yirmi üç

1.9K 233 149
                                        



hicbisi.
demiyorum.
okuyun.

+


jungkook'un ağzından

Histeri krizine girmemek için zippomu agresif bir tavırla açıp kökünü gölgelemeden sigaramın ucunu tutuşturmaya çalışırken ellerim titriyordu. Olmuyordu. Yapamıyordum. Zor da olsa yakabildiğim onuncu ya da on birinci dalımdan bir nefes çekerken damağımı uyuşturan tadın aklımı temizlemesinin mümkünatı yoktu. Dışarıdaydım. Aklımı dağıtabilmek için dışarı çıktığım gibi yol boyu sürmüş ve en sonunda bu düşünce yoğunluğuyla trafik kazasına falan sebep olmamak için nehrin kenarına çekmiş, ıssız bir noktadaki banka yaslanarak nefes alır gibi içime çekiyordum dumanı. Han Nehri veya bardaki iskemlesinde şarkı söyleyen o yaşlı amca böyle zamanlarda iyi gelirdi bana halbuki.

Ama bu sefer gelmiyordu.

İçim içime sığmıyor, kalbimin dört odasına birden sığdıramadığım Kim Taehyung'a olan aşkım taşıyordu şimdi her bir zerresiyle. Dün akşam bana sarf ettiği cümle aklımdan çıkmıyordu. Çakırkeyif cesaretiyle söylediğinin ama öylesine bir şey söyleyecek kadar sarhoş olmadığının bilincindeydim ve bu beni lanetliyordu sanki. Üstüne çökmüştü şimdi bu kavurucu his. Kim Taehyung'un bana karşı boş olmadığının bir nebze farkındaydım ama bu sefer gerçekten emindim. Öyle bir cümleyi öylesine kurmazdı. Kuramazdı.

Ne yapacağımı bilmiyordum.

Onda bu hisleri uyandıran ve sonunda bir hüsrana sebep olan kişi olmak istemediğimden kendimi bir ileri atıp bir geri çekmiştim hep. Peki neydi şimdi bu? Kim Taehyung bana apaçık bir cümle kurmuşken böyle sakin bir tepki vermemi mi bekleyecekti? Hayır, yanılıyordu ve ben de bu sebeple hız kurallarının hiçbirini sikime takmayarak ilerliyordum ona. Kendi başıma kafayı yiyemezdim, bu haksızlıktı.

Bu sebeple evine vardığım an gece yarısı olmasına rağmen kapı ziline art arda basıp kapıyı da aynı zamanda tıklatmaktan geri durmadım.

Mutfağın açıldığı giriş bahçesi cephesi tüm bir cam sürgüden oluştuğundan ötürü içeriden hüzen ışığı görebiliyordum. Loştu. Taehyung uyanıktı, buna şaşırdığımı söylesem yalan olurdu belki. Ya uyuyamadığı için sıkıcı bir dizi açıp izlemeye ve sıkılarak uyumaya çalışıyor olmalıydı ya da kafası dolu olduğu için sigaraya veya alkole vuruyor olmalıydı kendini. Bu üçünden birine şahitlik edeceğimin bilinciyle açılmayan kapıyı çalmaya daha fazla devam etmeyerek sürgülü cama ilerlediğimde gelenin ben olduğumu fark ettiğinden özellikle bana kapıyı açmıyor olma düşüncesi dolduruyordu zihnimi bu sefer. Ortamıza bombayı bıraktıktan sonra kaçmakta üstüne yoktu ve bu beni çıldırtıyordu sahiden.

"Niye geri geldin sen ya?" diye içeriden yükselen sesiyle sarhoş olduğunu daha onu görmeden kanıtlamış olduğum sırada arabamın anahtarını pantolonumun cebine atıp ayakkabılarımı paspasa sürttükten sonra içeri doğru adımladım. İçerideki loş ışığın, açık bir şekilde duran televizyondan geldiğini fark ettiğim sırada salonun kapı girişine tek omzumla yaslanmış, kollarımı göğsümde toplamış bir halde ona bakıyordum. Gözünü dahi açamayacak kadar içmiş olmalıydı, masanın üstündeki birkaç boş şişeden de anladığım üzere ağır ilerlemek istemişti sanırsam. "Geri mi geldim?" diye sorduğumda "Of Namjoon" dedi hiç beklemeden. İstemsizce yaslandığım yerden doğrulmama sebep olan hitabı sırasında henüz bana bakmadığı için beni Namjoon zannederek konuşması beni nasıl hissettirmeliydi bilmiyordum ama Namjoon'un az evvel burada olduğunu düşünerek konuşmaya devam ettim. "Ben-" diye başladığım cümlemi, "Yine beni azarlayacaksan geri git" diye yarım ağız bir edayla tamamlayan Taehyung'un yere attığı minderin üzerine oturup önündeki sehpaya doğru yaslandığını fark ettim.

no way! Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin