Pazar akşamıydı. Herkes yurda dönüyordu.
"Jimin diyorum ya sadece ondan pek hoşlanmadım."
"Neden?"
"Sadece feromonu burnuma doldu."
"Ne yaptın da o kadar salgıladı lan."
"Sadece baktı."
"Baktı mı? Nasıl?"
"Yüzümü kaldırdı-"
"Sana dokundu mu?! O lanet Namjoon nerede? Neden söylememiş ona? Numarasını ver herifin."
"Gerek yok Jimin, abartma. O bilmiyordu sonuçta. Sakın Namjoon'a kızma ayrıca, nereden bilsin onun böyle bir şey yapacağını."
"O kadar zeki alfa görgü kurallarını bilmiyor mu? Saçmalık! Konuşacağım onunla."
"Tamam, tamam. Yurtta görüşürüz."
"Geliyorum zaten. Bay."
Sessiz koridorda yürürken gayrı ihtiyari üzerindeki monta sarıldı ve her adımını yerde mayın döşenmişcesine yavaş yavaş atıyordu. Ayak sesi ahşap parkelerden tok bir ses çıkarıyordu.
Aniden koridordan bir kapı açıldı ve gülüşen bir kaç kişi çıktı. Jungkook'un feromon algısı olsaydı cinsiyetlerini anlayabilirdi, ama şuan sadece burnuna bok kokuları gibi geliyordu; içinden hep böyle söylerdi. Ayırt edemiyordu hiçbirini.
Arkalarından yavaşça sıyrılmaya çalışıyordu ki birden tüm yüzler ona döndü. Derin bir nefes aldı ama veremedi.
"Tuhaf kokuyor." Dedi içlerinden biri.
Ona en yakın olan birden elini uzattı ama Jungkook hızlıca geriye çekildi. Çok geriye çekilmiş olmalı ki duvara omuzu çarptı. Omuzunu tutarken terlediğini hissetti. Bir tanesinin burnunu tuttuğunu gördü.
Öndeki adam üzerine doğru yürüdü. Gülümserkenki diş yapısına bakılırsa o bir alfaydı ama neden gülüyordu? Jungkook'u aniden sırtından sertçe ittiğinde Jungkook diz çöktü. Başını kaldırmıştı ki önündeki adamın dişleri de aynı yapıdaydı. Yutkundu. Şuanda onların dairesindeydi.
Etrafında sanki bir müzede ilk defa bir şey görüyorlarmış gibi sessizce dolaşıyorlardı sadece. Tıpkı kurt sürülerinin avlarına yaptığı gibi...
Az önce onu iten adam eğildi.
"Sürpriz! Bu seni ikinci görüşüm. Bir melez olmak nasıl bir şey ha? Söylesene?"
Jungkook cevap vermiyor ve asla suratına bakmıyordu.
Onu nereden duymuştu ki? Genelde bu koridordan geçerken arkadaşlarının ortasından ilerlerdi. Böylece onun kokusunu etraftakilerin alma ihtimali azalırdı.
Birden hatırladı... O Jae'nin her zaman arkasında duran o iri Japon asıllı alfaydı. Kano.
Bu saatte yurda dönen yoktur diye düşünerek Jimin'i beklememişti... Parkeye basan tek kişi olmadığını fark ettiğinde her şey için çok geçti.
Alfa önündeki çaresiz çocuğa bir elini uzatıp çenesini kabaca kavradı ve kaldırdı yüzünü.
"Tüh, çokta güzelmiş. Neden melez olarak doğdun ki?"
Jungkook bu alfaların yüzünü görme ihtiyaçları ve bu çene kavramasından öyle bıkmıştı ki. Seks yaparken bütün bir saat boyunca çenesini sıkarak kaldıran adamı hatırladı. Midesi bulandı.
Yüzünü geri çekti, ıslak ve kirli parkeye baktı. Ne pislerdi!
Şuanda onların dairesinde ve kapının önünde yerde duruyordu ve arkasındaki kapı hâlâ açıktı ama önünde birileri dikiliyordu.
Adam Jungkook'un montunun ön tarafına elini koyarak üzerinde gezdirdi. Jungkook geri geri gitti ama birinin bacağına çarptı. Başını kaldırıp ona yalvarır bir şekilde baktı ama yüzü o kadar soğuktu ki tekrar önüne döndü. Etrafı sarılıyken nasıl kaçağını düşünüyor ve kapının ardını görmeye çalışıyordu. "Jimin..." Dedi sessizce.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Altın Melez -tk
FanfictionJungkook tarih dersinde hep en düşük notları almakla başı dertte olan bir melezdi, taki arkadaşı tarih dersi çalıştırmak için ona birini bulana kadar. İşte o zaman tek derdinin tarih dersi olmasını istedi. -Omegaverse
