KEYİFLİ OKUMALAR...
Kadının korkudan dolayı tiz çığlığı...
Adamın sevdiğine bir şey oldu diye derin endişesi...
Ve bunların hepsinden zevk alan bir adam...
Genç adam ensesinde dayalı olan silaha aldırış etmeden onu tutan adamı kolundan tutup ters çevirdi. Daha sonra ise elindeki silahı alıp karşısında ki adamın malum yerine tekmesini geçirdi. Begüm'ü tutan adama yan bir bakış atıp havaya silah açan adama doğru yöneltti adımlarını. Buradan kendisi sağ çıkmasa bile Begüm'ün sağ çıkması lazımdı. Onun kılına zarar verini yaşatmazdı Mirzah Ağa. Ona bir şey olacak korkusu derinden etkiliyordu genç adamı. Hava el iki el silah atan adam bir adım geri gidip silahı Begüm'e yöneltti.
''Yaklaşırsan güzeller güzeli sevgilini tek kurşunla bitiririm!'' demesi üzerine genç adam yumruğunu sıktı. Bu adam kimdi de koskoca Mirzah Ağa ile böyle konuşuyordu? Yürek mi yemişti?
''Onun tek bir kılına zarar gelsin, ecdadın gelse elimden alamaz seni!'' diye tıslayan adama güldü. Silahı elinde sallarken karşısında ki adamın keskin bakışlarına hayranlık duymamış değildi. İstediğini alacak bir yapıya sahip gibi görünüyordu. Bu da işinin birazcık daha zorlaşacağının habercisiydi.
''Onun tek kılına zarar vermem zaten. Zarar vermek istesem ikinizi de paramparça edecek şekilde zarar veririm.'' demesi üzerine genç adam gülmüştü. Begüm bu gülümsemenin anlamını çok iyi biliyordu. Biraz sonra Mirzah Ağa sinirlerine hakim olamayıp katliam çıkartacaktı.
''Bunu yapamayacağını ikimizde biliyoruz.'' demesi üzerine karşısında ki adam dikleştirmişti gövdesini.
''Beni tanımıyorsun bile. Nereden bu kanıya vardın?'' diye sorması üzerine genç adam elinde ki silahı incelemeye başlamıştı.
''Bakışlarında her ne kadar küçük dünyaları ben yarattım havası olsa da içinde oluşan korku yansıyor. Sen duvarlarına sığınmış zavallı bir korkak gibi görünüyorsun. Beni Begüm'le tehdit ediyorsun ama ona bir şey yapamayacağını çok iyi biliyorsun.'' demesi üzerine sinirlenen adam tek kaşını kaldırdı.
''Öyle mi, Mirzah Ağa?'' diye sorması ile karşısında ki adam kafasını salladı. Yavaş adımlarla Begüm'e doğru yürüdü. Begüm'ün yanına vardığında çenesinden tutup bir müddet izledi karşısında ki kadını.
''Yazık olacak.'' diye mırıldandığında genç adam adama doğru hızla yürüdü. Fakat ondan önce davranan koruma sabrını sınıyordu. Mirzah onu tutmaya çalışan korumaya sert bir tekme attıktan sonra yakasından tutup kafa atmıştı. Daha sonra ise tek kalan ukala adama doğru yürüyüp sinirini çıkarma vaktinin geldiğini haberdar etti. Ardı ardına yumruklarını geçiyordu. Genç adam kendisinden geçmişti.
''Sen benim kadınımın bırak kılına zarar vermeyi, beş metre yakınına bile yaklaşamazsın!'' diye kükrediğinde ağlayan kadın ayağa kalkmış, sevdiği adamı durdurmaya çalışıyordu.
''Mirzah yeter artık, lütfen götür beni buradan.'' diye acı dolu inlediğinde genç adam yumrukladığı adamın üzerinden kalkıp karşısında ki kadını dikkatle süzdü. Eğer kılına zarar geldiyse yerde yatan bu adamın ölüm feryadını imzalayacaktı.
''Sana ben gelene kadar bir şey yapmadılar, değil mi?'' diye sordu genç adam. Karşısında ki kadının korkudan tir tir titrediğini görebiliyordu. Begüm hayır anlamında başını salladığında genç adam sevdiği kadına sımsıkı sarılmış o mükemmel kokuyu içine çekmişti.
''Sen benim aklımı kaçırmamı sağlayacaksın kadın.'' dedi genç adam ve kafasını sevdiği kadının saçlarına gömdü.
''Sana bir şey olursa ben ne yaparım?'' diye boğuk sesiyle soran adam genç kadın buruk bir şekilde gülümsedi.
''İyi ki varsın Mirzah. İyi ki hayatıma girdin.'' demesi üzerine genç adam kafasını kokusu ile sarhoş edecek saçlardan çekmişti. Dudaklarını sevdiği kadının alnına yasladı. Genç kadın gözlerini kapattı. Özlemişti, kokusunu, sesini. Fakat bir anda aklına gelen şeyle sevdiği adamdan ayrıldı.
''Mirzah, yengen nasıl oldu?'' diye sorması ile genç adam bilmediğini dile getirdi. Telefonunu cebinden çıkartıp ağabeğini aradığında ilk çalışta açmamış bir kaç kez daha çalmasını sağlamıştı. Mirzah tam vazgeçecekken abisinin sert sesini duymuştu.
''Ne var!'' diye tıslayan adama gözlerini devirdi.
''Yengem nasıl, ameliyattan çıktı mı?'' diye sormasının üzerinden abisi ağza bile alınmayacak küfürleri savurmuş telefonu kapatmıştı. Genç adam bir şeylerin olduğunun farkına varmış, sevdiği kadının elinden tuttuğu gibi arabaya doğru hızla yürümeye başlamıştı. Aynı zamanda telefonla çok güvendiği dostunu arayıp burayı temizlemesini istemeyi de ihmal etmemişti. Buradaki adamlarla ilgilenecekti. Bir dayakla bu mevzuyu kapatacak değildi Mirzah Ağa.
Arabasına atlayıp doğruca hastahaneye sürmüştü. Yengesi ve yeğenine bir şey olmasını istemiyordu. Aslında yeğeni ikisi içinde bir umuttu. Bunun herkes farkındaydı.
''Mirzah, bir şey olmaz değil mi? Yani Şevval ikinci bebek kaybını kaldırmaz.'' dedi Begüm. Daha sonra ise sesli bir nefes verdi.
''Bunu hiç bir kadın kaldıramaz.'' demesi üzerine genç adam da konuşmaya başlamıştı.
''Allah büyük, Begüm, Allah büyük.''
Aradan geçen beş dakikanın içinde arabada çıt sesi bile çıkamamıştı. Hastahaneye geldiklerinde ise Begüm ne yapacağını bilmiyordu. Yukarıya çıkıp destek olmayı canı gönülden istiyordu fakat alacağı tepkiden korkuyordu. Soydalı ailesi için istenmeyen bir kadındı ve hakaret duymak Begüm'ün isteyeceği en son şeydi.
''Bir sorun mu var?'' diye soran adama gülümsedi burukça. Başını hayır anlamında salladığında ise genç adam bir şey olduğunu çoktan anlamıştı.
''Bir şey olmuş işte, söyle de yukarıya çıkalım.'' diye konuşan adamın üzülmesini istemiyordu. Fakat her türlü üzülecekti. Bu işin sonu pek hayırlı görünmüyordu. Azad kendisine gelse ailesini kaybedecekti, ailesine gitse bu aşkı yok edecekti. Onun için çok zor olduğunu biliyordu genç kadın. Bu yüzden adamın fazla üstüne gitmiyor, sadece sevgisini hissettiriyordu.
''Bir şey olmadı Mirzah, sadece aklıma bir şey geldi de.'' demesi üzerine genç adam fazla üstelememiş sevdiği kadının elinden tutup hastahaneye doğru yürümeye başlamıştı. Buraların adetlerine göre bu yaptıkları büyük bir ayıptı fakat Mirzah bunu umursamıyordu. Begüm'ün ise böyle bir şeyden haberi dahi yoktu. Zaten olsaydı, her şeyiyle dikkat ederdi. Asansöre bindiklerinde Begüm sevdiği adamın yanağına bir öpücük bıraktı. Genç adam ise sevdiği kadına gülümseyerek karşılık vermişti.
Asansör durduğunda ikili çift el ele çıktılar. Koridorun soluna döner dönmez karşılarına çıkan topluluk genç kadının biraz gerilmesine sebep olmuştu. Sevdiği adamın elini birazcık daha sıkı tuttu. Begüm'ün gerildiğini fark etmişti Mirzah fakat bir şey diyemedi. Sadece elini güven veriricesine sıktı.
Sinirle bir oyna bir bu yana dönen Azad sabrının son raddelerini taşıyordu. İçeride karısı ve çocuğu canı ile mücadele ediyor ve ona haber dahi veren birisi yoktu. Tekrar ameliyathane kapısına gidip yumruklamaya başladı.
''Açın lan şu siktiğimin kapısını!'' diye gürlemesinin üzerine Afran Ağa ağır hareketle oturduğu yerden kalktı. Oğluna doğru yavaş adımlar atarken kapıya yumruk attığı kolunu tutup oğlunun dikkatini çekmeyi başardı.
''Böyle yaparak karın ve çocuğunu kurtaramazsın.'' demesi üzerine Azad sinirle kolunu çekmiş ellerini saçlarına daldırmıştı. Karısı kim bilir bütün gece nasıl acılar çekmişti. Fakat genç adam ise ne yaptığını bile bilmiyordu. Ya o kadının dedikleri doğruysa diye geçirdi içinden. Genç adam böyle bir şey yaptıysa eğer iki karısının da çıldıracağını biliyordu. Umarım o kadının dedikleri yalandan başka bir şey değildir dedi genç adam içinden. Daha sonra ise sinirle duvara yumruğunu geçirdi. Otursa da rahat duramıyor bir şeyleri param parça etmek istiyordu. Belki Şevval'i görse biraz rahatlar bu isteğini ört pas edebilirdi. Karısına ihtiyacı vardı.
''Bu kadının burada ne işi var!'' diye sert bir ses duyduğunda genç adam kafasını çevirmiş ve el ele olan kardeşi ve avukat hanımı görmüştü. Kadının Afran Ağa'nın sesiyle korktuğu belliydi. Fakat kardeşi ise babasına inat dimdik duruyordu. Başka bir zaman olsa genç adam kardeşi ile gurur duyar onu tebrik ederdi fakat şuan aklı içerideydi.
''Burası ne yeri ne de zamanıdır Afran Ağa.'' dedi Mirzah. Ses tonunda babasına karşı çıkar bir tını vardı. İşte bu tını Afran Soydanlı'yı deliye döndürmeye yetmişti bile.
''Sen beni deli mi edeceksin. Sana kaç kere dedim o kadını gelinim yapmam diye!'' diye bağırdığında Rojba Hanım da ayağa kalmış hangi tarafı tutacağını bilmez bir hale gelmişti.
''Bende sana onu sevdiğimi onu kadınım yapacağımı söylemiştim.'' demesi üzerine bütün kayışlar kopmuş Afran Ağa adeta gürlemişti.
''Ben aileme, soy adıma laf söylettirmem Mirzah Efendi. Ben Afran Ağa oğluna orospu aldırmış dedirtmem!'' demesi üzerine Begüm daha fazla dayanamamış sevdiği adamın elini bırakıp çıkışa doğru koşmuştu. Ne yapmıştı bu aileye? Neden kimse onu istemiyordu. Genç kadın merdivenlerin başına geçip oturdu. Hıçkıra hıçkıra ağlarken ne yapacağını bilmez bir tını vardı üzerinde..
''Orospu dediğin kadın senin gelinin olacak Afran Ağa. Onu kimin altında gördün de böyle konuşuyorsun!'' diye gürleyen adam babasının tek bir sözüyle sinir küpüne dönmüştü. Şuan kimsenin aklına canıyla cebelleşen kadın ve çocuğu gelmiyordu. Herkes baba oğlun kavga etmesinden korkuyordu. Çünkü Mirzah'ın bakışları gittikçe değişiyor herkesi korkutuyordu.
''O kadın bana gelin gelirse seni değil Amed'den seni bu ülkeden def ederim!'' diye gürleyen yaşlı adam babası olmasa şuan gebermişti. Genç adamın sabrını inanılmaz derecede sınıyordu.
Mirzah tam ağzını açacakken ameliyathanenin kapısı açılmış doktor dışarıya çıkmıştı. Sinirlenmişti. Burası hastahaneydi, meydan kahvehanesi değildi.
''Bu ne gürültü.'' diye sordu. Fakat Azad onu duymamazlıktan gelmiş sorusunu ölümcül derecede sormuştu.
''Karım ve çocuğum nasıl?''
Doktor bakışlarını genç adama çevirmiş açıklama yapmak için kendisine bir kaç saniye tanımıştı.
''İkisinin de durumu kritik. Anne çok kan kaybetmiş ve bebek zarar görmüş. Elimden geleni yaptım. Gerisi Şevval ve kızınızın elinde.'' demesinin üzerine genç adam kaşlarını çatmış doktorun yakasını sinirle tutmuştu.
''İkisine de bir şey olmayacak. İkisi de yaşayacak.'' demesi üzerine doktor genç adamın elinden kurtulmaya çalışmış başarısız olmuştu.
''Bey efendi bırakır mısınız, yoksa güvenliği çağırıp sizi attırayım mı?'' demesi üzerine genç adam daha çok sinirlenmişti.
''Sen koskoca Amed'in ağasını atırabileceğini mi sanıyorsun?'' diye sinirle hırladığında doktor elinden kurtulmuş ve hızla uzaklaşmıştı. Bu nasıl bir terbiyesizlikti, aklı almıyordu.
Genç adam sinirle babası ve kardeşine döndü.
''Eğer kavga edeceksiniz defolun buradan. İçeride canı ile uğraşan iki insan var, azıcık saygınız olsun!'' demesi üzerine Mirzah kafasını duvara yaslamış, bildiği bütün küfürleri sıralıyordu. Afran Ağa ise sinirle oturmuş başının ağrısının geçmesini bekliyordu.
''Hadi güzelim dişini sık biraz. Sen neler atlattın bunu da atlatacaksın inşallah.'' diye mırıldandı genç adam. İnanıyordu genç kadın bunu da halledecekti. Genç kadın onu yalnız bırakmayacaktı..
***
İki gün sonra...
''Ne diyorsun lan sen!'' diye kükreyen adam delirmek üzereydi. Doktorun yakasını sıkıca tutmuş sinirini kusmaya çalışıyordu.
''Bana bak seni gebertirim.'' demesi üzerine genç doktor adamın elinden bir hışım kurtulmuş ve o da sinirle konuşmuştu.
''Kızınızın sakat kalmasını kimse istemezdi fakat anne karnında hasar almış. Bence bu bile mucize!'' demesi üzerine içeriden bir bardağın kırılma sesi geldi. Daha sonra ise bir annenin sesli feryadı kulaklarda yankılandı...
Umarım beğenmişsinizdir. Vote ve yorum yapalım lütfen..
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KUMA 2.
General FictionSoğuk.. Sadece insanın vücudunun titremesi değildir ki. Soğuk insanların birbirlerine olan mesafesi, insanların yüzleşmeye korktuğu korkularıdır. Soğuk küçük bir kız çocuğunun çığlığıdır. Titrek ve korkak. Soğuk ve umudunu kaybeden, ölü bedenlerin...
