"Bazı ninniler insanların dudaklarından hüzünle dökülür, dokunaklı bir melodi gibi çıkardı ama ölüme uğurlar ve sonsuzluğa uyuturdu."
İnsanların söylediklerine göre bazı hastalar ölmeden önce hep birilerini beklermiş. Gözleri kapıda koparmış ve ruhunu teslim etmeden önce o kapının açılıp bekledikleri kişinin içeri girmesini isterlermiş. Bir tek bu olduğunda huzur içinde bu dünyadan ayrılırlarmış. Son zamanlarda Melek'in beklediği kişi Defne'ydi, bunu hepimiz biliyorduk. O doğana kadar bir şekilde dayanmıştı. Annesinin adını taşıyan bir bebeği görmüş ve bir gece sessizce aramızdan ayrılmıştı.
Karun'a gelen telefonla hepimiz soluğu hastaneden almıştık. Koşar adım koridorda ilerlerken gözyaşlarımın ardı arkası kesilmiyordu. Tıpkı Gazel gibi Melek de hayatıma geç giren ama erken çıkan isimlerden biriydi. Onun yokluğuna nasıl dayanacaktık? Onunla olan tüm anılarım sırasıyla gözlerimin önünden geçerken bir daha onu hiç göremeyeceğim gerçeği canımı çok yakıyordu.
Melek'in odasına yaklaşmamızla Kadem'i görünce daha çok ağladım. Kadem öyle bir yıkılmıştı ki dizlerinin üstüne yığılmıştı. Sevdiği kızın gidişiyle sanki bir daha kimse onu düştüğü o yerden kaldıramazmış gibi görünüyordu. Başını eğip yüzünü ellerinin arasına almıştı. Her nefesle gözyaşlarının sesi kulaklarıma ulaşıyor, Kadem'in omuzları biraz daha sarsılıyordu.
Başını eğdiği için yüzünü göremiyordum ama gözlerinin kan çanağına döndüğüne emindim. Kenan hemen onun yanına koştu ama Kadem'in şu anda kimseyi göreceğini sanmıyordum. Islak gözlerle Melek'in odasına baktığımda içeride birinin ninni söyleyen sesi geliyordu. Bu Gurur'un sesiydi. Karun'la yürüyüp kapıyı yavaşça araladığımızda gördüklerimle hıçkırdım.
Melek yatağında derin bir uykudaymış gibi hiç hareket etmeden yatıyordu. Başı hafifçe omzuna doğru düşmüştü ve dudaklarından ince bir kan sızmıştı. Teni neredeyse beyaza yakındı, fazla solgun ve cansız görünüyordu. Artık ne dudaklarını kapatan oksijen maskesi vardı ne de göğüs kafesi hareket ediyordu. Tüm acıları son bulmuş gibi sessizce aramızdan ayrılmıştı.
Gurur hemen onun yatağının kenarında oturuyordu. Bunu ondan isteyen Melek olmalı ki ona bir ninni söylüyordu. "Bu tepe pullu tepe, nenni de yârim nenni," diye mırıldanırken Gurur'un bakışları ıslak, sesiyse çatlaktı.
"Su gelir sere serpe, eski de yârim hani.
Dediler yâr uyumuş, nenni de yârim nenni." Melek'in bir daha hiç uyanmayacağını anlayınca Gurur'un sol gözünden bir damla yaş süzüldü. "Uyardım öpe öpe, eski de yârim hani."
Gurur'un yüzü donuklaştığında bedeni bir savaşın tam ortasında kalmış gibiydi. Bir yanı haykıracakmış gibi geriliyordu ama diğer yanı bu ninniyi sonuna kadar söylemek için direniyordu. "Altını bozdurayım, nenni de yârim nenni," diye fısıldadığında gözleri yaşla dolduğu için sesi boğuktu. "Gerdana dizdireyim, eski de yârim hani."
Melek'in kalp ritimlerini gösteren monitöre bakınca orada bir hareketlilik göremedi. Kızının elini öpüp sol göğsüne bastırdı ve gözlerindeki yaşlarla ninniyi söylemek için kendini zorladı. "İpek mendil değilsen, nenni de yârim nenni." Melek'in kapalı gözlerine bakınca bedeni kırık bir vazo gibi titremişti. "Koynumda gezdireyim, eski de yârim hani."
Dizlerimin üzerine düşüp hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Melek gerçekten gitmişti. Amcasının ona söylediği ninniyi dinleyemeden uykuya dalmıştı ama bu sefer sonsuzluk uykusuna. Gurur hâlâ ona o ninniyi söylüyordu. Sanki Melek'in artık burada olmadığını kabullenmek istemiyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAKA VE SANRI(Kitap Oldu)
Fiction Générale"Karımı artık yanımda, odamda ve yatağımda görmek istiyorum!" diye bağırınca donup kaldım. Ne söylediğinin farkında mıydı? Bir başkasının kimliğiyle evlenmek mümkün müydü? Gerçekten nikâhta bile sahtekârlık yapılabilir miydi? Başına gelene kadar Big...
