8

138 16 5
                                        

"Bak sana bir daha Ellie kim diye sormayacağım,Sirius ! Adı fazla tanıdık geliyor?"

"Sorma,işime gelir."
Sirius, Regulus’un sorularından bunalıp odanın içinde huzursuzca volta atıyordu. Ellie'sinin adı geçtiği vakitten beri yüzündeki kasvet daha da derinleşiyor omuzlarındaki ağırlık gözle görülür hale geliyordu.

Regulus, abisinin bu hâline aldırmadan tekrar sordu.

“Kimdi o kız? Ellie’yi neden sürekli geçiştiriyorsun? Belli ki çok önemliydi.”

Sirius duraksadı. Ellerini saçlarının arasından geçirdi bir an kendini toparlamak ister gibi başını iki yana salladı. Ardından sert bir ses tonuyla konuştu.

“Konuyu açma, Regulus. Bu senin bilmen gereken bir şey değil.”

“Yapma,bana benzetildi. Duydun!”
diye üsteledi Regulus.
“Onun hakkında hiçbir şey söylemeden nasıl bu kadar suskun kalabiliyorsun? James ve sen neden onun adını duyunca bu kadar parçalandınız?”

Sirius, birden durdu ve öfkeli bir şekilde kardeşine döndü. Gözleri parlıyordu.

“Rahat bırak beni, tamam mı? Bu, bizim konuşmak istemediğimiz bir konu. Hele James asla istemez!”

Regulus ısrarcı bir şekilde abisinin karşısına geçti.

“Hayır, Sirius. Öğrenmek istiyorum. Onun neden kimsenin adını bile ağzına almadığını bilmek istiyorum. Salazar aşkına,meraktan öleceğim.”

Sirius’un yüzündeki öfke yerini acıya bırakıyordu, ama sesi hâlâ sertti.

“Bilmeye ihtiyacın yok, Regulus. Ne yaşandıysa yaşandı. Artık bitti.”

Regulus, abisinin kaçışına kızgın bir şekilde, inatla adım attı.

“Rahat bırakmayacağım! Eğer söylemeyeceksen, Potter'a soracağım. O, anlatacaktır.”

“Ona da sorma, Regulus! Bu onu daha fazla mahveder. James zaten yeterince yük taşıyor!”
Regulus, kararlılıkla kollarını göğsünde birleştirdi.

“James’i nerede bulacağımı söyle.”

Sirius, bir an kardeşinin yüzüne baktı. Yorgun bir şekilde iç çekti, ama sonunda pes etmiş gibiydi.

“Muhtemelen sokağın başında. Ama sana söylediğim gibi, bu soruların cevabını duymak istemezsin.”

~

Regulus, Potter evine giden yolun başında duraksadı. Etrafını saran sessizlik, kar taneleri gibi ağır ve sıkıntılıydı. Ancak yolun sonunda beklediği sıcak yuva yerine, karşısında bir mezarlık belirdi. Kara bir gölge gibi yükselen demir kapıları, geçmişten bir şeyleri hatırlatır gibiydi.

İçinde bir ürperti hissetti. Buraya gerçekten doğru mu gelmişti?

James’i bulma umuduyla çıktığı bu yolculuk, neden onu bu kadar soğuk ve kasvetli bir yere yönlendirmişti? Aklındaki soruların ağırlığı, adımlarını yavaşlattı. Ancak bir an sonra, mezarlığın kenarındaki ağaçların arasında bir figür dikkatini çekti.

James, hafif eğilmiş şekilde, önünde duran bir kadının yanında duruyordu. Kadın elindeki küçük sulama kabını, karların üzerinde duran bir mezarın toprağına boşaltıyordu. James’in yüzündeki ifade, şimdiye kadar gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu; ne muzip ne öfkeli, sadece ağır ve sessizdi. Bu görüntü, Regulus’un boğazında bir düğüm oluşturdu.

Ağaçların arasından bir adım daha attı. James’in yanına gitme isteğiyle içindeki tuhaf tedirginlik arasında gidip geliyordu. Ancak sonunda derin bir nefes aldı ve adımlarını hızlandırarak James’e doğru yürümeye başladı.

Beyond the HousesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin