45

469 52 64
                                        

Ece'nin fotoğraflarını görünce "Yuh bu ne güzellik" diye çıldırırken yazdım bölümü, saçma olmuş olsa da, saçma bitmiş olsa da affedin yani lütfen kdkqğfoqidk

Elli haftadır bölüm yazmıyorum ilham sıfır yazamıyorum ağlıycam

Fakat tek Louis olan bu hikayeme yazmak için ayrı çaba harcayacağım çünkü bence Louis'nin Johannah'ın hala yaşadığı bir dünyaya ihtiyacı var. Bu konudaki üzüntümden bahsetmek bile istemiyorum, o buradaki dünyada yaşıyor ve çocuklarıyla eğleniyor.

Neyse susayım artık, gitmem lazım.

İyi okumalar!

"Rahat mısın?" Dediğinde yüzümdeki heyecanlı gülümsemeyi bastırmadan ona döndüm.

"Şaka mı yapıyorsun? Rahatlığı siktir et, saatler sonra New York'a ayak basacağım."

Bu heyecanlı ve enerjik halime kıkırdayarak yanağıma küçük bir öpücük bıraktı, artık neye heyecanlanıp mutlu olacağımı kestiremez hale gelmiştim. Yanımızdaki üçüncü koltuğa orta yaşlarda ve uçağa pijamasıyla gelmesinden dolayı iki dakika önce idolüm ilan ettiğim bir yaşlı bir teyzenin oturmasından birkaç dakika sonra hostes gerekli duyuruları yapmaya başladı. Onu dinleme gereği duymadan Louis'ye döndüm ve gözümden kalp çıkarırcasına ona baktım.

"Sana ne kadar minnettar olduğumu biliyorsun değil mi?"

"Kemerini takman gerektiğini biliyorsun değil mi?" Diye karşılık verdiğinde odunluğuna karşı kaşlarımı çattım. Fakat o sadece gözlerini devirerek karnımın üzerinden eğildikten sonra kemerimin ucundan tutup bağlayarak bir an için nefessiz kalmamı sağladı. Kafasını kaldırdığında burun buruna gelmemiz üzerine sadece gülümsemişti.

"Beni öldüreceksin." Diye mırıldandım, onun etkisine o kadar kapılmıştım ki uçağın kalkışa geçtiğini fark etmemiştim. Normalde kalkışlardan fazlasıyla korkardım ancak o an sadece Louis'e bakıyordum.

"Yanımda öpüşürseniz üstünüze kusarım."

Az önce idolüm dediğim teyzenin sesiyle irkilerek geri çekildim ve ona baktım. Louis homurdanıyordu, anlaşılan bu anımızın bölünmesinden pek de hoşlanmamıştı. Rujunu süren yaşlı kadın, "Torunumu sevgilisiyle öpüşürken gördüğümde kusmuştum, bu bir refleks. Uçak yiyişmenizi unutmanız gerekecek." Diyerek devam edince yanaklarım kızarırken, aynı zamanda gözlerim şokla açılmıştı. Louis ise kadının dediklerinden sonra oluşan yüz ifadem yüzünden homurdanmaktan vazgeçmiş, bu halime hafifçe kıkırdamaya başlamıştı.

"Biz... onu yapmıyorduk zaten." Dedim kısık bir sesle, bu yaşlı kadının bana dönmesini sağlamıştı. Pijamayla gelmiş, fakat düğün makyajı yapmıştı. Oldukça tuhaf fakat şirin görünüyordu.

"Ben de on sekizimde anneme öyle demiştim, sonra hamile kaldım."

Daha ne kadar şok olabilirdim bilmiyordum, Louis'nin yüksek sesli kahkahalarına karşı biraz daha kızararak önüme döndüm. Anlaşılan bu sekiz saatlik yolculuk, Louis ve yaşlı kadının utandırma işlemleriyle bana kabus olacaktı.

***

Birlikte izlediğimiz duygusal filmin etkisiyle uçaktaki daracık alanda Louis'ye iyice sokuldum. Ağlamamak için kendimi çok zor tutuyordum. Louis de bana kollarını doladığında bir süre sessizce birbirimize sarılı kaldık, bu ağlama isteğimi birkaç katına çıkarıyordu.

Filmde çocuk kendi hastalığıyla kıza zarar verdiğini fark ederek intihar ediyordu, çok fazla duygu vardı. Hangi aşk bu kadar güçlü olabilirdi? Sevdiğine zarar vermemek adına kim kendine kıyardı?

Uyuyakalmış yaşlı kadının komik görüntüsü bile beni güldüremiyordu. Akan bir gözyaşım, Louis'nin yanaklarımı okşayan parmaklarına düştüğünde hıçkırmamak için dudaklarımı ısırdım. Yüzümü avuçları arasına alarak gözlerime bakınca bir an onu kaybetseydim neler olacağını düşünerek nefessiz kaldım.

"Ben bir lavaboya gideyim." Diye fısıldadıktan sonra ayağa kalktım ve gözyaşlarımı tutmaya çalışarak ilerledim. Lavabonun kapısından girdiğim saniye gözyaşlarım ardı ardına akmaya başlamıştı.

Bu filmden sonra istemsizce aklıma birçok şey dolmuştu. Aşk insana her şeyi yaptırtabilir miydi? Peki ya sevdiğin birini kaybetmek, üstelik bunun senin yüzünden olduğunu bilmek... ne kadar acı bir şeydi! Bir film karakterine mi üzülüyordum, yoksa ya ben yaşarsam diye mi düşünüyordum pek bir fikrim yoktu. Tek bildiğim ağlamak istediğimdi.

Kapı açıldığında içeri bir kadın girmesi gerekirken Louis girince gözyaşlarımı silerek ona döndüm. Ardından kapıyı kilitleyip bana yaklaştı ve tam dibimde durdu.

"Neden bu kadar ağladın? Sadece bir film."

"Ölen çocuk yakışıklıydı, ona üzülüyorum." Diye gülmeye çalışarak konuyu çevirmek adına uğraştım fakat tek şey Louis'nin gözlerini devirmesi olmuştu. İyice dibime girdikten sonra ellerini belime sararak beni kendine yaklaştırdı, ben de boynuna kollarımı doladım. Bu ne güzel, ne güven verici bir şeydi! Kısa saçlarımı yavaşça okşarken, aynı zamanda bir öpücük kondurmuştu.

"Çok güzelsin." Diye mırıldandı boğuk bir sesle ve kalbimin atışlarının birkaç kat hızlanmasını sağladı. Filmin onda da etki bıraktığını görebiliyordum. Geri çekilerek yüzümü tuttu ve öylece bakışlarını bende gezdirdi, ben de aynı şekilde mavilerini izliyordum.

"Gözlerinin bulunmaz yeşili... Burnunun yüzünle oluşturduğu uyum..." Derin bir nefes aldıktan sonra baş parmağıyla dudağımın kenarını okşadı yavaşça, buz tutmuş gibiydim. "Dudakların... Kirpiklerin, kaşların, en küçük hücren bile çok güzel. Ağlama hiç, olur mu? Güzel yüzün hep gülsün. Gamzen hep çıksın."

Sevildiğini iliklerine kadar hissetmek bu olsa gerekti, ne diyeceğimi, nasıl karşılık vereceğimi bilmiyordum. Bir film nasıl olur da iki insanda böyle etkiler bırakabilirdi, şaşırıyordum doğrusu. Bir süre onun benimkinden kat kat daha güzel olduğuna yemin edebileceğim yüzünü izledim ve sonra dudaklarımı kısa bir süre için ince dudaklarına bastırdım.

Neye üzüldüğümü, neye ağladığımı anlamıştım.

Louis de beni o kadar çok seviyordu.

Bana zarar verdiğini gördüğü anda, kendinden vazgeçecek kadar seviyordu ve ben bana bu değeri verdiği için ona minnettardım.

Favorite Girl / LTBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin