Küstüm Çiçeği 6

50 7 2
                                    

Kalbinin içinden çıkıp gitmişti sanki bütün aşkı. Kafasının içinde bu sözler yankılanıp kulağını tıkıyordu. Tekrar koluna çevirdi gözlerini. Hızla geriye doğru çekip elinden kurtuldu. Yerdeki çantasına baktı. Ne ara düşmüştü en son elindeydi. Bir hışımla eğilip yerden alıp yürümeye başladı. Adımlarını Buğra'nın yüzüne basar gibi atıyordu. Buğra tekrar tekrar tutup derdini anlatmaya çalışıyordu. Özge gelen ilk dolmuşa nereye gittiğine bakmaksızın bindi. Buğra öylece kalakalmıştı. Dolmuşun plakasına baktı. Eve koşarken unutmamak için sesli sesli tekrar ediyordu. Belma elbisesini giymiş kapıda bekliyordu.

"Buğra çok özür dilerim. Sevgilin olduğunu bilmiyordum. Ben kendime hakim olamadım." Buğra, onun ne dediğini önemsemeden odaya koşup bir tişört geçirdi üstüne. Arabanın anahtarını alıp fırladı evden. Sürekli plakayı tekrar ediyordu. Dolmuşun gittiği güzergahı takip etti bastıkça basıyordu gaza. Dolmuş önündeydi, yolcu alıyordu. Arabadan inip dolmuşa bindi. Bütün koltuklara tekrar tekrar baktı. Özge yoktu. Şoföre Özge'yi tarif etti. Bindikten iki durak sonra inmişti. Hemen geri döndü. Bütün caddeyi, bütün ara sokakları aradı. Özge yoktu. Otogara gitti. Mutlaka oraya gidecektir boşuna zaman kaybettim, diyordu. Her yere bakındı. Otobüs on beş dakika önce kalkmıştı. İzmir'e doğru sürdü arabasını bu defa. Otobüse yetişmesi değil, otogarda onu yakalaması gerekiyordu. Bu onun son şansı sayılırdı. Yol boyu önündeki her otobüse yaklaşıp yolcuları görmeye çalışıyordu. Sonra bunun bir anlamı olmadığını fark etti. Hızını arttırıp otogara kısa sürede vardı. Saat bir otobüsü henüz gelmemişti. Perona geçip beklemeye başladı. Otobüs perona girdiğinde kapısının önüne geldi. Özge bu otobüste de yoktu. Ne yapacağını nereye bakacağını bilmiyordu. Restorana gitse ne diyecekti Faruk'a. Kime ne diyecekti. Türk filmi miydi bu. Böyle bir sahne anca filmlerde olurdu. Öykü'nün sevdiği tarz filmlerde..

Saat iki otobüsünü, üç otobüsünü, dört otobüsünü bekledi. Yoktu, yoktu, yoktu..

Belki de onun söylediklerini tartmış, böyle bir şeyi yapmayacağını kafasında oturtmuş ondan inip geri dönmüştü. Tekrar Çeşme' ye döndü. Bu defa umutla sürüyordu. Bu kadar zamandır tanıyordu Buğra'yı. Ne yapıp ne yapmayacağını bilmez miydi. Daha yakın zamanda dememiş miydi ona, sadece sen olacaksın diye. Sadakatinden şüphem yok, aşkından şüphem yok.. İşte o tarz şeyler söylemişti. İnanıyordu o zaman Buğra'ya. Şimdi bu saçmalık yüzünden onu silip atmazdı, bir kere dinlerdi en azından.

Yazlığın önüne çekip arabayı, bahçeye koştu. Özgee, Özgem, canım sevgilim!

Kimse yoktu. Ne Özge, ne Belma.

Kapının önünde taşın altına bırakılmış bir kağıt vardı. Kaldırıp okudu

" Buğra seni çok bekledim. Umarım bu seni düşürdüğüm içinden çıkılması zor durumdan dolayı bir gün beni affedersin. Kız arkadaşına ben anlatsaydım, daha iyi olurdu. Evin anahtarını küstümün altına koydum. Beni affet."

Kağıdı buruşturup tırnakları elinin ayasına batana kadar yumruğunun içinde sıktı. Sahile gidip oturdu. Dizlerini karnına çekip başını iki dizinin ortasına dayadı. Ağladı, kızdı, yine ağladı, bağırmak istedi bağıramadı, haykırmak istedi haykıramadı. Aynı görüntü dönüp dolaşıyordu gözünün önünde. Belma'nın dudaklarından kurtulup Özge'yi gördüğü anı. Sonra ona ne söylediğini, onun tiksinen gözlerle ona nasıl baktığını. O an midesi bulanmaya, buz gibi terlemeye başladı. Ayağa kalkıp böğürtlen çalılarının dibinde kusmaya başladı. Midesi sakinleyince denize atladı. Denizin içinde nefesini tutuyor, zihnini serbest bırakmaya çalışıyordu. Sonra Suzan'ı aramak geldi aklına

Koşarak eve giderken ayağı kaydı, sendeledi, toparlandı. Üzerindeki sular her yere serpiliyordu. Mutfak tezgahında serili havluyla üstün körü saçını yüzünü kuruladı. Numarayı çevirdi.

KÜSTÜM ÇİÇEĞİ (tamamlandı)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin