Hava kararmaya ve soğumaya başlamıştı. Saat tahminimce beş buçuk civarlarındaydı. Saatlerdir birilerinin bizi bulmasını bekliyorduk. Gelen giden kimse olmamıştı.
Bulduğumuz kulübenin yan tarafında oturuyorduk fakat orada bile birini görememiştik. Kaybolduğumuz kesindi ve bizi nasıl bulacaklarını bilmiyorduk. Sıkılmıştık, üşümüştük ve korkuyorduk.
"Oyun mu oynasak?" Can'ın teklifi aslında mantıklıydı. Hem kafamız dağılır hem sıkıntımız geçerdi.
"Olur. Ne oynayacağız?"
"Ben bir kelime söyleyeceğim sen de son hecesiyle yeni bir kelime söyleceksin. Biri bulamayana kadar devam edeceğiz."
"Tamam başla."
"Saat."
"Atkı."
"Kına."
"Nane."
"Nektar."
"Tarla."
"Lale."
"Leylek."
"Leke."
"Kelime."
"Mektup." Uzun süre düşündüm ve aklıma bir şey gelmeyince pes ettim.
"Ya tup ile başlayan bir kelime yok bence. Aklıma gelmiyor." Yakınarak konuşmam üzere Can gülmeye başladı.
"Ne yalan söyleyeyim benimde aklıma gelmedi." Bende güldüğümde gülüşlerimiz birbirine karıştı. Bir ormanda kaybolduğumuzu unutmuştuk. Hava artık kararmaya başlamıştı ve bununla beraber soğumaya. Kulübeye tekrar baktım. Çok korkunç olmasına rağmen bizi soğuktan kurtaracak tek çözümdü. Can kulübeye baktığımı fark edince kafasını o tarafa çevirdi. O da kulübeyi incelemeye başladı.
"Belki oraya gitmeliyiz." Kulübeden gözümü çekip Can'a döndüm. O hala kulübeye bakmaya devam ediyordu.
"Korkunç gözüküyor."
"Bizi kimsenin bulacağı yok. Hava da karardı kalkıp yol aramaya devam edemeyiz. Zaten nerede olduğumuz bile belli değil." Haklıydı oteli bulmaya çalışsak daha çok kaybolurduk.
Ayağa kalktım ve üstümü silkeledim. Ağacın dibinde oturduğumuzdan fark etmediğimiz kar taneleri yüzüme çarpmaya başladı. Çarpmaya diyorum çünkü çok üşüten bir rüzgar da esiyordu. Vücudumda hissettiğim titremeyle kollarımı kendime sardım. Can da kulübeye gitmeye karar verdiğimi anlamış ayağa kalkmıştı. Montunun fermuarını iyice kapatınca onun da üşüdüğünü anladım. Bu rüzgarda üşümemek imkansızdı. Sırt çantalarımızı alıp kulübeye doğru yürümeye başladık. Her adımda soğuk tekrar tekrar içime işliyordu. Titreyerek attığımız adımlarla zar zor kulübeye varmıştık. Kısa bir bakışmadan sonra Can kapıyı çaldı. Biraz bekledik ses duyamayınca bu sefer kapıya ben vurdum. İçeride ne bir hareketlilik ne bir ses vardı.
"Hazır mısın?" Can elini kapıya götürürken bu soruyu sordu. Korkum biraz daha artınca yalvarır gibi kapıyı açmasını söyledim.
Kapı açıldığında bir adım gerileyerek içeri bakmaya çalıştım. Fakat Can içeriye doğru bir adım atmıştı. Şaşırarak ona bakarak yanına gittim. Eski gözüken bir çekyat yanında bir sehpa vardı. Oturduğumuz yerden gözüken cam dışında başka bir cam yoktu. Bu sebeple dışarısı çok karanlık olmamasına rağmen evin içi karanlıktı. Sol tarafıma döndüğümde odanın ayrıldığını fark ettim. Can'ın yanından ilerleyip baktığımda bir metreye yakın bir tezgah yanında da musluk ve iki kapaklı bir dolap vardı. Odanın uç kısmında yuvarlak bir masa ve iki tane sandalye duruyordu. Mutfaktan çıkıp salon olarak tabir ettiğim yere döndük.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mavişim
Teen FictionBilinmeyen Numara: MAVİŞİM MAVİLENDİM KAPINA KİLİTLENDİM Her şey bu mesajla başladı..