Jung Wooyoung:
Sensiz yaşayamazdım/
Doğduğun için teşekkür ederim.
Hass/
İyi ki doğdun Choi San.
San-ah:
Teşekkür ederim Wooyoung.
İyi ki varsın.
Jung Wooyoung:
Sen de iyi ki varsın San
Bir sorun mu var?
Çok durgun gibisin.
Varsa söyle lütfen
Şöyle ki canını sıkanların canını alayım/
San-ah:Hayır ya bir sorun yok
Ailemden uzakta olduğumdan
Az önce onlarla konuştum da
Duygulandım biraz
İyiyim merak etme
Jung Wooyoung:
İyi olmana sevindim
Bana dünkü ders notlarını atar mısın ?
Gelememiştim.
Birileriyle uğraşıyordum/
San-ah:
*Resim*
*Resim*
Bu kadar
Jung Wooyoung:
Teşekkür ederim San-ah.
Yarın görüşürüz.
Seni se/
San-ah:
Görüşürüz Wooyoung.
...Wooyoung telefonu kapatıp yanına koyduğunda karşısında ona şaşkınlıkla bakan adamlarına baktı. Tek kaşını kaldırarak 'ne var?' bakışı attığında adamlar bakışlarını kaçırdılar.
"Bakılacak bişey mi var beyler!?"
Sakince konuşmuştu ama sesinde tehditkar bir ton vardı.
"Hayır efendim."
"O zaman dışarı. Bana Changbin'i çağırın."
Adamlar odayı boşaltır ken 5 dakika içerisinde Changbin girmişti odaya. Onun hem sadık adamı hem sağ kolu hemde en yakın arkadaşıydı Changbin. Onun yerini kimse alamazdı.
"Sana dediğim işi naptın?"
" Gönderdim istediğin gibi..."
