7

159 17 10
                                        

Regulus, yatağında doğrulurken odanın içine dolan sabah ışığı gözlerini alıyordu. Yanındaki boşluğu fark ettiğinde ilk hissettiği şey bir kaybolmuşluktu. James’in gitmiş olması, gece boyunca hissettiklerinin bir rüya mı yoksa gerçek mi olduğuna dair kafasında bir bulanıklık yarattı. Derin bir nefes alarak gözlerini kapadı ancak içinde yankılanan çelişkiyi susturamadı.

James’le olan yakınlık… onun için her açıdan bir felaketti. Regulus, abisi Sirius ve ailesi arasındaki uçurumun yükünü zaten omuzlarında hissederken şimdi aynı uçurumun kendi önünde açılmaya başladığını fark ediyordu. Eğer ailesi bu yakınlaşmayı öğrenirse, Regulus da bir hain olarak görülecek Black ailesinin son umudu olan mükemmel oğuldan yok edilmeye layık bir hedefe dönüşecekti.

Bu düşünceler zihninde dolaşırken alt kattan gelen gürültüler odanın sessizliğini parçaladı. Euphemia Potter’ın kahkahaları ve Fleamont Potter’ın tok sesi, sabahın canlılığını taşıyordu. Onlara James’in sesi de eşlik ediyordu; kahkahalarla dolu bir tartışma yürütüyorlardı.

Regulus derin bir iç çekti ve yavaşça doğruldu. Sirius hâlâ odanın bir köşesinde uyuyordu. Fakat Sirius’un uyurken bile gergin duran yüzü, Regulus’un dikkatini çekti. Alt kattaki gürültü daha da yükseldiğinde Sirius, aniden hareketlenerek uyandı.

“Ne oluyor?”
dedi kısık bir sesle, uykudan yeni uyanmanın mahmurluğuyla.

“James ve ailesi..bizimkiler değil.” diye yanıtladı. Alt kattaki sesleri işaret ederek konuşmasını kısa tuttu.

Sirius doğrulup yanı başındaki pencereye yöneldi. Bahçeye baktığında James ve Fleamont’un karla dolu bahçede birbirlerine kartopu fırlattığını gördü. James, babasına çamurla karışık bir kartopu attığında Fleamont’un kahkahası yankılandı.

“James Potter, bunu ödeyeceksin!”
Fleamont’un sesi tehditkâr olsa da alttan alta bir neşe taşıyordu.

“Cesarerin varsa dene bakalım, baba!”
diye karşılık verdi James, elinde başka bir kartopuyla atılmaya hazırlanarak.

Euphemia’nın sesi aniden pencerenin altından yükseldi.

“James! Fleamont! Çocukları uyandırıyorsunuz! Kahvaltı masasına gelmeden önce üzerinizi değiştirin. Hepiniz çamur içindesiniz!”

Sirius, Euphemia’nın sesindeki sert ama şefkatli tonu duyunca başını iki yana salladı.

“Regulus, bu Potter’ların bu ‘mutlu aile’ saçmalığı seni de rahatsız etmiyor mu?”
diye sordu, sesinde hafif bir alay vardı. Regulus onun bu saçmalığı ne kadar istediğini biliyordu halbuki.

Ancak Regulus, kardeşinin sorusunu duymazdan geldi. Gözlerini pencereden ayırmadan James’i izliyordu. James’in neşesi ve özgürlüğü, Regulus’un içinde sıkışıp kalmışlık hissini daha da büyütüyordu.

O, ailesi tarafından sevilen ve kendi seçimleriyle yaşayan biriydi. Regulus ise onların kurallarının bir mahkûmuydu.

Euphemia, James’in yanına yaklaşarak onun başını okşadı ve üstündeki karları silkeledi.

“Her sabah bu kadar enerjik olmayı nasıl başarıyorsun,tatlım?”
dedi. James, annesine gülümseyerek omuz silkerek yanıt verdi.

“Bu Potter kanı, anne!”

Regulus, bu görüntüye bakarken içindeki çelişki daha da büyüdü. James’in ailesiyle olan bu sıcak bağı, kendisinin asla sahip olamayacağı bir şeydi. Ama bu kadar yakından tanık olmak, daha önce hissetmediği bir özlemi de tetikliyordu.

Beyond the HousesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin