5 ~ Temizlik

14 2 6
                                    

Zamana ithaf ediyorum.

5 Eylül 2016 Pazartesi 

Zaman, duvarda duran saatten bağımsız olduğunu kanıtlarcasına spirallerle avcuma süzülüyor, tenimi yakıyordu. Mor yeşil dönerken farklı renklere bürünüyor tik tak sesleri kulağımda çınlıyordu. Ya yetişemeyeceğim bir hıza bürünüyor ve gözlerimi yoruyordu ya da duracağını sandığım kadar yavaş gidiyordu. Aynı anda hem elimi uzatsam yakalayacakmışım gibi hissettiriyor hem de milyonlarca kilometre uzakta ne kadar yakınlaşırsam o kadar uzaklaşacak gibi hissettiriyordu. Kulaklarımda bir çınlama ki başka ses duydurtmuyor. Saliselerin böldüğü saniyeler atomun böldüğü hücreler gibi birimler geçiyor aklımdan. Zamanı ölçtüğünü sanan bir saat bir saat boyunca kaçabileceğimi fısıldıyordu beynimin içine. Ama zamanı ölçmenin bir yolunun henüz olduğunu sanmıyorum. Saat denilen alet altmış dakika diyor diye öyle mi olmak zorunda? Herkesin kendine göre zamanı var. Bana saniyelerde geçen zaman bir başkasına yıllar sürebilir. Ama ömür öyle mi? Mesela yetmiş yaşındaki bir adamın yaşayacak 10 senesinin olması beş yaşındaki bir çocuğun yaşayacak 85 senesi olduğu anlamına gelmez. Bu iki ayrı konunun aslında ne kadar ayrı olmadığına kanıt işte. Şu ana dönecek olursak saniyelerin bana asırlar gibi geldiği zamanda göz kapaklarımın üzerine çöken uyku gidip gelen gördüklerimin içine karışan gürültüyle rahatsızlığımı hat safaya çıkarıyordu. Tek düşünebildiğim şey uykuydu. O kadar yorgundum ki değil saygısızlık ettiğimi umursamak, nefes almak bile zor geliyordu. İhtiyaç ağır basarken diğer duygular bir köşeye sinmiş ihtiyacın giderilmesini bekliyorlardı midemden yukarı tırmanan asiti bastırmak için zar zor yutkundum. Zamanın döngüsünü gözlerime batan iğneler gibi spiraller şeklinde hissettim. El ve ayaklarım ağırlaşmıştı. Yaşanılan her şey bir kaç saatliğine de olsa aklıma hiç gelmeyecek şekilde derin, umursamaz ve savunmasız bir uykunun tırnaklarını rüyalarıma geçirmesine izin vermek üzere bir nefes aldım. Gözlerim şimdi rahatla-

Bir anda göbeğime girmeye çalışan bir el yüzünden maalesef bu istediklerim yerine gelmedi. Yerlerinden çıkmasına ramak kalan gözlerimi yuvalarına geri sokabildim. Bağırdığımı farketmemiştim bile.

"Bağırma bağırma! Kalk yerine yat. "

Gri gözlünün gözlerindeki sıcaklık benim kalbimi eritmişti. Sözlerinin yumuşaklığı, gülümsemesi midemde ve kalbimde hayli değişiklik yarattı. Bu anda sonsuza dek kalmak istedim. Ben ona şaşkınlıkla bakarken o bana yumuşakça bakıyor olduğu anda. Kalbimin atış hızını duymasından korkmak yerine neden böyle yumuşak baktığını anlamaya çalıştım. Boş vererek tadını çıkarmaya çalıştım. Elimden tutarak ayağa kaldırdı. Öyle narin öyle yumuşak bir tutuşu vardı ki acaba kasten mi böyle yapıyor diye düşündüm. Elini belime koyup ,

"Çok seviyoruz babaanne, biliyorsun sıkıntıları ne yapalım? "

Ağzım açık kalmıştı. Bana demiyordu tabi ki ama neden bu kadar kibar biri olmuştu ki?

"Biliyorum babaannesinin gülü, ama böyle de olmaz her şeyin bir adabı var hem konu komşu ne der sonra?"

"Hadi bize müsaade."

Ne olduğunu anlamadan kendimi odada yatakta buldum. Ellerini çaprazlamış başımda dikilen Gri, sarışın ve Deran ile birlikte hep beraber bana bağırıyorduk.

Sarışın,

"Sen nasıl benimle kavga edersin? Ne olduğunu sanıyorsun sen?"

Gri,

"Nereye gitmeyi düşünüyordun? Biz olmasak ne yaparlar burada sana biliyor musun?!"

Deran,

GRİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin