Merhaba, nasılsınız eriklerim?
Çok değişik hissediyorum çünkü artık size eriklerim diyemeyeceğim ve çoğunuzla artık akşamları burada buluşamayacağım.
Bugün 2 Kasım ve Miss You tam olarak 1 ay önce yayımlandı.
Hızlı bir şekilde veda ettik kendisine ancak hep yeri ayrı olacak.
Miss You birçok konuda benim ilkim ama en önemlisi benim ilk textingim.
Sizinle öğrendim bende yazmayı. Benimle yayınlayacağım diğer textinglerle buluşmaya devam edenler olurmu bilmiyorum ancak sizi beklediğimi bilin.
Buraya kadar gelen herkese teşekkür ederim.
Benimle yoluna devam etmeyenler için bir veda olsada her zaman aktif olacağıma emin olabilirsiniz. Ihtiyacınız olduğunda burada olduğumu bilin.
Veda etmek çok zor oldu benim için ama şimdi sıra sizde.
Son kez iyi okumalar...
Hayat küçük hataların ödüle dönüştüğü bir yerdi benim için. En azından artık öyleydi. Eğer o gün yıllarca kendimi tuttuğum şeyi yapmasaydım, onu bulamazdım. Aşık olduğum, hayatı olduğum adamı bulamazdım.
Eğer babasına bu kadar aşık bir kız olmasaydım, o gün o rüyayı göremezdim.
Ben sadece yas tutan bir kızdım. Babam öleli bir ay olmuştu, bu dünyadan silinmeye başlıyordu. Hatalar yapmıştım gidişiyle eski sevgilimle barışmamam sadece bir tanesiydi bunların. Aslında şu an çalıştığım şirkete başvurmak gibi bir amacım olmamıştı hiçbir zaman.
Sadece şu an yolunu izlediğim ülkemden gitmek istemiştim. Aldığım nefesler babam olmadan zehir gibi hissettiriyordu. Her nefesimde zehirleniyor gibiydim. Gitmek istemiştim ve önüme gelen her şirkete başvurmuştum. Ne kadar iyi oldukları umurumda değildi. Sadece bu ülkede barınmak istemiyordum.
Buranın havasını içime çekmek istemiyordum. Buradan kaçmak için başvurduğum şirket sayesinde onunla daha da yakın olmuştum. Ona döndüm, çatık kaşlarıyla yolu bulmaya çalışıyordu. Haklıydı, İstanbul trafiği ve yolları berbattı.
Başımı tekrar geriye yaslayarak yanımda olduğuna şükrettim. Sonunda orayı gördüğümde kalbim sıkıştı. Gelmiştik işte, babama gelmiştik. Bugün tanışacaklardı babamla.
Arabadan indiğimizde Eric sessizliğini korumuştu. Kalbim düzensiz bir şekilde atarken gergin bir şekilde yürüdüm. Bundan 8 ay öncesine gitti aklım. Bazı geceler toprağa yatarak babamın yanında kalmıştım. Bazen ise hiç gelmemiştim. Burası benim göz yaşlarımla yıkanmıştı. Burası birçok insanın gözyaşlarıyla yıkanmıştı.
Tam karşısında durdum babamın. Bedenim titrerken gözlerim dolmaya başlamıştı. Elimi okşayan baş parmağıyla destek veriyordu sevgilim. Bir adım öne çıktım titreyen bacaklarımla. Hayır, bugün yıkılmayacaktım. Babam güçlü olduğumu görecekti.
“Babacım, ben geldim.” diyerek yavaşça çömeldim toprak altında yatan babama doğru. Toprağı okşayan elimle gülümsedim buruk bir şekilde. Gelicem demiştim, gelmiştim. “bak, kızın geldi. Seni özledim baba. Bak geldim yanına. Geleceğimi söylemiştim, geldim. Ben hep sözümü tutarım baba, senden öğrendim.” ne demem gerektiğimi bilmiyordum. Babama sarılmadan konuşmazdım bile onunla şimdi uzaktan nasıl konuşacağımı bende bilmiyordum. O yüzden sessiz kaldım. O zaten nefes alışımdan dahi anlardı beni, sözcüklere ihtiyacım yoktu.
Eric bir adım atarak benimle aynı hizaya geldiğinde hafifçe eğilerek selam verdi. “Merhaba efendim.”
“Kendimi nasıl tanıtmalıyım bilmiyorum ancak siz kızınızı hayatı yapan kişi olarak tanıyabilirsiniz beni. Kızınızın hayran olduğu babasınız siz, bu yüzden bende hayranım size. Ne demem gerektiğini bilmiyorum ancak buraya gelmişken kendimi tanıtmak istedim.” bana baktı gergince. İkimizde ne dememiz gerektiğini bilmiyorduk. “Sadece kızınızı çok sevdiğim ve seveceğimi bilin istedim."
Daha sonrasında birkaç şeyden konuşmuştum ve oradan ayrılmıştık. Eric arabayı yemek yiyeceğimiz yere sürerken dışarıyı izlemeye başladım. Buraya Eric’in bir röportajı için gelmiştik. Beni mutlu eden şey ise Eric’im beni çağırması ve buraya gelmişken onu babamın yanına götürmemi istemesiydi. Orada ne kadar gergin olsa da beni buraya çağırırken “babanın benimle güvende olduğunu bilmesi gerek” demişti.
Elimi üstüne bırakılan öpücükle kendime geldiğimde bana gülümseyerek bakan Eric’e döndüm. Mezarlıktan çıktıktan sonra gülümsemesi yüzünden hiç düşmemişti. Ona nedenini sorduğumda başına bir şey gelmediğine göre izni kaptığını söylemişti. Ne izni olduğunu anlamamıştım.
“Hadi, güzelim.” diyerek dışarıyı gösterdiğinde arabada indim. Etrafa baktığımda uçurumun kenarında olduğunu fark ettim. Çok güzel bir yerdi. Burayı bilmemem büyük şansızlıktı. Belime sardığı kollarıyla beni kendine çekti. Boynuma bıraktığı öpücükle mest olurken “Neden buradayız?” diye sordum. Burada yemek yiyebileceğimiz bir yerde yoktu?
“Çünkü..” dedi etrafı göstererek “Seni kalbimden vurmam lazımdı. Telefonun güzel manzaralı uçurum kenarlarıyla doluydu. Bir an çikolata aşkından dahi şüphe ettim.” dediğinde başımı ona yaslayarak kahkaha attım. Yanağımı öperken “Hayır olma ihtimalini yok etmeliydim.” diye mırıldandığını duymuştum.
“Ne?” dedim anlamayarak. Boyuma yasladığı burnuyla derin bir nefes çekerek başını kaldırdı ve geri çekildi. Çatık kaşlarımla ona dönerken onu yere çökmüş elinde yüzük kutusuyla görmüştüm. Donup kalırken o yüz ifademe güldü.
“Klişelerle başlamayacağım çünkü biz asla kalıplara uymadık. O yüzden sevgilim sana sorum değil sorularım var.” dedi gözlerimizi kenetleyerek. Derin bir nefes alarak sözcükleri serbest bıraktı.
“Hep yanım da olur musun sevgilim?”
“Hayatım olur musun?”
“Ömrümü aydınlatır mısın?” kutuyu açtığında beni tektaş karşıladı.
“Benimle evlenir misin?”
dolan gözlerimle ona gülümserken başımla onayladım onu lakin sesimin çıkacağını düşünmüyordum. Hızla yerden kalkerken yüzüğü kutuda çıkararak elimi tuttu ve yüzüğü parmağıma geçirdi. Belimden tutarak beni kendine çekti ve sarıldı. Kollarım boynuna dolanırken duyacağı şekilde mırıldandım.
“Hep yanında olurum, sevgilim.”
“Hayatım olduğun gibi hayatın olurum.”
“Evet, seninle evlenirim.”
Başımı kaldırdığımda duygu dolu gözlerle bana bakıyordu. Gülümsedim, kahvelerine karşın. Beni tekrar kendine çekerek dudaklarımızı birleştirdiği de hızla karşılık verdim.
Öptüğüm adam sevdiğim kişiydi, hayatımdı, geleceğimdi.
O, benim evleneceğim adamdı.
Dudaklarımız zorlukla ayrılırken alnını anlıma yasladı. Sık nefesler eşliğinde kalp atışlarımızı dinliyorduk. Dudaklarımızdan dökülen hisselerimiz geleceğimizdi.
“Seni seviyorum, Eric.”
“Seni seviyorum, gün ışığım.”
-SON-
Yorumlarda buluşalım dostlarım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MISS YOU... /Texting
Short Story*Kitap Türkçedir Siz: seni özledim 0527**: kimsiniz? . . Seni terk eden annenin hatırladığın numarasına mesaj atarsan ve attığın kişi türk asıllı bir ingiliz model olursa? . üstelik onun aile şirketine çalışmak için başvurmuşken
