"Onun aşkı kalbime konan tek gerçekti, çoğu zaman bir rüya gibiydi. Onu bir sır gibi saklamak isterdim yüreğimde, oysaki rüyaların kaderinde uyanmak vardı."
Bugün Çağıl'ın son izin günü olduğundan akşamki kız isteme merasimi için gereken tüm hazırlıkları bir şekilde yapmıştım. Alışverişe çıkacak enerjim olmadığı için gereken hediyeleri ısmarlamıştım. Şükürler olsun ki her şey tam vaktinde teslim edilmişti. Akşam hazırlanıp uzun bir konvoyla yola çıktığımızda Duha'nın bize katılacağını bilmiyordum. Son günlerde ikisinin arasından su sızmadığı için onu Karun davet etmiş olmalıydı.
İki aile uzun bir konvoyla küçük bir mahalleye gelmiştik. Karun ve Duha'nın çakarlı araçları mahalle sakinlerini cama kapıya çıkarmıştı. Mahalleye öyle bir giriş yapmıştık ki herkes kimin geldiğini merak ediyordu. Çiçek'in babaannesinin evi küçük bir gecekondu olduğu için hepimiz içeriye zor sığmıştık. Korumaların biri bile içeride değildi, adım atacak yer yoktu.
Üçlü bir koltukta Elay ve Kadem'in tam ortasında oturuyordum. Karun ve Duha aralarına biraz mesafe koyarak yan yana ikili koltukta oturuyordu. Çiçek'in babaannesi ve büyükbabam da tekli koltuklardaydı. Ne yazık ki bu küçücük odada Çağıl, Melek ve Nedim için bir koltuk daha olmadığı için onlar kapıya yakın bir yerde sandalyede oturuyordu.
Çiçek'in babaannesi Melike Hanım bizi kapıda karşılayacak kadar sıcakkanlı biriydi. Çiçek ise bu geceye özel adına yakışır çiçekli bir elbise giymişti. Çağıl bir türlü gözlerini ondan alamıyordu, gerçekten çok güzel görünüyordu. Gecenin başından beri iki dakika boş durmamıştı. Bizi en iyi şekilde ağırlamak için elinden geleni yapıyordu. Sürekli mutfak ve salon arasında gidip geliyordu. Çiçek içeri her girdiğinde Çağıl'ın heyecanı gözlerinden okunuyordu.
Yanımda oturan Elay koluyla beni dürtünce başımı çevirip ona baktım. Gözleriyle Karun ve Duha'yı gösterdi. "Bu iki kibir abidesinin sorunu ne?"
Elay'ın neyden bahsettiğini anlamak için gözlerimi kısarak onları izlemeye başladım. İkisi de etrafına tuhaf bakışlar atıyorlardı. Zengin ve lüks bir hayatları olduğu için bu evde gördükleri her şeyi yadırgıyorlardı. Üzerinde oturduğumuz eski koltuklara, bir köşede duran ahşap vitrine, televizyonun üstünde duran ve vitrinin raflarında bulunan dantellere tuhaf gözlerle bakıyorlardı.
Gülmemeye çalışarak Elay'a yaklaştım. Kimse duymasın diye kısık bir sesle, "Sandığın gibi burayı küçümsemiyorlar ya da kibirlenmiyorlar," dedim. "Alışık olmadıkları için yadırgıyorlar."
Karun ağzında gümüş kaşıkla doğan insanlardan biriydi. Daha doğduğunda kendini büyük bir zenginliğin içinde bulmuştu. Bu gecekondu gibi yerlerde bir gününü bile geçirmediği için hâliyle böyle yerlere alışık değildi. Bu yüzden ister istemez yadırgıyordu. Duha'nın çocukluğu bu tür yerlerde geçmiş olsa bile kalan hayatında hep lüks içinde yaşamıştı.
Yeni hayatına çok hızlı alıştığı için ona geçmişini hatırlatan şeylere bakarken dışarıdan nasıl göründüğünün farkında değildi. Onların etraflarına attığı bakışları gören herkes bu ikisinin alt sınıftakileri küçümsediğini, tam bir kibir abidesi olduklarını düşünebilirdi. Ancak bu gerçek değildi. Onlar sadece alıştıkları lüks hayatın dışında kalan bir yeri yadırgıyorlardı.
"Çağıl neden bu kadar çok kapıya bakıyor?" Bir kez daha Elay'ın kısık sesini duyunca derin bir nefes aldım.
"Bence amcasını bekliyor." Gurur huzur evinde olduğu için bizimle gelmemişti. Çağıl onun için bu kadar özel olan bir günde amcasının da burada olmasını istemişti. Bu yüzden gözü hep kapıya kayıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAKA VE SANRI(Kitap Oldu)
General Fiction"Karımı artık yanımda, odamda ve yatağımda görmek istiyorum!" diye bağırınca donup kaldım. Ne söylediğinin farkında mıydı? Bir başkasının kimliğiyle evlenmek mümkün müydü? Gerçekten nikâhta bile sahtekârlık yapılabilir miydi? Başına gelene kadar Big...
