Midem bulanıyordu.
Vücudumda titremeyen tek bir hücre bile yoktu ve kalbim bu kadar deli gibi atarken kanın nasıl da tüm bedenimden çekilmiş gibi hissettirdiğini anlayamıyordum. Parmaklarım buz kesmişti ama içimde bir yerlerde bir yangın olduğuna da emindim.
"Galiba kusacağım." dedim zayıf bir fısıltıyla. Bu sefer ruhumun bedenimden çekildiğini gerçekten hissediyordum. Belki de bir mucize olurdu ve gerçekten bu bedenden çıkar, kendi bedenime geri dönerdim. Bu vahşet de böylece sona ererdi.
"Öyle bir şey olmayacak." dedi Michael kesin bir sesle.
"Yemin ederim kusacağım."
"Şu ana kadar yüzlerce konsere çıktım. Hiçbirinde de kusmadım, tamam mı? İyi olacaksın." diye bağırırcasına fısıldadı sitemle. Etrafımızda sürekli koşuşturan ekip üyeleri olduğu için rahat konuşamıyorduk. Haykırarak ortamı terk etme dürtümü bastırmaktan her an patlayabilirmişim gibi hissediyordum.
"Bunu yapamayacağım."
Michael tam bana cevap verecekken kalabalık sayılabilecek bir grup tarafından aceleyle sahne arkasına çekildim ve nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde kendimi çocukların yanında buluverdim.
"Nerede kaldın, dostum?" diye sordu Luke, elimde bir bira tutuşturarak.
Gözlerimi kaçırarak birayı kabul ettim ve ağzımı neredeyse açmadan, "Buradayım." diye mırıldandım. Yemin ederim ki, elimdeki bu buz gibi bira parmaklarımdan daha sıcaktı. Ama içimde de hala sönmesi gereken bir ateş vardı. Şişeyi kafama dikip büyük yudumlarla serinlemeye çalıştım, zaten bu geceyi başka nasıl atlatabilirdim bilmiyordum.
Ama Ashton kolumu aşağı çekip "Dostum, önce bir şeyler söyleyecektik." diyerek beni durdurdu. "Bu, turumuzun ilk konseri, çocuklar. Ve biliyorum ki bu tur daha öncekilerin hepsinden daha da büyük olacak."
Daha büyük?!
Sikeyim seni, Ashton.
Biramdan tekrar koca bir yudum aldığımda, "Dostum, daha bitirmedim, yavaş ol." diye kıkırdadı Ashton bu sefer de. "Seni daha önce hiç bu kadar gergin görmemiştim."
Bu bira bedenimde sudan çok benzin etkisi yaratmıştı. Ashton bir şeyler söylemeye devam etmişti ve diğer çocuklar da ona gülmüşlerdi ama benim çarpıntım daha da artarken artık duyduğum tek şey nabzımdı. Sikeyim, müziği nasıl duyacaktım şimdi?!
Şimdi çocuklar biralarını birbirlerine tokuşturup şişelerini kafalarına dikerlerken ben de etrafta Michael'ı aradım. Elimdeki şişeyi yanımdaki dev hoparlörün üzerine bıraktım, midem artık daha da fazla bulanıyordu.
Sikeyim.
"Michael."
Tanrıya şükür!
"Charlie." diye fısıldadım, ağlamama ramak kalmıştı. Güzel bedenim benim... Belki de yeterince odaklansam, oraya geri dönebilirdim. Canım, güzel bedenim...
"Sakın ağlama." diye beni uyardı Michael, kendimi onun kollarına attığımda.
"Lütfen beni geri al." diye yalvardım bedenime.
"Rahatlar mısın biraz?"
"Yalvarırım geri al."
"Eğer beni şimdi bırakmazsan tüm planımız boka saracak." dediğinde sanki elektrik çarpmış gibi geri sıçramıştım. Bir planımız vardı.
"Planımız!"
Michael bana tüm özgüveniyle göz kırptıktan sonra benden uzaklaştı. "Seni seviyorum." dedikten sonra yüzünde muzip bir ifadeyle teknik ekibin arasından ustaca sıyrılıp gözden kayboldu. Benim ise o sırada omzuma bir gitar takılmıştı ve hemen ardından sahne girişine doğru itilmiştim. Ashton bizden önce sahneye çıktığında kalabalığın çığlıklarının iyice arttığını duydum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Being Michael Clifford
Short StoryBambaşka birinin bedenindeydim. Ben, Michael Clifford olmuştum.