avuçlarının içinde, büyülendiği yüz biraz daha sakin görünüyordu ama duydukları karşısında hissettiği ufak çaplı şoku gizleyememişti o gözler. birbirlerinin göz bebeklerinin en derinliklerinde dolaştılar bir süre. ikisi de dolaştığı en güzel ve değerli yermiş gibi hissediyordu bulundukları konumda. wooyoung yavaşça gözlerini kapattı ve ellerini kaldırarak yanaklarındaki ellerin üstüne kapattı. ellerinin birbirleri ile uyumu tartışılamaz derecede kusursuzdu. bir süre öyle kalmayı sürdürdüler. san ise hızlanan kalp atışlarıyla küçüğün cevabını bekliyordu. alınlarını birbirine yasladıktan sonra kısık ama çok içten bir şekilde cevabını vermişti wooyoung.
"seninle olan her şeye varım soju bey."
bu cevap san'ın dudaklarında küçük bir tebessüm oluşturmuştu. ikisinin de gözleri kapalıydı. wooyoung kendine doğru yaklaşan dudakları hissediyordu. geri çekilmek için hiçbir şey yapmadı tam aksine o da kendine yaklaşan dudaklara yaklaşmaya başladı. nihayet birbirine değen dudaklarla birlikte ikili derin bir nefes alarak iyice yakınlaştırdılar vücutlarını. san, küçük olanın dolgun alt dudağını hapsetmişti kendi dudakları arasına. wooyoung, san'ın ellerinin üstünde duran ellerini çekip san'ın yanaklarına koymuştu. kafalarını zıt yönlere eğerek daha rahat bir konum almışlardı. öpüşmeleri sakin ve duygu yüklüydü. dudaklarından taşıyordu aralarındaki sevgi kimi zaman. san, ellerini oynamaya bayıldığı uzun saçlara attı ve kenetlenmiş dudaklarını usulca ayırdı. alnını alnına yaslamış, gözleri kapalı şekilde soluklanıyordu az önce öperken kalbini yerinden oynatırcasına etkileyen dudakların üstünde.
birden hareket etmeleriyle wooyoung panikleyerek uzaklaşmıştı. san, kolundan tutarak omzuna yaslamıştı ondan uzaklaşan bedeni. saçlarına minik bir öpücük armağan etmeyi de ihmal etmemişti.
"çok fena sakız olacağız ağızlarına."
"hani benimle olan her şeye vardın."
yattığı omuzdan kaşları hafifçe çatılmış şekilde dikelmişti küçük olan. böyle anlaşılmaktan pek hoşnut olmamış gibi görünüyordu. gözlerini kilitledi karşısındaki gözlere.
"varım diyorsam varım. lafları çarpıtıp lanse etme."
"şaka yapıyordum. ne yani ilk tribimi mi yedim şimdi ben?"
"yarrağımı ye."
"havada kaparım. ayıpsın."
yere yaklaşmış olan dönmedolap tamamen durarak bitmiş ve ikilinin sohbetini kesmişti. dışarıda onlardan önce inmiş olan arkadaşlarını görmeleriyle hemen toparlanıp inmişlerdi. hongjoong bir şeyler fark etmiş gibi görünüyordu wooyoung'u incelerken. gözlerini kısıp tek kaşını kaldırdıktan sonra şüpheli bir sesle konuştu.
"wooyoung senin dudakların mı kızarmış bana mı öyle geliyor?"
"ne kızarması? senin gözün bozuk. kaç kez dedim sana doktorunu ihmal etme diye."
"niye vuruyorsun ki yüzüme?"
hongjoong daha fazla üstelemeyerek somurtmuştu. diğerlerinin de dikkatini çekmişti bu durum ama çokta üstlerine düşmediler.
"yorgunluktan taşaklarım ağırdı yemin ederim. evlere dağılalım artık."
herkes cidden çok yorgundu. öyle yorgunlardı ki mingi'nin dediğine gülmeden sadece onay vererek kafa salladılar.
"dağılalım gerçekten. ben bir ay uyusam ancak kendime gelirim."
jongho cümlesini bitirir bitirmez çıkışa doğru adımlamaya başladı. diğerleri de onu takip ederek peşine takıldı. wooyoung ve san şimdilik renk vermemek için konuşmadan yan yana ilerliyordu usulca. çıkışa geldiklerinde birkaç saat önce inmiş oldukları durakta beklemeye başladılar. hepsi çok yorgun ve halsiz gözüküyordu bu yüzden sesleri çıkmıyordu. otobüs geldiğinde ise binerken oluşturdukları gruplar aynı şekilde oturmuştu yine yerine. hava karardığından, pestilleri çıktığından dolayı iyice uyku hâline girmişti hepsi. kimi cama kimi birbirinin omzuna yaslanarak uyumuş ve yolculuğu da o şekilde bitirmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
FEVER ~ woosan
Teen Fiction"geldin." "birbirimize her şeye rağmen demedik mi san?" {texting•düz yazı} {woosan•seongjoong•yungi•jongsang}
