikten sonra sigarayı benim ağzıma koydu. Ben ise şaşkınca olanları izliyordum. Anın verdiği heyecanla güldüm ve sigarayı içmeye başladım. İkimizde şimdi derin bir şekilde birbirimizi izliyorduk. O bana yaklaşıyordu ben ona. Minho'dan hoşlandığımı kabul etmiştim artık. Ona kapılıyordum git gide. 

Koyulaşmış gözleriyle bana bakarken fırının sesine ikimizde kendimize geldik. Ben elime biramı alıp salona yöneldim o ise yemekleri hazırlamaya.. Etrafı inceliyordum, belki onunla ilgili bir şey görürüm umuduyla. Çerçevelere bakınıyordum, annesi babası ve tahminimce kardeşi vardı fotoğraflarda. Minho küçüktü bir çoğunda, çok sevimliydi. 

Gecenin ilerleyen saatlerinde yemeğimizi yemiştik şarap içmiştik ve şimdi de koltukta oturup sohbet ediyorduk huzurla. Minho yarı uykuluydu, ben neredeyse uyuyacak haldeydim. Arkada sessizce çalan müzik beni iyice uykuya itiyordu. Aniden bana bakarak yaklaşmaya başlamıştı. L koltukta bana ilerleyip tam ortasına geldi, eline bir yastık kaptı ve arkama yerleştirdi güzelce. Daha sonra kalkıp içeriden bir örtü getirdi ve üstüme örttü yavaşça, bu sırada bana hafifçe gülümsüyordu, ben ise gözlerim yarı açık halde teşekkür etmeye çalışıyordum. Odasına çekileceğini düşünürken aniden yanıma düşen ağırlıkla gözlerimi irice açtım ve fark ettim ki yanıma uzanıyordu. Yavaş hareketlerle yanıma uzandı, kafamı kaldırıp kendi kolunun üstüne koydu ve bana dönüp bana sarıldı. Üstümüzü örtmüştü, sıcaktı, arkadan gelen kısık müzik ve şömineden çıkan sessiz çıtırtılar beni iyice mayıştırmıştı. Hayır mutluydum, heyecanlıydım ama bu anı bozmamak için her şeyi yapacaktım. Yavaşça gözlerimi açtım ve ona baktım. Bana bakıyordu koyu gözleriyle, sanki yüzümün her yerini ezberliyor gibi inceliyordu beni. İyice sokuldum kollarına o da gülümseyerek bana daha çok yaklaştı. Gözlerimi açabildiğim kadarıyla açtım ve uykuya dalmadan önce son cümlemi kurdum. ''Teşekkür ederim Minho, her şey için..''.

 En son hatırladığım burnumun ucunu öpmesi ve derin sesiyle söylediği sözler. ''Ben teşekkür ederim melek, hayatıma girip beni cennetinle kutsadığın için, mutlu Noeller meleğim..''.

⸝⸝⸝⸝⸝⸝⸝⸝


The Eyes / Minsung TAMAMLANDIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin