Seslerle uyandığımda durumun farkına varamadım. Boynumun tutulduğunu fark ederek elimle ovalamaya başladığımda kafamı Can'ın omzuna koymuş olduğumu gördüm. Hızlıca düzelip yeni uyanmanın şokuyla etrafı inceledim. Uyuyakalmadan önce yaktığımız şömine sönmüştü ama içerisi aydınlıktı. Havanın soğukluğu ve şöminenin sıcaklığı birbirine karışmıştı. Uyuduğum ana göre hava kat kat soğuktu.
"Şuradaki kulübeyi görüyor musunuz? Belki oradalardır." Sesle birlikte heyecanlanarak Can'ı sarstım. Şok olmuş bir şekilde ilk etrafa sonra bana baktı.
"Galiba birileri buraya geliyor. Bizi buldular." Sevinçle konuşarak battaniyenin içinden çıktım. Soğuğu hissettiğimde hiç kalkmamış olmayı diledim. Çantamı koltuğun yanından alarak koşarak kapıya gittim. Kapıyı açtığımda Akın ve Ecem'i görünce koşarak ikisine birden sarıldım.
"Şükür. Sonunda bulduk bu yaramazı." Akın dalga geçerek konuşunca saçlarını karıştırarak geri çekildim. Çok sevinmiştim dün geceki korkumdan eser kalmadığını fark ettim. Gözlerim Yağız'ı aradı. Göremeyince içimde oluşan boşlukla Ecem'e döndüm. O derdimi anlayınca kaş göz yaparak arkamı gösterdi. Arkamı döndüğümde Yağız beni fark etti. Hızlı adımlarla aramızdaki üç metrelik mesafeyi kapatıp bana sarıldı. Bir kaç saniye şok ile beraber hareketsiz kaldım. Sonra bende sarılmasına karşılık verince içimde oluşan huzura engel olamadım.
"Kızım deli oldum resmen. Nasıl kayboldun?" Omuzlarımdan tutup gözlerine bakmamamı sağlayan Yağız'ın mavi gözlerine baktım. Bilinmeyene lens demiş olsa da gözlerinin asıl rengi zaten maviydi. Sadece lens daha parlak görünmesini sağlıyordu. Gözlerinde kaybolacak gibi hissedince konuşmasına odaklanmaya karar verdim.
"Başına bir şey geldi sandım. Korkudan kalbim yerinden çıkacaktı." İyice beni süzüp tekrar sarılınca Ecem ve Akın'ın gülme seslerini duydum. Yağız'ın hareketleri çok tatlıydı ve gerçekten tam şuan seni seviyorum diye haykırabilirdim.
Can da kulübeden çıkmış Ecem ona sarılıyordu. Tüm geceyi Can ile bu kulübede geçirmiştik ama benim aklım annem, arkadaşlarım ve Yağızdaydı. Yağız'ın bana hala sarıldığını fark edince kalbimin hızlandığını anlamasından korkarak üşüdüm diyerek uzaklaştım. Yalan yoktu çok üşümüştüm hatta yeni fark ediyorum resmen soğuktan titriyordum. Şömine biraz işimize yarasa da iki üç saate kalmadan ateş sönmüştü.
Yürümeye başladığımız sırada Ecem öğretmenlerimizi arayıp haber verdi. Yolda giderken Can ve ben sürekli bir şeyler soruyorduk. Öğrendiğime göre annemi aramamışlardı. Böyle bir olayı bilmesi de bilmemesi de kötü ama sapasağlam bulunduğumuz için bilmese de olur. En azından endişelenmemişti. Bu içimi rahatlattı.
Üşüdüğüm için titreyerek yürümeye devam ettim. Can'ın da üşüdüğü halinden belliydi. Hızlı hızlı yürürken oteli görmemle içimde büyük bir sevinç oluşu. Kapıda öğretmenlerimiz bizi bekliyordu ve gördüklerinde hemen koşarak yanımıza geldiler. Onların da telaşlandığı çok belliydi. Can ve bana sırayla sarıldıklarında içlerinin rahatladığını anlamıştım. Bize bir şey sormadan soğuktan titrediğimizi görüp odalarımıza yolladılar.
Odama doğru ilerlemeye başladığımda yanımda sadece Ecem vardı. Ona Yağız ve Akın'ı sorduğumda duş almak için odalarına gittiklerini söyledi. Ecem sürekli Can ile nasıl kaybolduğumuzu sorup duruyordu ama ben hala titremeye devam ettiğimden cevap veremiyordum. Odamıza çıktığımızda kendimi koşarak banyoya attım. Sıcak suyun altına girdiğimde soğuğun su ile aktığını hissettim. Bir saate yakın banyoda olduğumu Ecem kapıyı çalana kadar fark etmemiştim. Duşa kabinden çıkıp iyice kurulandıktan sonra yanıma aldığım kıyafetleri giydim. Havluyu saçıma sarıp banyodaki kurutma makinesini ve tarağı yanıma alarak banyodan çıktım. Odaya baktığımda Ecem ve Akın yatağın kenarında oturmuş beni bekliyordu. Ben de yatağıma oturup havluyu saçımdan çektim. Onlar bana ben ona bakarken konuşmadım. Saç kurutma makinesini yatağımın yanındaki prize taktım. Tekrar onlara baktığımda Akın dayanamayıp konuşmaya başladı.
"Bize neler olduğunu anlatacak mısın artık?" Meraklı bir şekilde bana bakan ikiliye istemsizce güldüm.
Sincaba bakmak için yolda durduğumuzdan donmamak için kulübeye girişimize kadar anlattım. İkisi de neden yolun ortasında durup sincaba baktığımızı uzun süre sorguladığından anlatmam çok uzun sürmüştü. Onların bana söylediğine göre de öğretmenler sırayla bizi aramıştı. Gece olduğunda da hiçbirimizi dışarı salmamışlardı. Üçü de gece uyuyamamışlardı. Akın ve Ecem otelin balkonunda oturmasına rağmen Yağız bütün gece otelin kapısında gelmemi bekleyerek sigara içmiş. Şaşırmama rağmen Akın burada diye belli etmemeye çalıştım. Bütün gece soğukta beklemesine üzülsem de hoşuma gitmişti. Yağız'ın şu an nerede olduğunu sorduğumda odada uyuduğunu söylediler. Yağız'ı düşünerek saçlarımı kurutmaya başladım. Saçlarım neredeyse tamamen kuruduğunda kurutma makinesini otelin banyosuna geri bıraktım.
Bugün akşama doğru yola çıkacağımız için eşyalarımızı toparlayıp odanın kapısının önüne koyduk. Biz Ecem ile otelin restoranına inerken Akın Yağız'ı kaldırmak için odalarına gitti. Şu an fark ediyordum ama cidden çok acıkmıştım. Korku yüzünden acıktığımı bile yeni anlıyordum.
Restorana girdiğimizde Can'ı önünde tabaklarla otururken gördüm. O da benim kadar acıkmıştı doğal olarak. Duş alıp üzerimizdeki soğukluk gidene kadar açlığı düşünmüyorduk ama ısındıktan sonra aklımıza gelen ilk şey yemek olmuştu. Restorandaki self servis yemeklerin olduğu bölüme gidip bizde kendimize tabak hazırladık ve Can'ın yanına oturduk. Üçümüz dün hakkında konuşurken Yağız ve Akın yanımıza geldiler. Onlarda birer tabak almıştı. Yağız yanıma oturarak çilekli sütü önüme koyduğunda şaşırıp ona baktım. Bakışlarımı görünce açıklama yapmaya başladı.
"Önceden hep kötü bir olay yaşadığında çilekli süt alıp yanında da sigara içiyordun. Nasıl bir uyum olduğunu anlamasam da çilekli sütünü aldım." Bu detayı hatırlıyor olması çok hoşuma gitmişti. Uzun süredir gülümseyerek ona baktığımı fark edince teşekkür ederek önüme döndüm. Herkes yemeğini bitirdiğinde Yağız ve ben sigara içmek için dışarı çıktık. Çilekli sütü de elime aldığımı gören Yağız gülerek önüne döndü. Kapıdan çıktığımızda kapıya çıkan yarım daire şeklindeki merdivenlerin kapı tarafındaki uca oturduk. Sigaralarımızı yaktıktan sonra çilekli sütüme pipetini taktım.
"Bu ikisinin olayını merak ediyorum." Yağız'a döndüğümde meraklı yüzüyle bana baktı. "Çilekli süt ve sigara."
"Sigara sonradan eklendi ama çilekli sütün benim için çok değerli bir hikayesi var." Sigaramdan bir duman çekip aklımdaki cümleleri toparladım. "Küçükken çilekli süt çok severdim ama tabi asıl sebebi bu değil. Babam kötü hissettiğim zamanlar mutlu olacağımı bildiğimden her zaman çilekli süt alırdı bana. Gerçekten de mutlu hissederdim. Sonra sigaraya başlayınca 'Çilekli süt ve sigara ikilisi' ne dönüştüler." Yağız'ın buruk tebessümünü fark ettiğimde ben de aynı surat ifadesindeydim. Gülümseten fakat can acıtan bir anıydı.
"O zaman iyi ki çilekli süt almışım. Mutlu hissettin mi?" Şebeklik yapar gibi konuşmasına güldüm. Cevap vermeden biraz onu incelemeye başladım. Saçları ve yüzü hala uykusu olduğunu kanıtlayacak şekildeydi. Ten rengi neredeyse sapsarı olmuştu. Tüm gece dışarda durduğundan dolayı olabilirdi. Umarım hasta olmaz diye düşüncesindeyken cevap vermeyi unuttuğumu anladım.
"Evet, çok teşekkür ederim. Cidden çok mutlu oldum." dedim ve dayanamayarak sarıldım. Arkadaşça gibi gözüken ama benim için asla öyle olmayan bir sarılmaydı bu. Onun da bana karşılık vermesi sevgili gibi gözükse de asla sevgili olamayacağımız bir sarılmaydı bu.
En sevdiğiniz karakter kim?
Oy vermeyi unutmayın, iyi okumalar.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mavişim
Teen FictionBilinmeyen Numara: MAVİŞİM MAVİLENDİM KAPINA KİLİTLENDİM Her şey bu mesajla başladı..