san, hemen hazırlanıp wooyoung'un attığı konuma ulaşmak için durağa geçti. biraz bekledikten sonra gelen otobüse bindi. aklında wooyoung'tan başka bir şey yoktu. gelen ani bir cesaretle de konum istediğinin farkındaydı ama zerre pişman değildi.
otobüsten indikten sonra ekranda gözüken eve doğru ilerlemeye başladı. kapının önüne ulaşmıştı. tam da kapıyı açması için mesaj atmaya hazırlanırken kapı açılma sesini duymasıyla önce kapıya sonra yukarıdaki pencerelere baktı. gözleri pencereleri tararken güzelliğine tutulduğu bedenle göz göze geldi. parmaklarıyla"4" rakamını yaptıktan sonra perdeyi çekip gözden kayboldu. san, asansör numarası olduğunu anladığı için ses çıkarmadan kapıyı açıp içeri girdi ve asansörü çağırdı. ciğerlerine derin bir nefes çekerek bindi gelen asansöre.
kapı açılıp indiğinde kapı açık şekilde bekleyen wooyoung'a doğru ilerledi. bir gariplik sezmişti onu bekleyen minik bedenin yüzünde. hafif terlemiş gözüküyordu. kendini sıkıyor gibi de gözüküyordu aynı zamanda. tam ağzını açıp soru soracakken wooyoung atladı.
"san."
adını söylemişti ama nefes almakta zorlanır bir edayla söylemişti. san tam önünde durarak ne olduğunu anlamaya çalışır şekilde gözlerini kısarak inceliyordu yüzünü. yere eğilmiş başını iki elini yanaklarına koyarak yukarı kaldırmış ve göz göze gelmelerini sağlamıştı. alnında oluşmuş boncuk boncuk terleri gördükten sonra uzun saçlarını parmak uçlarıyla geriye atarak yumuşak ses tonu ile konuştu.
"ateşin mi var? noldu? konuşurken iyiydin."
sorulan soruları yanıtlamadan sadece gözlerini kapatarak alnını san'ın alnına yasladı. nefesini düzene sokmaya çalıştığı sık sık alıp verdiği nefeslerden belli oluyordu.
"wooyoung. söyler misin artık ne olduğunu güzelim?"
wooyoung yumduğu gözlerini açarak yavaşça geri çekildi. birkaç adım atarak bir suç işlemişcesine açtığı gözlerini geri yumarak başını aşağıya eğdi. san ise ne olduğunu anlamaya çalışmakla meşguldü. wooyoung'un başını eğdiği yere baktığında jeton o zaman düşmüştü. önündeki şişkinliği nasıl olur da şimdi fark ederim diye düşünmeyi bir kenara bırakıp kendinden uzaklaşan bedene yaklaşıp aradaki mesafeyi en aza indirdi.
"yüzüme bak."
söylediği miniğin başını olumsuzca sallamasıyla sonuçlanmıştı. hala kendini sıkmaya devam ettiğinin ve çekindiğinin farkındaydı. bu yüzden tekrar bir şey deme gereği duymadan eliyle çenesinden tutarak dikleştirdi eğmiş olduğu başını.
"wooyoung."
"beni birazcık bıraksan."
zoraki, kısık çıkan sesiyle konuşmuştu. san'ın wooyoung'u bu hâlde bırakmaya hiçte niyeti varmış gibi durmuyordu. anlayışla başını hafifçe sola yatırarak karşılık verdi.
"içeri geçelim. yardım edeceğim."
"hayır san. olmaz. istemiyorum. sen beni biraz bırak sadece."
duyduğu olumsuz yanıtı hiçe sayarak ayakkabılarını çıkardı ve kendini içeri attı. kendiyle beraber wooyoung'un elini tutarak ilerledi daha önce hiç gelmemiş olduğu evin koridorunda. arkasını dönüp ufak bir bakış atarak konuştu.
"odan nerede?"
"bırak ben kendim hallederim."
aldığı tek cevap devrilen iki gözden başka bir şey değildi. tuttuğu eli bıraktı san. meydan okurcasına bir surat ifadesiyle karşılık verdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
FEVER ~ woosan
Teen Fiction"geldin." "birbirimize her şeye rağmen demedik mi san?" {texting•düz yazı} {woosan•seongjoong•yungi•jongsang}
