2.2

8.4K 549 24
                                        

Selammm, naber?

Ben geldim, duydumki çok özlemişsiniz bdurjfhkd

Biliyorsunuz ki ara verdiğim kitabıma tekrardan bölüm atmaya başladım hem onunla hem de edit yapmakla uğraşmaktan  bölüm yazamadım.

Yazar yazmazda atıyorum. Kontrol edemedim o yüzden, göze batan yazım hataları varsa lütfen belirtin.

Hadi size iyi okumalar...

Çalan telefonumla irkilerek kendime geldim. Saatlerdir çizim yapıyordum ve her yerim tutulmuştu. Arayan kişinin annemin eşi Mustafa olmasıyla nefret dolu bir nefes verdim. Bu adama hiç ısınamıyordum.
Tanıştığımızdan beri ondan uzakta kalmamı sağlayan bir his vardı içimde. Sadece yediğimiz yemekte tanışmıştık ve o telefon numaramı istemişti. Telefonu çatık kaşalarım eşliğinde açtığımda kendime sakin olmam gerektiğimi tekrarlıyordum.

“Alo?” karşıda annemin sesini duymamla boşta olan elim yumruk oldu.

“Ne istiyorsun?” sesimdeki umursamazlık bir an beni de şaşırtmıştı. Birkaç saniyelik duraksamanın ardından sesi tekrar duyuldu.

“Kızım...” titreyen sesi artık bende etki etmiyordu ancak bir anlıkta olsa hayal ettim. Hiç gitmeseydi de özlediği için dökülseydi bu sözcük dudaklarından aynı tepkiyi verir miydim? Yoksa en içten halimle ona annemi derdim. Hayal etmek sadece canımı yaktığında sabit kaldım terk edildiğim gecede. Yine aynı tonla söylemişti bana kızım diye beni sevdiğini söylemişti ardından da. Sevmişti, sevdiği için terk etmişti zaten beni(!).

“Ne var?” diyerek cevap verdiğimde düşüncelerimi yarıda kestim. Belki saygısızcaydı böyle konuşmam ancak o benim için bir anne değildi.

“İngiltere’deyim buluşabilir miyiz? Türkiye yazın için çocuklarla geri dönme kararı aldık. Birkaç ay orada kalacağız da seni görmek istiyorum.” tırnaklarım avcuma işkence ederken gözlerim yanmaya başlamıştı. Neden bu kadar acımasızdı?

“Hayır.” sesimin titremesi en son isteyeceğim şeydi belki de.

“Lütfen. Son bir kez görüşelim, bir daha ismimi dahi duymayacaksın. Söz veriyorum.” birkaç saniyeliğine sakinleşmek için yumdum gözlerimi.

“Tamam, konum atarsın.”

“Teş-” suratına kapattığımda avuç içlerime yasladım yüzümü. Neden peşimi bırakmıyordu ki? Yorulmuştum. Gerçek anlamda yorulmuştum.
***

İşlerimi hızla bitirmiş buraya gelmiştim. İşlek bir kafeydi burası güzel ve moderndi ancak inceleyemeyecek kadar odaklanmıştım karşımdaki kadına sadece kahve gözlerine bakıyor bir an önce konuşup gitmesini istiyordum. Sonunda boğazını temizlediğinde konuşmaya başladı.

“Özür dilerim. Sana iyi bir anne olamadım ancak seni hiç unutmadım Lara. Nasıl unutabilirim? Sen benim kızımsın. Ben sadece beni unutmanı istedim. Bana ihtiyaç duyma istedim çünkü ben geri dönmeyecektim...” burada durmak 12. Yaşıma hakareti ancak bende susmak için gelmemiştim.

“Ta ki babam ölüp yüklü bir miktar miras bırakana kadar.”  diyerek kestim sözünü. “Söylesene bu alışkanlığını neden bırakmadın? Hep paragöz biriydin zaten ama bunun için beni terk edeceğini hiç tahmin etmemiştim. Hiç üzülmedin mi? Ben üzüldüm. Çok üzüldüm. Ama boşunaymış.”

“Miras” diyerek sözümü kestiğinde durdum. “sadece hakkımı istedim. O ev benim takılarımla alınmıştı. O evde hakkım vardı. Sadece ev-”

“Kes sesini!” çıldırmış durumdaydım. Ne saçmalıyordu?

“Ne saçmalıyorsun sen? Sen kimsin de benim evimi istiyorsun? Hakmış! Sen o ne demek biliyor musun!? Sen kimsin de babamın yuvasında hak iddia ediyorsun? SEN KİMSİN?” korkmuştu, umurumda değildi.

“Anlamadım mı sanıyorsun ha? Kocanın da sana benzediğini anlamadığımı mı sanıyorsun? Bir akşam yemeğiymiş! O gün gözlerinizle kıyafetlerimi incelediniz lan siz! Telefonuma bile gölerinizi dikmiştiniz! Kimi kandırıyorsun sen!”

“sıradaki hedefin ben değilim. Sana inanacak kadar aptal değilim! Sakın. Sakın bir daha gözüme gözükme!” ayağa kalkışımla sandalye geriye devrilmişti ancak bu umurumda dahi değildi. Çantamı aldığım gibi çıktım kafeden. Hızla arabama bindiğimde tek isteğim eve gitmekti. Dışarıda ağlayamazdım. Güvende hissetmeden dökemezdim gözyaşlarımı ancak görüşüm durmadan bulanıklaşıyordu.

Eve girdiğim anda yre çökmem bir oldu. Bu kadardı. Gücüm bu kadardı. Bir umut vardı içimde yok denecek kadar ancak o da ölmüştü. Titreyerek ağlıyordum. Hıçkırıklarım evde yankılanıyordu. Çok dolmuştum. Iç çekişlerine döndüğünde, ağlayışım. Telefonu aldım hızla. Eric’le konuşmak istiyordum. Sadece o beni iyi edebilir gibi geliyordu.

Mesaj yazmak yerine aradığımda açmasını bekledim.

Onunla son bir haftadır geç saatler dışında konuşamıyorduk. İş için Fransa’ya gitmişti ve çok yoğundu. Benim üçüncü iş günümde o gitmişti. Zaten sonbahar koleksiyonu için taslak istenmesiyle bende işe gömülmüştüm. İkimizde çok yoğunken konuşmaya vaktimiz olmuyordu.

Parmaklarım acıdığında onu arıyordum o ise mesaj yoluyla bana cevap veriyordu. Şu an çalışıyordu büyük ihtimalle ancak tek ihtiyacım oydu.

Bir kere çaldı...

İki kere...

Üç...

Ardından kapalı olduğunu belirten bip sesi...

Açmamıştı.

Yorgunlukla ayağa kalktığımda hiçbir şey yapmadan yatağa yattım. Uyumalıydım.

Bana iyi gelebilecek tek o kalmıştı... uyumalıydım. Iyi  gelecekti. Gözlerim kapandığında dahi gözlerim yanıyordu.

Uyku dosttu, beni içine çekiyordu. Ona kucak açtım ve bu sondu. Gerisi sonsuz bir karanlıktı.

Kim Eric'i yazacağını söyleyip iki bölümdür yazmıyo ncjekodbf

Şu kadını kitaptan atsam nasıl güzel olur di mi? Nefret ediyorum ondan.

Beynim artık iflas ettiği için sizi şimdilik bırakıyorum yarın görüşürüz.

Oylamayı ve yorum yapmayı unutmayın seviliyorsunuz♡

Instagram: elasu-gr

MISS YOU... /TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin