İsabel eve geldiğinde kimse ile karşılaşmadı. Tüm odalara baktı ama kimse yoktu. Bir anda elleri titremeye başladı. Sonra aklına kötü şeyler gelmeye başladı. Başı ağrıyordu. Başını ovuyordu elleriyle ama geçmiyordu, gittikçe artıyordu. Gözleri kızarmaya başladı. Yaşlar akmaya başladı gözlerinden. Etrafında siyah gölgeler görüyordu. Kaçmaya çalışsa da peşinden geliyordu. Etraftaki eşyalara çarpıyordu. Bembeyaz olmuştu. Dönüşmüştü. Ay ışığı yoktu ama dönüşmüştü. Başını öne eğdi. Dişlerini çıkarttı. Başını kaldırdı ve gölgeye fısıldadı "Gidin....". Gölgelerin hareketi yavaşladı ve "Gökkuşağı olsan da beni karalayamazsın." dedi sessizce. Sonra da korkunç bir çığlık atıp gitti. İsabel yere yığıldı. Gözlerini açtığında tüm çocukları gördü. Hala vampirdi. Ama zararsızdı. Hepsi ona dokunmaya başladı. Ten rengi eski haline dönmüştü ve dişleri de...normale. Anlatmaya başladı her şeyi. "Onlar...Yani siz yoktunuz evde ve ben gölgeler gördüm. Onlar bana...onlar bana birtakım şeyler dediler. Gökkuşağı olsam da onları karalayamayacağımı söylediler. Onlar simsiyahdı. Gölge gibi. Ve korkunçları. Başım ağrıdı ve gözlerimden yaş akma...". Sözünü kesti Tyler. "Geliyorlar!" dedi.
--------------------------------------------
Elena tüm bu olanlara inanmıyordu. Mary de öyle. Mary, İsabel'in yanına gidip "Sen... hayal görmüş olabilir misin?" dedi korkuyla.
Elena ona suçlarmış gibi baktı. "İnanmıyorsun değil mi?" dedi sonra da.
Elena yanlarına geldi ve "Biz... biraz konuştuk aslında bu konuyu ve bu biraz... saçma geldi. Tyler geliyorlar diyor başka bir şey demiyor ve biz de anlamıyoruz tamam mı ? Yani bize her şeyi anlat İsabel. İsabel! İsabel! Herkes nerede? Hey... İsabel! Mary! Başım ağrıyor çocuklar...".
Etrafında gölgeler dolanmaya başladı Elena'nın. Ağlamaya başladı. Gölgelere "Gidin başımdan!" diye bağırmaktan başka hiçbir gücü yoktu.
Tırnakları...kanıyordu. Birden dönüştü. Kanama durdu ve kan siyah renge dönüştü. Damarları siyah kan sayesinde belli oluyordu. Parmak uçlarından omzuna kadar yayılıyordu bu siyahlık. Gölgeler fısıldadı "Sen bize gelmezsen biz sana geliriz!". Korkunç bir çığlık atıp gitti gölgeler. Elena şaşıp kaldı. Hareket edemiyordu. Her yer karanlıktı. Yavaş yavaş aydınlanmaya başladı ve Zayn'in sesini duydu. "Elena! Elena!" diye sesler yükseldi herkesten. Ama bir türlü kendi kendine gelemedi. Zayn, Elena'nın elini tuttu. Ve damarlarındaki siyah kanı az da olsa güçlükle kendine çekti. Herkes Zayn'i durdurmaya çalıştı. Sonra Zayn'i geriye fırlattılar. Elena kendine geldi ve bayıldı. Onu uyandırır uyandırmaz Tyler sorguya çekti. "Ne oldu? Sen ne gördün? Geliyorlar demiştim size!" dedi Tyler. "Sakin olur musun!?" diye bağırdı Mary. "Elena. Şimdi bize neler olduğunu anlat. Sakin ol ama. Korkma sakın." dedi Mary. Elena da yavaş yavaş neler olduğunu anlattı. Biraz durdu ve ekledi "Ve bana dediler ki... bana sen bize gelmezsen biz sana geliriz dediler.". Sessizlik oluştu. Sonra Liam sordu "Hani bizden sonra güçlüler gelmeyecekti?".
Louis de ona yenıt verdi "Demek ki geleceklermiş dostum. Tek vampir biz değiliz ha?". Elena kollarını inceliyordu. Kırmızı kan yerine simsiyah bir kan vardı. Ve onu ele geçiriyordu. Zayn'i de. Elena, Zayn'in yanına koştu ve "O siyah kanı almama izin ver. Sana da yayılmasını istemem." dedi. Zayn ise "Ölmeni istemem. Biraz bekle." diye yanıt verdi. Yaklaşık otuz dakika sonra Zayn geldi. Elena'yı dışarı çıkardı. Ve yakaladığı ceylanı ağaca bağladı, yere yığdı. "Hadi, siyah kanı ona ver." dedi. Elena kaşlarını çattı ve "Hayır. Bunu yapamam. Onun ne suçu var ki Zayn!" dedi. Sonra ceylanı çözdü. Ceylan yavaşça yerden kalktı. Elena'ya yaklaştı. Ve hızlı bir hareketle kolunu ısırdı. Sonra da ormana kaçtı. Elena'nın damarlarındaki siyah kan akmaya başladı. Birkaç dakika sürdükten sonra kırmızı kan akmaya ve acı vermeye başladı. Hemen içeri girip yardım istediler.
----------------
Hilal olmasına iki hafta kalmıştı. Herkes bir şeyler düşünüyordu. Miranda ve Orlando dolaşmak için ormana gittiler. Orlando "Eee... Bu sıralar pek konuşamadık Miranda. Miranda? Miranda! Neredesin? Miranda nereye gittin!?" diye sayıklamaya başladı. Başına ağrı girdi. Ve dengesini kaybedip dereye düştü. Dere hiç de derin olmamasına ramen sanki dibi görünmeyen deniz düşmüş gibi çırpınmaya başladı Orlando. Güneş ışığını suyun altından görebiliyordu. Güneşin önünden gölgeler yükselmeye başladı. Ve güneş ışığını kapattı. Orlando kör olduğunu sandı. Çırpınmaya devam etti ama bir güç onu aşağıya itiyordu. Gölgeler iyice yaklaştı Orlando'ya. Ve fısıldadı "Elbet öleceksiniz. Ya boğularak ya da yakılarak. Bizden kaçış yoktur... Bizedn kaçış yoktur... Bizden kaçış yoktur...". Yavaş yavaş gölgler kayboldu. Miranda, Orlando'yu dereden çekip çıkardı. Yatırdı. Kendisine gelmesini bekledi. Orlando sanki sudan yeni çıkmışçasına derin bir nefes aldı ve irkildi. "Sen iyi misin Orlando? Neden o dereye atladın? Beni gerçekten çok korkuttun!" dedi Miranda. Orlando da "Ben atlamadım. Düştüm. Onlar gerçek. Kızlar doğru sözlüyorlar. Gerçekten birtakım gölgeler var. Ve onlar...Onlar bana kurtuluş olmadığını söylediler. Eve gitmeliyiz." diye karşılık verdi. Aceleyle eve gittiler. Her şeyi anlattılar. Kimse evden çıkmayacaktı. Herkesin yanında biri olacaktı. Böyle sözleştiler. Justin ve Mary kalıyordu. Mary birden "Oradalar" dedi. Sonra Justin gözlerinin önünden kayboldu. Etrafta gölgeler dolanmaya başladı. Mary başını ovuşturuyordu. Ama geçeceği yoktu. Cebinden lavanta tozu olan küçük şişeyi çıkardı. Gölgeye savurmaya başladı tozları. Biranda tüm şişeyi boşalttı. Gölgeler bir kalkan gibi tozları Mary'nin üzerine gönderdiler. Bu yüzden Mary nefes almakta zorlandı. Yere otrudu ve başını dizlerinin arasına koydu elleriyle başını kapattı. Ağlamaya başladı. "Yanacaksınız. Herkes yanacak. Siz bizi yaktınız, biz de sizi yakacağız." diye fısıldadı gölgeler sonra kayboldular. Justin herkesi toplamıştı. Mary başını kaldırdı. Ve bayıldı. kIsa süreli bayılmadan sonra uyandı. Nefes almakta zorlanıyordu. Olanları anlattı. Ve endişeyle ekledi "Biz... Biz onları yakmışız ve onlar da bizi yakacaklarmış.".
----------------
Mary, sakinleşmek için odasına çekildi. Tek kalmak istediği için Justin'i de odadan çıkardı. Çok zor olsa da uyumayı denedi. Ama her baktığı şey ona korku veriyordu. Sağa sola döndü. En sonunda uykuya daldı. Pencere açıldı. Fakat yavaş rüzgardan dolayı Mary hiçbir şey hissetmedi. İçeri "Gölgelerin Efendisi" girdi. Yine gelmişti. Ama bu sefer Mary'e zarar vermeyecekti. Gölge vücudundan çıkarak normale dönüştü. Yani tekrar Vini oldu. Mary'nin etrafında biraz dolaştı. Mary uyanmıştı ama gözleri kapalıydı. Soğuk terler akıtmaya başladı. Sonra hızlıca doğruldu. Vini ne kadar yüzünü kapatmaya çalışsa da Mary görmüştü. Mary hemen çığlığı bastı. Tyler koşa koşa geldi. Mary'e sarıldı. Fakat Mary buna karşılık vermedi. Açık kalan pencereden gözleri Vini'yi aradı. Tekrar sakinleştikten sonra herkes odadan çıktı. Mary, Vini bir daha gelir umuduyla hiç uyumadı. Fakat Vini bir daha ne zaman gelirdi kimse bilmiyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
HİLAL (ASKIDA)
VampireŞimdi olduğu yere gelen herkes, eskiden olduğu yerde olmak istiyor.