7

106 20 28
                                        

Kapının gürültüyle çalınması yüzünden, uyuyan ev sakinlerini uyandırmıştı. Subin gözlerini ovalayarak açtığında yanında mışıl mışıl uyuyan Sejun'u görmüştü, yüzüne yerleşen gülümsemeyle beraber bugünün güzel geçeceğini düşünmüştü, ama hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyordu. Süprizlerle dolu bir Dünyada yaşıyorsanız eğer, beklenmedik şeylerle karşılaşabilirdiniz.

Kapının hâlâ ısrarlı çalınması yüzünden, yataktan kalkarak odasından çıktı. Annesi uykulu bir şekilde söylenerek kapıyı açmaya gittiğinde, Subin'de elini yüzünü yıkamıştı. Duyduğu sesler yüzünden hızlıca lavabodan çıktı, dış kapının aralık olduğunu gördüğünde adımlarını oraya yönlendirmişti. Elini kapının kulpuna koyup, kapıyı açacağı sırada Sejun'un uykulu bir halde gelerek, kolunu Subin'in omzuna atmıştı. Gözkapakları sürekli açılıp kapanan Sejun'un görünüşü çok komikti. Subin onu lavaboya yönlendirip kapıya yaslandı ama aklı hâlâ orada kalmıştı, suyu yüzüne çarparak uykusunun açılmasını sağladı. Temiz havluyla yüzünü kuruladıktan sonra Subin'in yanına gitti. Birbirlerine kısaca günaydın diyerek salona geçtiler. Subin'in anneside içeriye girerek kapıyı arkasından kapattı ve sırtını kapıya yaslayarak iç çekti. Zor toparlanmışken onun tekrar ortaya çıkması kötü olmuştu, birbirlerine gülerek sataşan çocuklara bakarak gülümsedi. Bu huzurun bozulmasını istemiyordu, yaşadıklarını her zaman Subin'den uzak tutmuştu bu nedenle Subin mutlu bir şekilde büyümüştü ve o şekilde de büyümeye devam edecekti...

Hızlıca toparlanarak güçlü durmaya özen gösterdi ve bu huzurun bozulmamasını umarak adımlarını mutfağa yönlendirdi. Çocuklara tost ve meyve suyu vererek kabanını üstüne geçirdi. Saçlarını arkaya atıp ikiliye bakarak sıkı sıkı tembihledi.

"Kimseye kapıyı açmak yok, dışarı çıkmakta yasak. Zaten dolapta yemekte var acıkınca yersiniz ve bahçeye dahi adımınızı atmayın."

Tek kaşını kaldırıp son derece ciddi bir sesle konuştuğunda, her iki çocuktan da onay verici mırıltılar duydu. Şimdi içi rahattı, gönül rahatlığıyla işlerini halledebilirdi. Ayakkabılarını ayağına geçirdiğinde çıkmadan önce son defa konuştu.

"Size güveniyorum, güvenimi boşa çıkarmayın."

Sözünü tamamlar tamamlamaz evden ayrıldığında, ikili derin bir nefes almıştı. Gün boyu evde takılacaklardı, o yüzden de şimdiden bir şeyler düşünmeye başlamıştılar. Subin tostundan son bir ısırık aldığında, yanakları şişmişti. Sejun, Subin'in haline gülüp peçeteyle onun yanağında kalan kırıntıları temizledi. Bu çocuk mu yemek yiyordu yoksa yemek mi onu yiyordu belli değildi.

Kahvaltılarını yaptıktan sonra koltuğa geçmişlerdi, Sejun elinde ki kumandayla kanalları gezdiği zaman Subin bıkkınlıkla nefes vermişti. Bir kanalda en fazla 1 dakika duruyordu. Kumandayı Sejun'un elinden kaptığı gibi çizgi film kanalı açmıştı, ellerini çenesine koyarak çizgi filmi izlemeye başladığında, Sejun bir ona birde tv'ye bakıyordu. Birde bebek olmadığını iddia ediyordu, hayretle açılan ağzını kapayıp kendini koltuktan aşağı sarkıttı ama kayması yüzünden tepetaklak yere düşmüştü.

Acı içinde bir inilti dudaklarından döküldüğünde, Subin endişeyle ayağa kalkıp Sejun'un yanına çömeldi. 'Ne oldu, iyi misin?' gibi şeyler söylediğinde, Sejun gülmemek için yanaklarının içini ısırmıştı. Sanırım nasıl vakit geçireceğini biliyordu. Ayak bileğini tutarak kendisinin bile inanabileceği şekilde dram yapmıştı, az kalsın bu yalanına inanacaktı da.

Subin, Sejun'un kolunu tutarak omzuna yerleştirdi ve diğer elinide onun beline yerleştirip ayağa kalkmasını sağladı. Onu koltuğa oturtup yanında ki yerini aldı.

"Bir şeye ihtiyacın olursa söylemen yeter."

Lafını bitirip tekrar çizgi filme odaklandığında, Sejun onun kolunu dürtmüştü. Subin kafasını çevirmeden 'efendim' diyerek kısaca cevapladı. Sejun'a bakmaması onu bozuntuya versede yinede yapacakları şey için, kendini içten içe tebrik etti.

"Bana meyve suyu ve kurabiye getirir misin?"

Aslında canı çektiği yoktu, sadece onunla ilgilenmediği için bir nevi cezalandırıyordu. Subin ayağa kalkıp mutfağa gitti ve buzdolabında ki vişne suyunu bardağa boşaltıp, annesinin akşamdan hazırladığı elmalı kurabiyeleri bir tabağa yerleştirdi. Tepsinin içine peçete de koyarak mutfaktan çıktı ve içeri girerek Sejun'un yanına geldi. Tepsiyi onun yanına bırakarak tekrardan televizyon karşısına geçti.

Sejun meyve suyunu dudaklarına götürerek yüzünü buruşturmuştu, tekrardan Subin'i dürterek onun odağı olmasını sağladı.

"Bu meyve suyunu sevmiyorum, bana şeftalili getirir misin sevgilim."

Subin oflayarak ayağa kalktı ve bardağı alarak tekrardan mutfağa ilerledi. Sejun keyifle arkasına yaslanıp, Subin'in ona hizmet etmesinin keyfini gün boyunca çıkardı. Gün Subin için sinir bozucu olurken, Sejun için ise harika bir gündü.

Kim ilgiden ve hizmetten rahatsız olurdu ki?

Bir bölümünü daha sonuna geldik, umarım beğenmişsinizdir :)

Burada ki Sejun, annem gibi ne zaman otursam beni sürekli bir yerlere yollar...

İmaginary Love [Sebin]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin