dieciséis.

174 25 5
                                        

minho

Dünden beri Yeonjun'un mesajına cevap vermemiştim. Açıkçası ne diyeceğimi de bilmiyordum. Nasıl öğrendi, ne yapacaktı bilmiyordum fakat uslu durmayacağı bildiğim bir şeydi.

O sırada karşıdan gelen çocuk ile yerimde huzursuzca kıpırdandım. Çardakta tek başımaydım ve ne diyeceğini kestiremiyordum.

'Minho, Minho, Minho.'

'Ne var, Yeonjun?'

'Nasılsın bebeğim?'

'Sınırını aşma. Ne istiyorsun, söyle.'

'İsteğim aynı. Sensin.'

'Ah, cidden. Uğraşamayacağım.'

'Hazır Jisung bu tarafa bakarken, buraya gelecek gibi dururken onunla uğraşmamı ister misin?'

'Ne saçmalıyorsun?'

'Lee Minho. Her şeyi, herkese açıklarım ve hiç çekinmem. Ama...'

'Ama beni kaybedersin. Bir daha sesimi bile duyamazsın. Gözünün önünde, her şeyi yaparım ve hiç çekinmem.'

Dudaklarına ufak bir sırıtış kondurup gözlerini gözlerime kilitlerken, konuşmaya devam etti.

'Söylediğimi tekrar düşün bence. Bu kadar erken öğrenmesini istemezsin, değil mi?'

'Siktir git, Choi Yeonjun.'

'Yeter ki iste, Lee Minho.'

O sırada Yeonjun'un boş bıraktığı yere, tam karşıma oturan Jeongin ile kafamı öne eğip derin bir nefes aldım.

'Yine mi başladı?'

'Her zaman ki Yeonjun işte.'

'Neden müdüre söylemediğimizi anlamış değilim.'

'Neyi değiştirir?'

'Ne biliyor, Minho? Sen uğraşmazsın böyle işlerle. Direkt müdüre, bir büyüğe söyleyip köşene çekilirsin. Ne var bu çocukta, seni böylesine hareketsiz kılan?'

Gözlerimi, gözleri hariç her yerde gezdirirken buraya doğru gelen Hyunjin ile ona döndüm. Baktığım yere kısa bir bakış atıp gözlerime baktı.

'Konuşacağız.'

Hyunjin her zaman ki neşesi ve o yüzünden silinmeyen gülüşü ile sevgilisinin yanına otururken Chan de gelmiş, yanımdaki yerine sokulmuştu.

Yavaşça kulağıma eğilip fısıldamasıyla, anlık gelen korkuyu geri itip ona döndüm.

'Rengin solmuş.'

'Yeonjun.'

'Yine mi...'

'Chan, bu sefer karşı koyamam. Biliyor.'

Birkaç dakika gözlerime anlamsızca baktıktan sonra gözlerimi devirip konuşmaya başladım.

'Jisung'a yazdığımı. Biliyor işte. Nereden öğrendi bilmiyorum ama biliyor.'

O sırada karşımızda oturan ikiliyi unutmuş gibiydik ve duydukları bariz ortadaydı. Bakışları bunu gösteriyordu ve kaş yapayım derken göz çıkarmayı başarmıştık.

Söze başlayan Hyunjin ile derin bir nefes aldım.

'Duymadık. Bilmiyoruz. Devam edin.'

'Biz kantine gidiyoruz. Bir şey istiyor musunuz?'

Kafamı iki yana salladım. Cebimden telefonu çıkarıp Yeonjun ile olan sohbete girdiğimde Chan önce son mesajlara, sonra ise öncekilere bakmış ve olduğu yerde sinir küpüne dönmüştü.

'Minho, madem böyle şeyler yazıyordu neden daha önce söylemedin? Veya neden engellemedin?'

'Engellenmiş kişilere bakarsan bir süreden sonra sen bile bıkarsın.'

'Ne istiyor?'

'Sevgili olmayı.'

Kafamı kaldırıp karşıya baktığım sırada, öylece durmuş bize bakan çocuk ile boğazıma adeta bir yumru oturmuştu.

Han Jisung.

***
yeonjun bebeğimi de minho'ya takıntılı bir orospu çocuğu yaptığıma göre rahatça ölebilirim

let me down slowlyHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin