"Her aşkın yolu nihayetinde bir kez de olsa ayrılıkla kesişirdi. Önemli olan o yola hiç girmemekti ya da girince geri dönmeyi bilmekti."
Normal doğum Karun'un en büyük kâbuslarından biriydi. Ablasına olanlardan sonra bebek konusunda bana sunduğu tek şartı onu sezaryenle doğurmamdı. Ancak hiçbir şey planladığımız gibi gitmemişti. Erken doğum planlarımız arasında yoktu ama beklendik bir şeydi. Bunun olmaması için aylarca tedavi görmüştüm fakat korkulan şey yaşanmaya başlanmıştı.
Hastaneden çok uzak, şehrin dışında bir ormanın içinde doğurmak ihtimal dâhilinde bile değildi. Elay'ın attığı çığlıkların içinde, "Suyum geldi!" diye bağırdığını duydum. "Olamaz, suyum geldi! Doğum gerçekten başladı."
"Ne demek suyum geldi?" Acıdan inim inim inlerken Duha'nın şaşkın sesini de duyabiliyordum. "Elay, işedin mi?"
"Biri bu aptal herifi alsın yanımdan!" Eğer canım bu kadar çok yanmasaydı Elay'ın bu çıkışıyla gülebilirdim.
Sancım biraz azalınca toprağı sıkan ellerim gevşemeye başlamıştı. Karun hemen yanımda dizlerinin üzerinde dururken gözlerinde yoğun bir korku vardı. "Daha iyi misin?" Elini uzatıp alnımda biriken ter damlacıklarını silerken parmakları titriyordu. "Saka, yalvarırım bir şey söyle, iyi misin?"
"Evet." Sancılar dozunu düşürdüğü için hızlı hızlı nefesler alırken onu sakinleştirmeye çalıştım. "Sen Elay'la ilgilen, daha iyiyim."
Karun buna yanaşmadı ama acı çeken yüzümün normale döndüğünü görünce Elay'dan daha iyi durumda olduğumu anladı. Elay'ın haykırışları hiç kesilmediği için onun yardıma daha çok ihtiyacı vardı. Karun elimi sıkıca tutup panik hâlinde konuşarak, "Sancıların yeniden başlarsa hemen bana seslen!" dedi aceleyle. Ona başımı salladığımda Elay'ı Duha aptalından kurtarmak için hemen onların yanına gitti. İki kadın arasında sadece birkaç adımlık mesafe vardı.
Başımı çevirip onlara baktığımda Elay sırtını ağaca yaslamış, bacaklarını hafifçe dizlerinden bükerek oturuyordu. Elbisesi dizlerinin üstüne kadar toplanmıştı. Bir eli Duha'nın avuçlarının arasındaydı, boştaki eliyle yerdeki toprağı sıkıyordu. Karun onun diğer yanında oturup onu sakinleştirecek bir şeyler söylüyordu. Ancak Elay şu anda kimseyi duymuyormuş gibi acı dolu çığlıklar atıyordu. O kadar çok terlemişti ki kızıl saçları yüzüne yapışmıştı.
Duha ve Karun ona doğum yaptıramazdı, ikisinin de bu konuda hiç bilgisi yoktu. Elay'ın iki yanında durup ona destek olmak dışında hiçbir katkıları yoktu. Ellerimi yere bastırıp kendimi zorlayarak ayağa kalktım. Bunu yaparken omurgamdan giren yeni bir sancıyla dişlerimi sıktım. Anlaşılan ben de bugün doğuracaktım ama hâlâ biraz zamanım var gibiydi.
Yeni bir sancının daha istilasına uğramadan yürümek için kendimi zorladım. Elay'ın bacaklarının önünde diz çöktüğümde kocaman karnım yüzünden hareketlerim kısıtlıydı. Başımı eğip elbisenin altına baktığımda gözlerim irileşti. "Elay, bebeğin kafası görünüyor!" diye bağırırken bunun iyi bir şey olduğunu anlayamadığım için dehşete kapılmıştım. "Ne yapayım, onu geri içeri iteyim mi?"
"Hayır, sakın!" Elay boğazını yırtarcasına haykırırken acıdan hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. "Oğlumun doğması gerekiyor, bu sefer onu kaybedemem."
"Tamam, sakin ol!" Ona bağırırken asıl sakinleşmesi gereken bendim. "Duha ceketini ver hemen."
Duha ceketini çıkarıp bana atarken yanıma gelmeye bile korkuyordu. Elay'ın bacak arasında yaşanan şeyleri görürse psikoloji tamamen çökerdi. Duha'nın ceketini doğum yapan kadının bacaklarının arasına serdiğimde sırtıma giren bir acıyla haykırdım. Karun telaşa kapılarak yanıma gelmeye kalkıştı ama onu durdurdum. Burada olanları o da görmemeliydi. "Elay çok az kaldı, daha sert ıkınmalısın."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAKA VE SANRI(Kitap Oldu)
General Fiction"Karımı artık yanımda, odamda ve yatağımda görmek istiyorum!" diye bağırınca donup kaldım. Ne söylediğinin farkında mıydı? Bir başkasının kimliğiyle evlenmek mümkün müydü? Gerçekten nikâhta bile sahtekârlık yapılabilir miydi? Başına gelene kadar Big...
