4. Çirkin Kedi

3.5K 375 91
                                        

"Kendini bu kadar rezil edebilecek son kişi sendin."
dedi Felix. Düzgünce iletişim kurmaya çabalıyordu ama yanı başında anırarak gülen ve öğle yemeğini Seungmin'e zehir eden bir kitle vardı.

"Bari bir saat dayansaydın Seungmin!"
Ettikleri her kelimede daha çok kahkaha atıyorlardı. Normalde Seungmin de onlarla birlikte gülerdi ama Chan yanındayken bu duruma düşmek onu çok utandırıyordu. Üstelik hepsi Chan'dan hoşlandığını biliyor buna rağmen biraz olsun insaflı davranmıyorlardı.

"Annen aradı mı seni hyung?" bulundukları ortamda tek düzgün konuşabilen Jeongin idi.

"Evet. Bir daha aile buluşmalarına erkek arkadaşını getirme herkes sevgilin sandı diye çıkıştı biraz. Bağırarak beni korkuttuğunu düşünüyor 26 yaşında olduğumu unutuyor sanırım."

"Bir daha annenin suratına bakamayacağım. Sadece ayağım takılsaydı neyse ama sarı bezin kadının suratına düşmesi beni daha çok utandırıyor."

Chan kolunu Seung'un omzuna attı ve kendine doğru çekip kolunu sıvazladı. "Muhtemelen bir daha görüşmesiniz. Gey arkadaşlarımla tanışmayı pek sevmiyor."

Bütün gün kenarda sessizce oturup fark edilmemek için sesini bile çıkarmayan Hyunjin sonunda konuşmaya karar verdi.
"Bir şey soracağım da yanlış anlamayın. Kızın instasını falan biliyor musunuz?"

"Ne yapacaksın ki?" Changbin ve Minho'nun dayağından kaçabilirdi belki ama Jeongin'in tirbinden asla.

"Seungmin çok güzel falan dedi de merak ettim. Belki tanıdığım biriyle arasını yaparım, bu da bahanem olsun."

"Sanane ki hyung elalemin arasını yapıyorsun?"

Hyunjin sanki karşısındaki gerçekten bebekmiş gibi Jeongin'in yanaklarını sıkmaya başladı.
"Seni tanımasam bana aşıksın sanacağım bebek ekmek."

Minho:"Hyunjin bitirdin mi yemeğini?"

"Evet hyung. Neden ki?"

"Gel seninle dışarı çıkalım."

"Jisung bir şey yap!"
Hyunjin'in poposu sandalyeye yapıştı. Ondan başka hiçkimse poposunu sandalyeden ayıramazdı.

"İkinizden birden kaçamam! Jeongin yardım et." kollarını yanı başında oturan çocuğun beline sıkıca sardı. Jeongin nefes alamadığını hissetti bir an ama buna değerdi.

"Ben bugün bir şey yapmayacağım Felix'e söz verdim."

"Hyung, Minho hyungu da durdurur musun? Hyunjin korktu gerçekten."
Felix'in istediği herhangibir şeyi reddetmek Changbin'in kitabında yoktu.

Çok daha kalıplı olmasının avantajını kullanarak Minho'yu tuttuğu gibi dışarı sürüklemeye başladı.

"Ya Changbin bıraksana beni! Vallahi bir şey yapmayacağım ya! Çirkin kedi dememesi için uyaracaktım sadece."

"Felix istedi hyung. Seni asla bırakmam."
Zor da sürükleyerek çıkardı Minho'yu. Jisung da peşlerinden gitti.

Artık güvende olmasına rağmen hala Jeongin'e yapışmış duruyordu.

Jeongin'in Hyunjin'den hoşlandığı belliydi ama Hyunjin'in duygularını anlamak zordu. Jeongin'e herkesten daha yakın davranıyordu ama flörtöz bir kişiliği olduğudan bir şeyler hissettiği için mi böyle davranıyor yoksa sadece normal bir arkadaş gibi mi görüyor bilmiyorlardı.

Jeongin ve Seungmin'in bir bakıma sırdaş olmalarının sebebi de aynı durumu yaşıyor olmalarıydı. Tabii Jeongin daha şanslıydı çünkü Hyunjin için görünmez biri değildi.

"Bugün bir şeyler yapalım!" diyerek ortaya konuştu Felix.

"Hafta ortasındayız. Birkaç gün sonra yapalım." dedi Chan.

"Bana fark etmez."

"Bana da." diye Jeongin'e katıldı Seungmin.

"Jeongin gelirse ben de gelirim." Hyunjin'in dediği üzerine göz devirdi Jeong. Onun bu tavırları kendisine boş umutlar vermekten ileri gitmiyordu.

O sırada Changbin yanında Minho ve Jisung olmadan geri döndü.
"Bugün bir şeyler yapalım diyoruz hyung. Sen gelir misin?"

"Hafta ortasında mı? Hayatta gelmem."

"Lütfen Changbin hyung gel sende. Hem uzun süredir sizi yalnızca iş yerinde görebiliyorum." diye sızlandı Felix.

"Gelirim." Changbin'in ani karar değişiklikleri kimseyi şaşırtmıyordu artık.

Jeongin ile Seungmin ise özenerek bakıyordu onlara. Duygularını daha açık ve karşılıklı bir şekilde yaşayabilmeyi çok isterlerdi.
Onlara her baktığında Chan'la kendini hayal ediyordu. Üç yıldır hiç değişmemiş bir rutindi bu.

Artık kendini geri çekmenin bir anlamı yoktu. Yapabildiği kadar duygularını belli edecek, gidebildiği kadar ileri gidecekti.

"Jisung ve Minho hyung gelmese de olur. Sen gelir misin Chan hyung?"

Lütfen evet de, lütfen evet de, lütfen evet de.

"Gelmesem daha iyi olur."

Siktir ya!

"Neden? Hem sen biraz geç gelsen de sorun olmaz zaten hyung." Seungmin, gelmesini istediğini açıkça belli ediyordu. Ya gelecekti ya da gelecekti.

"Eve zaten çok yorgun gidiyorum. Bir de dışarı içmeye gidersem yarın işe gelemem."

"Doğru sen en yaşlımızdın. Bazen bu kadar yaşlı olduğunu unutuyorum hyung."

"Bir de benim dayağımı mı yemek istiyorsun Hyunjin?"
Hayır anlamında kafasını sallayıp Jeongin'e biraz daha sokuldu. İflah olmaz bir dayak manyağıydı.

"O zaman Chan hyung'un evine gidelim!"
Changbin, kabul etmesi için Felix'in yüzüne bakıyordu. Eğer o da evet derse kabul etmesi için Chan'a baskı uygulayacak gücü kendinde bulabilirdi.

"Bence de. Hem biraz Chan hyungu rahatsız ederiz. Olur mu Changbin."
Şimdi herkes Felix'e bakıyordu.

"Hyung. Afedersin."

"Önemli değil. Ama sen bu aralar Jisung'la fazla konuşuyorsun sanırım. O cidden rahatsız edici ama sen istesende insanları rahatsız edemezsin." Felix gülerek Changbin'in koluna hafifçe vurdu.

"Gene başladılar cilveleşmeye." bıkkın şekilde iç çekti Seungmin. Fısıltıyla söylemesine rağmen Chan onu duymuş ve gülmüştü.

"Tamam gelin bana o zaman. Hem dura dura tozlanmış bir sürü şişe var evde."

Sarı Bez // ChanMinBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin