25. Numara

1.8K 200 59
                                        

"Ee Felix verdiğin sözü unutmadım hala. Ne zaman buluşuyoruz?"
Bilinçli olarak Changbin'in yanında söylüyordu bunları. Felix ise gerilmişti, gözlerini Changbin'den ayırmıyordu.

"Bilmem. Bu aralar her gün boşum."

"O zaman yarın nasıl olur? Hem ertesi gün hafta sonu."

"İyi olur, sen bana konum atarsın."

"Konumu sen at, ben gelip seni evinden alayım uygun mu?"

"Uygun tabi."

"Haberleşiriz o zaman. Sana iyi çalışmalar." Felix'in omzunu hafifçe sıvazlayıp kalktı. O uzaklaşırken Felix Changbin'e baktığı belli olmasın diye çabalıyordu.

"Bir sorun mu var Felix? Sürekli bakıyorsun."

"Ha üzgünüm. Gözüm dalmış öyle."

"Bu kadar gerilmene gerek yok. Bir şey yapacak değilim. Kocaman adamız sonuçta durup dururken Wooyoung'a saldıracak halim yok."

"Ama öyle davranıyorsun hyung. Aranızın düzeldiğini sanmıştım."

"Düzeldi zaten gayet iyiyiz." Felix'in suratına bakmadan, kafasını bile çevirmeden konuşuyordu. Herhangi bir şekilde Felix'e karışamazdı ve bu daha çok sinirini bozuyordu. Wooyoung ona zarar verecek birisi değildi, en azından Changbin öyle umuyordu. Kıskanıyordu sadece, hem de çok fazla ama kıskanmaya hakkı olmadığını da biliyordu.

Tabii Changbin'in sakin sakin konuşması herhangi bir şeyi gizlemesine yetmedi, eli titriyordu ve hızlı nefes almaya başlamıştı. Felix bunun sebebinin Wooyoung ile arasındakiler yüzünden olduğunu biliyordu, aralarının kötü olduğu belliydi ama bunun sebebini bilmemesi onu daha çok geriyordu.

"Bilmem gereken bir şey var mı hyung, Wooyoung hakkında?"

"Hayır. Bizimkisi tamamen özel bir mesele."

"Biliyorum yine de merak ediyorum."

"Bana hiç kızgın değil misin Felix? Hala fikrimi sorup merak ediyorsun. Nefret etmiyor musun benden?"

"Etmiyorum." fısıldar gibi bir sesle konuşuyordu. "Eskisi gibi olmayı özlüyorum bazen. Üff Jisung söylediklerimi duysa çok kızardı."
Elini yüzüne kapatmış ve ayağa kalkıp gitmişti birden. Ağladığı belliydi.

---

"Tamam dikkat et kafan çarpmasın."
Saat sabaha karşı üç civarıydı. Felix kendini tutamamış ve içebildiği kadar içmişti. Tabi birçok kere de kustu. Şimdi Wooyoung onu kucağına almış, eve sokup yatağına bırakmıştı.

Tabii Wooyoung da sarhoştu ama kesinlikle durumu Felix kadar kötü değildi.

Bir an üstünü değiştirmesi gerektiğini düşündü ama Felix buna kızabilirdi bu yüzden ilk başta gitmeye yeltendi ama son anda Felix'in onu tutup çekmesiyle yatağa düştü. Şimdi yüzleri fazla yakındı.
Felix gözlerini tam açamıyordu. Yanakları kızarmış ve her zamankinden daha tatlı olmuştu ayrıca dudakları da şişmişti biraz. Wooyoung'un ona karşı koyabilmesine imkan yoktu. Ensesinden tutup onu kendine çekti ve uzun bir öpüşmeyi başlatmış oldu. Dakikalar sonra ayrıldıklarında nefes nefeseydiler.

"Seni seviyorum Felix."

"B-ben de seni seviyorum... Changbin hyung." bunu söyleyip gözlerini tamamen kapadı, uykuya almıştı gibiydi.

Wooyoung birkaç dakika donup kaldı. Öylece Felix'i izledi. Göz yaşlarını tutamıyordu. Ne kadar zaman orada durup ağladığını bilmiyordu ama biraz ayılıp kendine geldiğinde güneşin doğmaya başladığını gördü. Hızla çıkıp gitti evden.

Sarı Bez // ChanMinBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin