6. Bölüm

477 20 4
                                    

Hızlıca yanına gittiğimizde ağlamayı kesip önce geri sıçradı, yere düşürdüğü bıçağını almaya çalışırken Umut bıçağı yerden aldı.

Kız çok korkmuştu, her halinden belliydi. O kadar kirlenmişti ki, teninin beyazlığı esmer bir hal almaya başlamıştı.

Gerçi bizim de ondan pek farkımız yoktu...

Ona zararsız olduğumuzu, yardım edebileceğimizi anlatmaya çalıştık.

Biraz sakinleştikten sonra o da bize alıştı çünkü bizi onlardan biri sanmıştı.

Adı Gamze’ydi, ayaküstü bize öyle şeyler anlattı ki, kurduğumuz bütün hayaller bir anda yerle bir oldu. Büyük bir boşluğa düştük… Gamze’nin anlattığına göre kamp dün gece saldırıya uğramıştı.

Tahliye için bekleyen yaklaşık 500 kişi onlara dönüşmüştü.

Askerlerin çabası yetersiz olmuş, kamp on dakika içerisinde yerle bir olmuştu. Kendini kurtarıp kaçabilenlerden biriydi Gamze. Tüm umudumuzu yitirmiştik.

Ne yapacağımızı düşünürken hava kararmak üzereydi ve bizim kalacak bir yere ihtiyacımız vardı. Umut’la dün gece kaldığımız eve gitmeye karar verdik. Çünkü orası hem güvenliydi, hem de az da olsa bildiğimiz bir yerdi.

Eve doğru yola çıktık…

Hızlı adımlarla Gamze, Umut ve ben eve doğru ilerliyorduk.

Sokak aralarından geçerken küçük bir market gördük.

İçeri girip girmemek için çok düşündük ama burada ne kadar kalacağımız belli değildi ve yiyeceğimiz tükeniyordu.

Gamze’yi kapıda bekletip içeri doğru girdik. Fazla büyük bir yer değildi, tek bayisi olan bir marketti. Ama işimize yarayacak çok şey vardı içeride, emindim.

Gamze kapıda beklerken Umut’la birlikte içeriyi kolaçan ediyorduk.

Fazla arka kısımlara gitmeden ön kısımlardan ihtiyacımız olanları alıp çıkmayı düşünüyorduk fakat neredeyse yok denecek kadar az yiyecek vardı.

Burası da yağmalanmıştı. İşimize yarayacak bir şeyler bulamamıştık. Arka taraflara yani karanlık bölümlere doğru gitmeye karar verdik.

Birbirimizden ayrılmıyorduk, yakın yürüyorduk.

Kapıdan gelen ışık anca aydınlatıyordu dükkânı fakat ilerledikçe daha da kararıyordu.

Konserve bölümüne gelir gelmez içimde büyük bir sevinç oluştu çünkü her şey yerinde duruyordu. Sanıyorum hiç kimse buraya kadar gelmeye cesaret edememişti. Alabildiğimiz kadar konserveyi alıp dışarıya çıktık. Malzemeleri Gamze’ye verip birkaç şey daha almak için içeri girdik. Yine karanlık bölüme doğru gittik. İçimiz rahattı çünkü yaklaşık on dakikadır içerideydik ve herhangi bir şey olmamıştı.

Derken o sesleri yeniden duymaya başladık. Çığlıklar bizi yine şoka sokmuştu. Gamze dışarıdan bize bağırıyordu, neler olup bittiğini göremiyordu, sürekli bize sesleniyordu.

Kendimizi toparlayıp koşarak dükkândan çıkmak üzereydik ki hemen arkamdan gelen Umut’un bana seslendiğini duydum. Bu normal bir sesleniş değildi, kendi adımı hiç bu kadar acı içerisinde duymamıştım. Arkama dönüp baktığımda bacağından ısırılmış Umut’u yerde yatarken gördüm. Durdum, tam ona doğru yaklaşacaktım ki "gelme!" diye bağırdı Umut.

Biraz daha dikkatli bakınca karanlıkta parlayan o kıpkırmızı gözleri gördüm. Gözümün önünde henüz yeni tanıştığım arkadaşımı adeta yiyordu. Bu akıl almaz bir görüntüydü.

Bütün gücümü toplayıp sağlam olan bacağımla zombinin suratına bir tekme vurdum.

Tekmenin etkisiyle geriye doğru savrulan zombi yeterince uzaklaşmıştı. Umut’u kollarından tutup dışarıya doğru sürüklemeye başladım. Gamze’nin sesi, Umut’un feryatları, içeriden gelen çığlık sesleri birbirine karışmıştı.

Umut’u yerde sürüklemeye devam ederken bir yandan da onun arkasına bakıyordum gelen var mı diye.

Gamze yardım etmek için yanımıza gelmemişti çünkü o dışarıda hiçbir şey görmemesine rağmen adeta kriz geçiriyordu, sesinden bunu anlamak hiçte zor değildi.

Son gücümle Umut’u dışarı çıkarttım. Umut acı içinde bağırıyordu. Onun o halini gören Gamze ağlama krizine girmişti, yere oturup ağlayarak öylece bakıyordu.

Umut’un bacağına baktım, ısırılmıştı. Aklıma izlediğim filmler geldi ve eğer bacağını kesersem bundan kurtulabileceğini düşünüyordum.

Fakat nasıl yapacaktım bunu. Önümdeki canlı bir insandı ve onun bacağını kesmek zorundaydım.

Peki kestikten sonra ya kanı durduramazsam? O zaman nasıl bir vicdan azabı yaşayacaktım? Bakışlarımdan anlamış olacak ki "hadi kes!" diye bağırdı umut.

Şaşkınlığımı gizleyemiyordum, bacağının kesilmesini istiyordu umut.

Bıçağımı elime aldım ve kesmek için hazırladım.

Fakat sonra aklıma bacağındaki kemik yüzünden kesilemeyeceğini, bunun ona daha fazla acı vereceğini düşündüm.

Durumu Umut’a açıkladım. Gamze kendini toparlamıştı ama hala ağlıyordu. Umut’un elinden tutup ona destek olmaya çalışıyordu ama bu Umut’un pekte umrunda değil gibiydi.

Umut’un bacağını kesmeden önce içerideki kemiği kırmam gerekiyordu. Bacak böylece daha kolay kopacaktı ve Umut daha az acı çekecekti.

Umut’un ağzına küçük bir sopa verip tüm gücümle ters çevirdiğim bacağına vurdum, öyle bir darbeyle vurdum ki ilk seferde kırıldı. Bunu çıkan sesten anladım.

Gözlerimi kapatıp bıçakla Umut’un bacağını kestim.

Çok hızlı olmalıydım çünkü kan kaybından ölebilirdi. Gamze üstündekini çıkartıp bana verdi.

Umut’un bacağını sardım, kan durmamıştı ama en azından azalmıştı. Etrafa fışkırmıyordu az önce olduğu gibi.

Fakat biz de bir şey göremiyorduk. Sadece kulaklarımızı tırmalayan bu çığlık sesinin başımızı belaya sokacağını biliyorduk.

Arkadaşlar eleştiri ve önerilerinizi yazın lütfen 7. Bölümü Pazartesi yayınlıyacağım görüşmek üzere

Gün BatımıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin