gözlerini uyku sersemliğiyle açtığında zamanın çok çabuk geçtiğini düşünerek tavanı izledi bir süre san. biraz daha tavanı izledikten sonra gerilerek doğruldu yatağında yavaşta. wooyoung ile buluşmadan önce okula gitmesi gerekiyordu. aklından, daha sonra bugünkü dersleri toparlarım diye geçirdi ve okula gitmekten vazgeçti. önce pratik bir şeyler hazırlayıp yemeye karar verdi. yataktan sersem adımlarla kalkıp mutfağa doğru ilerledi. kendine sandviç yapmıştı yanına da bir bardak portakal suyu doldurdu. bir yandan yerken bir yandan da wooyoung ile buluşacağını düşünüp sırıtıyordu. ilk karşılaşmada bıraktığı izlenim hiç onluk olmadığı için tekrar buluşmayı teklif etmişti. onu bilmiyordu ama kendisi çok etkilenmişti büyüleyici güzelliğin karşısında.
yeme işini bitirdikten sonra biraz koltukta uzandı. duş almaya karar verdiğinden odasından sadece bornozunu alıp banyoya doğru yürüdü. normal üstünü evden çıkmadan önce giymeyi düşünmüştü. ılık bir duşun ardından kendini rahatlamış ve gevşemiş hissediyordu. tekrar duştan önce uzanmış olduğu koltuğa uzandı ve gözlerini dinlendirmek için kapattı. çok değil yalnızca birkaç dakika sonra gözlerini aralamasına sebep olan zil sesiydi onu bölen. bu saatte zilinin çalması alışık olduğu bir şey değildi. seonghwa'nın ve diğer arkadaşlarının haber vermeden gelmesi imkansızdı. kafa karışıklığı içerisinde yavaşça doğruldu uzandığı koltuktan. zil bu sırada bir kez daha çaldı. üstünde sadece bornozla, çalan kapıya açmak için yanaştı san. ne delikten kim olduğuna baktı ne de kimsiniz diye sordu. direkt açtı kapıyı. gözleri ile ağzı doğru orantılı bir şekilde barizce açılmıştı gördüğü kişi sonucunda. kim olduğunu tahmin edememişti ama etse de bu kişinin wooyoung olacağı aklının ucundan geçmezdi. sırıtarak ona bakan küçük bedene bakıyordu şaşkınlıkla. wooyoung kafasını yan bir şekilde eğip, elini san'ın gözünün önünde salladı ve konuştu.
"hey! yine dondun kaldın. içeriye şifreyle mi alıyorsun? ayrıca bu hâlde mi açıyorsun sen herkese kapıyı?"
dediklerinden sonra sirkelenip kendine gelmişti san. kafası hâlâ karışık olduğu için soru sorarken sesindeki merakı ve şüpheli tınıyı gizleyememişti.
"burayı nereden buldun?"
"biraz jongho'yu sıkıştırmış olabilirim yeosang'tan adresini alsın diye."
"neden?"
"ne demek neden? sürpriz yaptım işte."
ayakkabılarını çıkartıp içeriye adım attıktan sonra san'ı üstten aşağıya hiç çekinmeden süzmüştü. san onu süzen gözler karşısında etkilenmişti ve bir adım geri çekildi. hiçbir şey demeden salona adımlayan wooyoung'u izledi. üstündeki ceketi çıkartıp sadece tişörtle kalan, hazırlıksız yakalandığı misafirini izliyordu san. aklına içinde hiçbir şey olmadığı ve şu an sadece bornozla durmasının çok tehlikeli olduğu geldi ama bunu umursamayacaktı. ağzını merakla soru sormak için tekrar araladı.
"wooyo-"
lafını tamamlayamadan cümlesi hiç beklemediği bir cümleyle yarım kalmıştı.
"san, ben senin olmak istiyorum."
"ne?"
duyduğu cümle karşısında zaten şok içinde olan san artık daha da şaşkın hissediyordu. içinde bir şeylerin kıpırdamasına engel olamamıştı ve tetikleniyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
FEVER ~ woosan
Novela Juvenil"geldin." "birbirimize her şeye rağmen demedik mi san?" {texting•düz yazı} {woosan•seongjoong•yungi•jongsang}
