"Aşk kaybederken bile birini çok sevmekten geçiyormuş. Acının ortasında bile insan nasıl sevebilirdi?"
Doğayla iç içe bir yerde olmaktan çok mutluydum ama nerede olduğumu bilmiyordum. Her yer yemyeşildi ve etrafımda rengârenk çiçekler vardı. Ağaçların dallarına konan kuşların cıvıltısı tatlı bir melodi gibiydi. Güneşin turuncu ışıkları içimi ısıtırken çimlerin üzerine uzanmış, masmavi gökyüzünü izliyordum. Burası o kadar güzel ve huzurluydu ki sonsuza kadar burada kalabilirdim. Üstelik yanımda Gazel de vardı.
Burnuma çiçeklerin rahatlatıcı kokusu gelirken, "Gazel," diye mırıldandım. "Bu bir rüya değil, değil mi?"
İkimiz de aynı anda omzumuzun üzerinden birbirimize baktığımızda tebessüm etti. "Sana bunun bir rüya olduğunu düşündüren nedir?"
"Sen..." Dudaklarımdan ölüm kelimesi çıkmadığı için uzun süre onun yüzünü izledim. "Seni kaybetmiştim." Yan dönerek elimi uzatıp parmak uçlarımla yanağına dokundum. Parmaklarım içinden geçip yere düşmemişti. Soluğum kesildi. O bir hayalet veya yanılgı değildi, gerçekten Gazel'di ve ölmemişti.
"Bu... Bu nasıl olabilir?" Yutkunarak canımı yakan o sözcükleri söylemek zorunda kaldım. "Sen ölmüştün."
"Ben mi ölmüştüm?" Gazel uzandığı yerden doğrulup oturduğunda gülmemeye çalışıyordu. "Kâbus mu gördün yoksa?" Siyah gözleri hınzırca bakarken ayağa kalkıp bana elini uzattı. "Biraz gezelim, belki kendine gelirsin."
Elini tutup ayağa kalktığımda parmaklarımı onun parmaklarının arasından geçirdim. Her an ortadan kaybolur diye çok korkuyordum. Gazel birleşen ellerimize bakınca gülümseyerek başını iki yana salladı. "Bugün çok tuhaf davranıyorsun." Yokluğunda bana neler yaşattığı hakkında en küçük bir fikri yoktu.
Onun öldüğüne çok emindim ama ablam buradaydı. Yaşadığım tüm o şeyler bir kâbusmuş gibi geliyordu. Uyanmıştım ve kötü olan her şey son bulmuştu. Ablam ölmemişti, yanımdaydı, her şey yolundaydı. Onunla çiçeklerin arasında yürürken elini sıkıca tutuyordum. Gazel gülümseyerek etrafındaki güzellikleri izliyordu ve ben de onu... Uzun zaman sonra onu ilk kez siyah dışında farklı renkte bir elbisenin içinde görüyordum.
Üzerindeki yarım kollu beyaz elbise ona çok yakışmıştı. Siyah saçları güneşin tüm ışıltısını emiyormuş gibi canlı ve parlaktı. Saçları dalgalanarak omuzlarından salındıkça daha da güzel görünüyordu. Morgdaki o solgunluğundan eser kalmamıştı, ten rengi ışıltılı ve canlıydı. Gözlerimi bile kırpmadan onu izlediğimi görünce gülümseyerek omzuyla omzuma vurdu. "Bana şöyle bakıp durma."
Bakışlarımla onu rahatsız etmemek için hiç istemesem de önüme döndüm. "Burası neresi, çok güzelmiş." Etrafıma bakarak nerede olduğumu anlamaya çalıştım. "Nereye gidiyoruz?"
"Eve."
"Eve mi?" Gazel durup bana döndüğünde dudaklarındaki gülümseme kaybolmuştu. "Seni eve götürmek için geldim, kardeşim." Bu sefer elimi sıkıca tutan oydu. "Çok mu sevdin burayı, bu yüzden mi dönmek istemiyorsun?"
Burası çok güzel bir yerdi ama kalmak istememin nedeni bu yeri sevmem değildi. "Tekrar senden ayrılmak istemiyorum." Gözlerim dolduğunda ayaklarımı yere daha kararlı bastırarak gitmeyeceğimi ona göstermek istedim. "Burada kalalım hep yoksa seni kaybederim."
"Beni hiç kaybetmedin." Gazel'in sesi rahatlatıcı bir ninni gibi yumuşak çıktığında elini kaldırıp kalbimin tam üstüne bastırdı. Parmaklarını göğsümün üstünde hissetmemle kalbim hızlanmıştı. Ablam bana dünyanın en güzel gülümsemesini sunup muzırca göz kırptı. "Ben hep burada olacağım."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAKA VE SANRI(Kitap Oldu)
General Fiction"Karımı artık yanımda, odamda ve yatağımda görmek istiyorum!" diye bağırınca donup kaldım. Ne söylediğinin farkında mıydı? Bir başkasının kimliğiyle evlenmek mümkün müydü? Gerçekten nikâhta bile sahtekârlık yapılabilir miydi? Başına gelene kadar Big...
