Grimmauld Meydanı 12 Numara’nın duvarlarında yankılanan sesler, Regulus’un zihnindeki karmaşayı daha da büyütüyordu. Noel akşamıydı; yılın en çok sevilmesi gereken zamanı ama Black ailesi için sadece kavga ve gerginlik demekti. Salonda süslenmiş bir ağaç vardı ama kimse onu fark etmiyordu. Herkes, o an patlak veren tartışmaya odaklanmıştı.
“Ben sizin istediğiniz gibi olmayacağım!”
Sirius’un öfkeli sesi, odanın içinde yankılandı. Anne ve babasının bakışları ateş saçıyordu, ama Sirius aldırış etmiyordu.
“Beni bu aptal planlarınıza alet etmeyeceksiniz!”
Walburga Black, şiddetle kanepeye vurdu.
“Bir Black olarak görevlerin var, Sirius! Bizim soyumuzun devamı bir onurdur! Bu aile için doğru bir evlilik yapacaksın ve bizden utanmayı bırakacaksın!”
“Soyumuz mu?”
diye alayla güldü Sirius, kaşlarını kaldırarak.
“Siz soy diye bir şeyden bahsedecek en son kişilersiniz! İnsanları küçümseyip kendi kanınızdan olmayan herkese pislik gibi davranıyorsunuz! Kimse bana nasıl yaşayacağımı söyleyemez!”
Regulus, odanın köşesinde durmuş, başını önüne eğmişti. Zihni allak bullaktı. Bu tartışmalar, çocukluğundan beri evlerinin değişmez parçasıydı, ama bu kez her şey ona daha ağır geliyordu. Sirius’un isyanı, kendi içinde susturmaya çalıştığı duyguları daha da yüksek sesle dile getiriyordu.
“Ben bir Black’im,”
diye mırıldandı kendi kendine, avuçlarını sıkarken. Ama bu sözlerin ağırlığını hissedemiyordu. Bu kimlik, neden böyle bir yük gibiydi? Okulda övündüğü soyadı evinde neden utancı oluyordu?
“Bak bana, Sirius!”
Orion Black’in sert sesi, Regulus’un düşüncelerini böldü.
“Senden bir şey istemiyoruz. Tek istediğimiz, bu ailenin onurunu korumak. Bizimle alay edenlere cevap vermek için güçlü olmamız gerekiyor!”
“Güçlü mü?”
Diye sordu Sirius, gözlerini devirerek.
“Bunu bir kez olsun kendinize soracak cesaretiniz var mı? İnsanlara zulmetmek güç mü demek?”
Regulus, Sirius’un her kelimesinin doğru olduğunu hissediyordu ama bunu kabul etmekten korkuyordu. Sirius’un anne ve babasıyla yüzleşecek cesareti vardı, ama Regulus… O kendi sessiz cehenneminde sıkışıp kalmıştı.
Kafasındaki karmaşa büyüdükçe, kulaklarındaki sesler bulanıklaşmaya başladı. Sirius’un anne ve babasıyla bağırışları, evdeki gerginlik, tüm bunlar boğucu bir sis gibiydi. Regulus, bakışlarını yerdeki desenlere dikti ve bir an için her şeyden kaçmak istedi.
“Regulus!”
Sirius’un sesi aniden ona döndü ve başını hızla kaldırdı. Sirius’un ona baktığını fark etti.
“Sen neden bir şey demiyorsun? Hep burada oturup onları mı destekleyeceksin?”
Regulus şaşkınca geri çekildi. “Ben... bir şey dememek daha mantıklı.”
Sirius’un yüzünde acı bir gülümseme belirdi.
“Tabii ki. Sessiz kalmak her zaman daha kolaydır, değil mi?”
Regulus cevap veremedi. Sirius’un ona sırtını dönüp odadan çıkışını izledi. Büyük, ahşap kapı arkasından çarparken, Regulus olduğu yerde donup kalmıştı. Sirius, her zamanki gibi ailesine meydan okumuştu. Ama o?
Kendi içinde, bir yerde James Potter’ı düşünmeden edemedi. James’in yanındayken hissettiği garip sıcaklık, bu evin soğukluğu karşısında daha da belirginleşiyordu. James, ona bu boğucu dünyadan bir çıkış kapısı gibi görünüyordu. Ama bu mümkün müydü?
"Kaçmak yok,efendi."
Ev cini çocuğun yakasından kavrayarak Siriusu geri getirirken babası başını sıvazladı. Gürültüden nefret ederdi.
“Regulus!”
Walburga’nın keskin sesi onu düşüncelerinden kopardı. Annesi ona dönmüştü, gözlerinde kızgın bir parıltı vardı.
“Sen kardeşin gibi olmazsın, değil mi? Sen bu aileyi korursun.”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beyond the Houses
Ficción General"Bu saçmalık! Slytherin ve Gryffindor öğrencilerini aynı odalara yerleştirmek de neyin nesi?" Onun baktığı listeye onun gibi yukarıdan bakan başka birinin ona doğru eğilmesiyle Regulus irkildi. Kafasını sola yatırırken yüzlerinin fazlasıyla yaklaştı...
