"İçeri girebilir miyim?" diye sordu Azerbaycan. ardından Rusya'nın arkasındaki kapıdan içeri bakmaya çalıştı. "Girebilir miyim?" Diye sordu Azerbaycan, Rusya "Tabii ki!" Dedi. Azerbaycan, salona doğru gitti. Salonun güzel bir dizaynı vardı; beyak koltuklar ona uyumlu kırmızı perdeler, ahşap bir masa... Etrafa bakınırken gözleri, rakı içmekte olan Türkiye'ye takıldı. Azerbaycan hızlıca abisinin elindeki rakı şişesini aldı, "HEY!" Dedi Türkiye yüksek bir sesle.
"Üzgünüm abi ama- kendine daha fazla zarar vermeni istemem!"
"Onu bana geri ver seni küçük bücür!"
Azerbaycan kafasını olumsuz anlamda salladı, "Olmaz..."
Birkaç dakika sonra; Türkiye, Azerbaycan'ı yakaladı. Tam yanağına bir tokat atmak için elini kaldırmıştı ki, Rusya
Araya girdi. "Türkiye! Bunu yapma, o daha çok küçük." dedi Rusya. Türkiye, bir Rusya'ya birde önünde korkudan kasılmakta olan küçük kardeşine baktı. Türkiye'nin Gözlerinden bir kaç damla gözyaşı aktı, "B-ben ne y-yapıyorum böyle!?" Türkiye, havada kalan elini aşağı indirdi. Koltuğa oturdu ve elleriyle yüzünü kapattı.Gözlerini açan Azer, abisinin yanına gitti ve Türkiye'yi hafifçe salladı, "Hadi abi, eve gidelim!" Türkiye, ellerini yüzünden çekip başını hafifçe Azer'e doğru çevirdi. Hiç bir şey demeden ceketini alıp Rusya'ya bir "hoşçakal..." diyip eve doğru yürümeye başladı. Arkada kalan Azerbaycan, abisinin peşinden koştu.
Odasına giren Türkiye, kapıyı içeri girdikten sonra hızlıca kilitlemişti. Yüzüne kapı kapatılan Azerbaycan, abisinin bir mazoşist olduğunu bildiği için Viyana kapılarını zorlayan Osmanlı ordusu gibi kapıyı zorluyordu. "Abi! Aç kapıyı."
Türkiye, kardeşi uzaklaşana kadar bekledi. Biraz sonra ses kesildi, Azerbaycan gitmişti. Türkiye ceketini çıkarıp, yatağının üstüne attı. Yatağının yanındaki çekmeceden jiletini aldı ve jileti iki elinde tutarak jiletle bakarken duvara yaslandı bir süre sonra duvara sürtünerek yere oturdu. Kendi kendine hıçkırıklı bir şekilde ağlayarak konuşmaya başladı.
"S-senin için c-ceza vakti Türkiye, nedeni b-bu gün yapmaman gereken şeylerden i-iki tanesini y-yaptın. Birincisi, r-rakı içmen. RAKI İÇMEK YASAK!"
Diyerek bir çizik attı derisine, hoşuna gitmişti nede olsa o bir mazoşist... Değil mi? Ve Türkiye devam etti.
"İ-ikincisi..." Hızlıca nefes almaya başladı, ve sonra cümlesini devam ettirdi. "İkincisi k-kardeşini üzdün v-ve bu... Bu... Kabul edilemez!.." diyerek biraz daha çizik attı. Bir kaç dakika sonra her yerde Türkiye'nin kanı vardı ama bu sorun değildi önceden kriz geçirdiği zamanların da kanı vardı. Normaldi yani bu...
***
Azerbaycan aşağı katta oturuyordu, kapı çaldığında kafasını kapıya doğru çevirdi. Kapıyı açan Azerbaycan'ın önünde Birleşmiş Milletler ve Kazakistan vardı.
"Bayan Birleşmiş Milletler! Abi? Burada ne yapıyorsunuz?"
Kazakistan, yüzüne şefkatli bir ifade takınıp, Azerbaycan'ın omuzlarına ellerini koydu. "Bundan sonra, ben ve diğer kardeşlerimizle birlikte yaşayacaksın Azer..."
"D-dur! Bu ne demek oluyor abi? Türkiye abim ne olacak peki?"
BM, Kenara çekilip arkalarında duran polislere baktı. Polisler, bayan Birleşmiş Milletler'in söylemek istediklerini anladılar. Bir süre sonra Ters kelepçelenmiş Türkiye'yi Polis arabasına götürdüler. Kazakistan ise Azerbaycan'ı kendi arabasına götürdü, İkisinde arabaya bindi, Kazakistan kemerini taktıktan sonra Azerbaycan'a dönüp. "İyi misin?" Dedi. Azerbaycan sadece kafa sallamakla yetindi. Birleşmiş Milletler arabaya bindikten sonra Kazakistan arabayı sürmeye başladı. Bayan BM, "Kafanın karışık olduğunu biliyorum, eğer sormak istediğin soru varsa, sor." Dedi Azer'e bakarak.
Azerbaycan "Abimi nereye götürüyorlar?" Diye sordu, Tam Birleşmiş Milletler soruyu cevaplayacaktı ki Kazakistan araya girdi. "Onu öldürecekler..." Azerbaycan'ın kafası karıştı, "N-Ne?" Diyebildi sadece.
"Kazakistan! Öyle söylenir mi?" Dedi bayan Birleşmiş Milletler, sonra da Azerbaycan'a dönüp "Yok öyle bir şey, merak etme." Dedi. Azerbaycan rahatlamış bir nefes verdi. "Neden öyle dedin ki? Yüreğime iniyordu abi!" Dedi Azer, Kazakistan gülüyordu "Yüzünün halini görmeliydin!" Dedi mırıldanarak. İyiki Azer duymamıştı, eğer duysaydı araba sürüyormuş ya da başka bir şey yapıyormuş farketmez! Hemen bir tokat indirirdi.
Sonunda, Kazakistan'ın evine gelmişlerdi. Kardeşler arabadan indikten sonra bayan Birleşmiş Milletler Türkiye için geri döndü. Kazakistan'ın evi diğer tüm Türk kardeşlerin evinden daha büyüktü. Nede olsa en zengin Türk ülkesiydi.
Ev Osmanlı evi gibiydi, iki katlı bu bina beyaz boyalı ve siyaha yakın şeritli olan bakımlı bir evdi. Kapıdan içeri girmek için kısa bir merdiven çıkıyorduk ve hemen kapının önündeyiz! Kapıyı açan Kazakistan, Azerbaycan'ın elinden tutup "İşte burası senin yeni evin!" dedi. Kazakistan, kardeşine evi gezdirdikten sonra Azerbaycan için hazırladığı odanın önüne geldi ve "İşte odan." dedi.
Kabul etmeliydi ki şimdiki odası, eski odasından daha geniş ve daha hoş dizayn edilmişti. Azerbaycan yatağının uç köşesine oturmuş, etrafa bakarken birden siyah kapüşonlu yüzü gözükmeyen bir adamla yüz yüze geldiler. Bir anlık korkuyla bağıran Azer, Adamdan biraz uzağa gitti.
"Beni hatırladın mı?"
"E-evet..."
"Peki, cevabın ned-"
"Kabul ediyorum!"
Bu cevap ile sadece ağzı görünen adam gülümsedi.
"Doğru karar..." Azerbaycan gözünü kırptığında Adam gitmişti.
***
Bayan Birleşmiş Milletler, Türkiye'nin durumunu anlamak için geri dönüyordu. Geldiği yer karakol gibi bir yerdi, Türkiye'yi şimdilik bir bir odaya kapatmışlar, kendine zarar vermesin diye de odada kesici ve delici aletlerin bulunmamasına özen göstermişlerdi. Birleşmiş Milletler, Türkiye'nin bulunduğu odaya girdi. Türkiye odanın ortasında öylece yerde oturuyordu, odada hiçbir şey olmadığından dolayı. Birleşmiş Milletler, Türkiye'nin karşısına geçti ve oturdu.
"Evet Türkiye... Neyin var anlat bakalım."
Türkiye sessiz kalmayı tercih etti, Birleşmiş Milletler aynı soruyu sorduğunda sustu, tekrar ve tekrar. Sonunda Birleşmiş Milletler, kızmaya başladı.
"Türkiye Cumhuriyeti! Sorularıma cevap vermezsen sana çare bulamam."
Türkiye, başını kaldırdı "Türkiye Cumhuriyeti..." Diye söylendi kısık bir sesle, ama yinede sesi duyuluyordu. En son ona böyle Seslenmiş kişi, babası Osmanlı imparatorluğuydu. Tam adıyla çağrıldığı zamanlar, hep birinin onu bir şeyle suçladığı zamanlardı. Ve bu olaylar çokça olduğundan bu onda travma etkisi yaratmıştı. Yanı tam adıyla çağırılmaktan nefret ediyordu...
"Ben suçlu değilim!" Bunu tekrar, tekrar kısık ve hızlı bir şekilde söylüyordu. Eski kötü anıları canlanıyordu. Türkiye'nin. Bayan Birleşmiş Milletler, Türkiye'yi sakinleştirmek için ona sarıldı. İşe yaramıştı, Türkiye susmuştu, sakinleşmiş gibi görünüyordu. Birleşmiş Milletler, odadan çıkıp ASEAN'ın yanına geldi.
"Merhaba bay ASEAN!"
"Merhabalar efendim..."
"Bana efendim deyip durmasana."
"Benim konuşma tarzım bu bayan Birleşmiş Milletler."
"Herneyse bak sen bir psikologsun değil mi?"
"Doğrudur!"
"Türkiye için bir seans saati almak istiyorum, ücretleri benden.
"Tamam... Yarın saat 13.00 gibi gelebilir." ASEAN, bayan Birleşmiş Milletlere döndü.
"Sıkıntısı neymiş?"
"Kendine zarar verip duruyor... Ha bide, biraz önce onun yanındayken tam adını söyleyince 'ben suçlu değilim' diye tekrar ediyor."
Bay ASEAN başını sallayıp kahve makınesinden bir kahve aldı. Birleşmiş Milletler'de teşekkür edip oradan ayrıldı. ASEAN, Türkiye'nin olduğu odanın önündeki geniş camdan Türkiye'ye baktı.
"Daha şimdiden kendine zarar vermeye başlamışsın halbuki bunları yaşamamanı gerektirecek kadar gençken."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mazoşist [CH]
General Fiction-Bu bir countryhumans hikayesidir- "Şu anlık değerleri iyi, nabzı normal." Doktorların konuşma seslerini duyuyordu o. Ama ne olmuştu? Neden buradaydı? Hiç bir fikri yoktu. Kıpırdandı, doktorlar bunu fark edince yüzlerinde bir gülümseme oluştu ve bir...